Zerda' nın anlatımı...
Okuyacaktım ben. Denizi olan bir şehire gidip deniz kokan bir adamla büyük bir aşk yaşayacaktım. Aslında abim kimi seviyor bilmem. Bir kere Dicle ile gördüm onu. Sevgili olabilirler mi diye düşündüm ama beni pek memnun etmedi bu düşünce. Dicle' yi pek sevdiğim söylenemezdi. Çok iyi tanımaktan değil. Bir şey var o kızda ve beni rahatsız ediyordu. Sonra babam geldi ve abimin Dicle' nin kardeşiyle yakalandığını öğrendim. Abimle aramız kötü değildir ama öyle arkadaş gibi de değiliz. Ağa olması beklenen bir adam öz kardeşiyle bile arkadaş olamaz zaten. Özellikle de kız kardeşiyle. Onun her şeyi gizemlidir. Abimde zaten soğuk biri. Hayatına biri girsin istiyordum ama yeğenime güzel bakacak annelik yapacak biri. Abimin ona pek baktığı söylenemez. Sevmediğinden değil. Erkeğe yakıştırmazlar öyle. Daha altı aylık bebekken annesini kaybetmiş bir çocuktan böyle böyle babasını da esirgediler. Annem bakıyor yeğenime. Evdeki yardımcılar falan. Kız torun olunca çokta kıymetli değil tabii annemin gözünde de. Babam daha iyidir. Yeğenimi de sever. Ama tabii ağa olarak onunda işi başından aşkın. Abimi sen ağa olacaksın diye diye kendi kızından uzaklaştırdılar. Bu yüzden hayatına biri girerse önce annelik vasfı olsun isterdim ama Dicle' de bunu görmüyordum. Kardeşi Narin' i ise neredeyse hiç tanımam. Kim olduğunu öğrenene kadar köyde böyle biri olduğu aklıma bile gelmedi. Yok gibi bir kız.
Neler olduğunu anlamaya uğraşırdım ama berdel kararıyla dünyamı karartılar. Önce benimle evlenmemesi için Devran' la konuşmayı düşündüm ama Devran inatla benimle evlenmek istiyordu. Aşık mıdır nedir diye düşünüyordum. Kınada yaptığım kurbanlık sayılırım olayı da kimsede etki etmedi. Herkes kaderime razı olmamı bekliyor ama benim için bu kolay değil.
Abim, bu kararı nasıl kabullenebilir, hiç anlayamıyordum. Berdel… Sadece bir kelimeydi ama benim için koskoca bir hapishaneye dönüşmüştü. Ben, hayallerini deniz kenarındaki bir şehirde okumaya ve deniz kokan bir adamla aşk yaşamaya bağlamış bir kız, şimdi başka birinin sorunlarının çözümü için pazarlık masasında bir piyondum. Babam, her zamanki sertliğiyle kararını verdiğinde gözleri bir an bile titremedi. Üzüldüğünü biliyordum ama töresine bağlıydı. Annem, “Bu senin hayrına, kızım.” diyordu ama gözleri kaçıyordu. Annen abim için herkