3

1849 Words
Gözlerimi açtığımda Ateş’in yatağındaydım. Gerçeklik algım yavaş yavaş kendine geliyordu. Bir an kendimi bir rüyanın içinde bulmak istedim; yaşadığım onca şeyin sadece bir hayalden ibaret olmasını istedim. Ateş’in kokusu tüm odayı sarmıştı. Düşündüm, acaba gerçekten Ateş’in eşi olabilir miydim? Ancak çizgi r******rında görebileceğim her şeyi erken yaşta kendimde görme şokunu yaşıyordum. Sinirle yataktan kalktım, elimdeki yüzüğe baktım. Ateş’in dediğine göre bunu çıkarmadığım sürece hiçbir sorun yoktu. Salonda şöminenin karşısında büyük bir karizma ile uyumuştu. Üstü yarı açıktı, vücudu oldukça çekiciydi. Karın kasları gözüme batıyordu; hızla bakışlarımı çevirdim, kendimi hemen kaptırmamam gerekiyordu. Dışarıya çıkmak için adımımı attım. Havası sıradan dünya gibiydi ama renkler çok başka bir hava katıyordu. Herkes kendi düzenine bağlı gibiydi. Evin yolunu bulabilirim umudu ile ilerlemeye devam ettim; ancak önümü birkaç dakika içinde Lucifer kesti. "Nereye böyle güzellik?" Sorusu tam bir avelin soracağı cinstendi. "Öylesine geziyorum." "Emin misin böyle olduğuna?" Ellerimi öfke ile sıktım. "Seni tatmin edecek cevabı mı istiyorsun, yoksa benim gerçek cevabımı mı merak ediyorsun?" "Asi kızları her zaman sevmişimdir." Bir anda göz bebeklerinin kırmızılaştığını fark ettim. Aynı Ateş gibiydi ancak bu beni kötü etkiliyordu. Bir anda tüm vücudum güçsüz düşmeye başladı. İstemsizce gözlerimi Lucifer’in göz bebeklerine diktim. Gözlerimin parladığını hissettim ve aynı anda Lucifer’i büyük bir güç itti. Ama Lucifer pes etmedi, aksine yarım ağızla yeniden yaklaştı. "Gücün var demek ki, sıradan bir insan değilsin. Bu seni gözümde daha etkileyici kıldı." "Ben senin gözünde herhangi bir yere sahip olmak istemiyorum." Ellerini boğazıma sert bir şekilde geçirdi. Boğazımı sıkması ile gözlerimi sıkıca yumdum. Nefesim olduğundan fazla kesilmişti, boğazımda şimdiden iz çıktığını hissedebiliyordum. Lucifer’in eli geri çekildiğinde bunun kendi iradesi dışında olduğunu anladım. Lucifer’in bakışlarını takip ettiğimde Ateş’i gördüm. Gözlerini önce Lucifer’de gezdirdi, daha sonrasında bana... Yanıma yaklaşıp beni arkasına aldı. "Bana ait olan şeylerden ne zaman uzaklaşacaksın dostum?" Lucifer’in çenesi sıkıldı. "Evliliğiniz onanmadı daha, olmadı dostum, hemen sevinme! O sana ait değil." Ateş sanki bana sahipmiş gibi elini belime atıp kendine çekti. "Benim olandan uzak dur! Eğer bir daha yaklaştığını görürsem kendi ellerimle senin sonunu getiririm, kurallar da umurumda olmaz!" Bunu demesi ile birlikte beni kucağına aldı. "Ne yapıyorsun?" "Bana haber vermeden çıkıp gitmenin bedelini ödemedin daha tatlım, o yüzden o küçük çeneni kapat." Tutuşu sert değil ama koruyucuyordu. Eve geldiğimizde beni bırakması ile üstüne bağırdım: "Ne sanıyorsun sen kendini? Her istediğinde beni öpebileceğini, her canın istediğinde beni bir yerden alıp bir yere taşıyabileceğini mi sanıyorsun?" "Öyle sanmıyorum, öyle yapıyorum! Biraz aptal olmak yerine o aklını kullan. Bilmediğin bir dünyadasın; hiç tanımadığın ruhların arasında kalan tek yarı ruh, yarı insansın." "Bunların sorumlusu sensin! Senin yüzünden buradayım! Eğer beni kaçırmasaydın ben muhtemelen şu an evimde sakin bir şekilde sabah kahvemi içip işime hazırlanıyordum. Hayatımı altüst ettin!" "Bir halt bildiğin yok! O dünyada kötü ruhlar senin bedenini ele geçirmek için her şeyi yapacaktı. O gördüğün ve hissettiğin şeyler sana göre normal şeyler mi? Bir insanın gözüne bakarak aklını okumak sence normal mi?" "Yine de alışmıştım bu şekilde yaşamaya. Beni kendi halime bırakamaz mıydın?" dedim öfke ile. Bir adım yaklaştı. "Bıraksaydım ne olacaktı? Nereye kadar idare edebilecektin? İnsanların görüp duyamadığını görüp duymak eninde sonunda sana aklını kaybettirecekti." Sözünü kestim: "Aklımı zaten kaybettim, görmüyor musun ne halde olduğumu? Senin de dediğin gibi hiç bilmediğim bir yerde, hiç tanımadığım ruhların arasında tek insani duyguları olan benim! Onların bir amacı yokken, onlar yok olmayı, ruh olmayı kabullenmişken ben dünyada kalmış olan arkadaşlarımı, işimi düşünmek zorunda kalıyorum. Anlamıyor musun; tanımadığım bir adam ya da ruh beni öpüyor ve hiçbir şey olmamış gibi davranmamı bekliyor!" "Bu senin kaderin. Neden kaderini kabullenmiyorsun? Sen benim eşik olarak varsın, seni bu arafta da tutan benim." "Nasıl sensin?" "Benim eşim olman seni bu ikileme sokuyor, arafta bırakıyor." "Yani her şeyin sebebi sen misin?" "Ben değil, kaderin." "Ben seni istemiyorum!" Bakışlarını kapıya çevirdi. Artık gözlerindeki öfkeyi sıktığı çenesinden anlıyordum. "Buradan gittiğinde her şey normal olacak mı sanıyorsun? Her gün başka ruhları göreceksin, insanların senin hakkındaki kirli düşüncelerini okumak zorunda kalacaksın. Kim bilir, belki de arkadaşlarının hiç söylemediklerini okuyacak, duyacaksın." "Bunlara katlanabilirdim!" "Ben katlanmanı istemiyorum!" Yine aramızdaki mesafeyi kapattı. Dudakları dudaklarıma az bir mesafedeydi. Her ne kadar tepki vermesem de şu an beni öpmesini istiyordum. Garipti ama Ateş’le zıt kutuplar gibiydik; ne kadar uzaklaşsam o kadar çekiliyordum. Dudağıma hafifçe dudağını değdirdi. "Bak, görüyor musun?" Gözlerimi kapattım. "Ağzın ne kadar istemiyorum dese de vücudun bana tepki veriyor." Gözlerimi açtığımda durmadı, aksine belimden tutup kendine daha çok çekti. "Çok güzelsin." Bunu söylemesi ile yeniden dudaklarıma yapıştı ama bu sefer daha büyük bir açıklıkla öpüyor gibiydi. Vücudum sert duvara çarpınca gözlerimi yeniden kapattım. "İş herkese duyurulana kadar senden uzak durmam gerekiyor." Aniden ayrılması ile kendimi büyük bir boşlukta hissettim. Geri çekildi ama hâlâ hakimiyeti üzerimde gibiydi. Kokusu hâlâ burnumda geziyor, boğazımı yakıyordu. Hafifçe gülümsedi. "Sanki birileri halinden memnun gibi." Sinirli bir bakış attım. "Çok kafana göre hareket ediyorsun ve bu durum oldukça sinir bozucu." "İstiyorsan daha ileri gidebilirim." Yeniden bakışları dudaklarıma kaydı. "Sana burada dokunmuyorum çünkü daha konseyden net bir cevap almadım. Ama şansını zorlarsan, her zorladığın şans için ağır bir bedel ödersin. Uzak durman gereken kişilerden uzak dur, özellikle Lucifer’den!" "Neden? Neden Lucifer’in varlığı sana bu kadar fazla rahatsızlık veriyor?" "Ben seni zarar verebilecek olan kişilerden korumaya çalışıyorum. Bunu anlarken neden bu kadar sıkıyorsun beni?" "Çünkü anlam veremiyorum yaptığın hareketlere! Her fırsatta dudağıma yapışıyorsun." "Yıllardır dişisini bekleyen bir erkeğim ben güzelim, bunu normal karşılayacaksın. Sen bana ait olduğun için kokun bile beni sana çekiyor zaten. Eğer bana ait olmasaydın vücudum sana çekilmezdi." "Saçmalıklarını dinlemek istemiyorum." "Saçmalık dediğin gerçeklerin içinde kaybolmak üzeresin. Neyse, daha fazla tartışmıyorum. Mert Başkan beni çağırdı, yarına hazırlıklı ol," dedi göz kırparak. "Ne?" "Yarın sonsuza dek bana ait olabilirsin," demesi ile içim ürperdi. Bir yanım böyle yakışıklı bir adamla birlikte olması ile dolup taşıyordu, diğer yanım ise bana zarar vermesinden korkuyordu. Aynı zamanda kendi dünyamda bıraktığım insanlar, arkadaşlarım aklımdan çıkmıyorlardı. Odadan çıkması ile düşünmeye başladım. Buranın çıkış yolunu bulmak zorundaydım, başka türlü buradan kurtulmama imkan yoktu. Anlamadığım tek şey Lucifer’le alıp veremediği neydi? Bir rekabetten fazlası duruyor gibiydi. Zaman algısı burada çok farklıydı; nasıl zaman atlaması olduğundan haberim bile yoktu. Kendimi yatağa bıraktım. Düşüncelerim çok hızlı gelişiyordu. Bir yanım bu dünyadan kurtulmak isterken diğer yanım burada kalmak istiyordu. Aklım yeniden Ateş’in bana dokunuşuna gitti. Her dokunuşunda vücudum titriyor, sıcacık oluyordu. Nasıl olur da bu kadar kendimi bir yabancıya kaptırabiliyordum? Yoksa dediklerinde haklı mıydı, birbirimize mi aittik? Saçmalık... Düşüncelerimle bilincimi kaybettim. Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Bir gecedir uyuyordum. Şaşkınlıkla yanı başımda bana bakan Ateş’e çevirdim kendimi. "Neden vakit hiç geçmiyor?" Hafifçe gülümsedi. Gülümsemesi ile içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. "Bir gecedir uyuyorsun." "Ne?" dedim yerimden fırlayarak. "Buranın zaman algısı farklı güzelim," dedi. Göz kırptı. "Hadi kalk, güzel şeyler giyin." Yatağın ucundaki kıyafetleri gösterdi. "Bugün büyük gün, konsey kararını açıklayacak." "Ben ölürüm de seninle olmam!" "Belki de gerçekten ölüsündür." O an kendimi büyük bir boşlukta hissettim. Bakışlarımdaki donukluğu anlamış olacak ki yeniden söze girdi: "Hadi çabuk ol, konsey hataları kabul etmiyor." Sinirle kalktım, elbiseyi elime aldım. "Çık dışarı!" "Ne de olsa bu gece seni en ince detayına kadar göreceğim ama yine de sen bilirsin," diyerek çıktı. İzin vermediğim hiçbir şeyi bana yapamayacağını bilmeme rağmen yine de içimden bir yerlerden bu durumu kabulleniş vardı. Üzerimdeki mor kıyafeti giyindikten sonra odadan çıktım. Ateş de giyinmiş beni bekliyordu. Her zaman takım ve şık olarak giyiniyordu. Onu görmemle bakışlarım uzun süre kırmızılaşmış gözlerinde kaldı. "Kurt dişisini istiyor," dedi gülümseyerek yanıma gelirken. Elleri ile boynumu kavrarken hafifçe dudaklarıma öpücük kondurdu. Koluna girmemi ister gibi kolunu uzattı. Koluna girdiğimde, "Gözlerini kapat," dedi. Gözlerimi kapattığımda sanki vücudum keskin bir rüzgara teslim olmuştu. "Gözlerini aç." Açtığımda büyük bir salonun içindeydik. İnsanlar masalarda oturmuş bizleri izliyordu. Bugün her günden tek bir farkı vardı; buradaki ruhlar her günün aksine daha renkli giyinmişlerdi. Mert ve Alex karşımızdaki büyük sahnede ellerindeki kâğıtlarla bizi bekliyordu. Korkuyordum, ellerim titriyordu. Bunu Ateş fark etmişti. "Sakin ol güzelim, ben yanındayım." Boşta olan eli ile elimi tuttu. Biraz da olsa sakinleşmiştim. Hâlâ kendimi bir rüyanın içinde sanıyordum; her şey uyanınca bitecekti ve ben bunu koşarak Ceylin’e anlatacaktım. Ama gerçeklik bir çöl fırtınası kadar sıcak bir şekilde yüzüme çarpıyordu. Yeşim gülümseyerek yanımıza geldi. "Kararı Mert Başkan açıklayacak, siz de sahneye geçin." Ateş sanki bu cümleleri bekliyormuş gibi harekete geçti. Sahneye çıktığımızda tüm bakışlar bizi süzüyordu. Mert söze girdi: "Evet, bugün burada bir eş seçimi olacaktı. Ateş kendi eşini dünya ile bu tarafta, arafta kalmış bir ruhta olduğunu düşünüyordu." Tüm meraklı gözleri hissedebiliyordum. "Sonucu açıklamadan önce şu duruma açıklık getireyim: Bazı ruhlar arafta kalır ve arafta kalmaları onların buraya ait oldukları gerçeğini değiştirmez. Ama bazı arafta kalan ruhlar şanslıdır; çünkü birçok ruha hükmeden bir ruha eş olurlar." Kalbim heyecandan mı korkudan mı bilmediğim bir şekilde çok hızlı atıyordu. Ateş’e baktığımda büyük bir ciddiyetle Mert’i dinliyordu. "Gelelim sonuca... Melek sadece arafta kalan bir ruh değil, aynı zamanda iyi ve kötü ruh arasında kalmış bir ruh. Yani iki güce de ortak olurken öz ruh halini bulamıyor. Ancak incelemelerde görünüyor ki aslında..." O an herkes nefesini tuttu. Ben de her ne kadar bu duruma alışamamış olsam da nefesimi tuttum. "Aslında Ateş ve Melek ruh eşleri. Ruh eşleri genelde aynı ruh hallerini taşırken Melek her iki ruha da sahip; ancak Ateş için var olduğu gerçeğini de değiştirmiyor." Yeşim öne çıktı, ardından Zeynep ve Sofia geldi. Yeşim elindeki kolye ile arkama geçerken Sofia ve Zeynep ellerinde parlayan bir iğne ile yanımda durdular. Yeşim söze girdi: "Seni ve Ateş’i tebrik ediyoruz. Sizden gelecek olan ruhların buradaki düzeni bozmamalarına dua ediyoruz." Zeynep kolumu okşadı: "Şimdi sana iki iğne yapacağız. Benim sana yapacağım iğne burada güçlerini rahatça kullanmanı sağlayacak; Sofia’nın yapacağı iğne ise sen ve Ateş’in sonsuza kadar bir olmasını sağlayacak." Anlamaz bakışlarla Zeynep’e baktım. Koluma aniden batırdığı iğne ile gözlerimi kapatıp dişimi sıktım. O sırada Sofia, Ateş’in sol kolundan çektiği mavi kanımsı sıvıyı benim sol koluma aktardı. O anda Ateş’in ve benim yıldız işaretlerimiz aynı anda parladı. Gözlerimi açıp Ateş’e baktığımda onun da bana baktığını gördüm. Mert yanıma geldi: "Gördüğün kolye sana bir armağandır. Unutma, bundan sonra sen Ateş’e aitsin. Umarım sonsuza kadar mutlu olursunuz." Mert bu sefer ruhlara döndü: "Yakınlar, iyi dilekler için sahneye çıkın." Sırayla Eda, Pınar, Alev, Lucifer sahneye geldiler. Ardından Mert iki kişiye döndü: "Arkadaşlarınızın yanında olun." Sefa ve Can da sahneye geldi. Ateş’in dişlerini sıkma sesini duydum. Herkes samimiyetle sorduktan sonra sıra Alev’e geldi; ancak Alev elimi tutup sıktığında bir şeylerin ters gittiğini anladım. "Tebrik ederim," dedi. Kulağıma yaklaştı, sadece benim duyacağım bir ses ile: "Cehennemine hoş geldin!" Yeniden sahte bir gülüş takınarak geri çekildi. Alev’de geldiğim günden beri bir gariplik seziyordum. Saatlerce dans ettiler, eğlendiler. Ateş’in yanına Yeşim geldi. Kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra Ateş elimi tuttu. "Sevgili eşim, gitme vaktimiz geldi. Gözlerini kapat." Gözlerimi kapattım. Aynı esinti yeniden oldu ve bu sefer gözlerimi açtığımda yeniden eve gelmiştik. "Bu gece benim olmak ister misin?" dedi. Anlamaz gözlerle Ateş’e baktım. "Uyumak istiyorum sadece." "Peki," dedi. Geceliğimi giyip yatağa uzandım. Ateş de soyunup yatağa girdiğinde sinirle Ateş’e döndüm: "Burada mı yatacaksın?" "Evet. Karımın yanında yatmamın neresi suç acaba?" "Git eski yerinde yat, burası benim yatağım!" "Belim ağrıyor be kızım, el insaf!" "İyi o zaman ben giderim," diyerek kalkacakken beni durdurdu. "Aman be, tamam, uyu sen!" Diyerek kendine dolaptan bir örtü ve yastık alıp çıktı. "Sinir bozucu..." diyerek söylendim ve gözlerimi yumdum. Tek aklıma gelen cümle "Cehennemine hoş geldin" cümlesiydi. Ne demek istemişti?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD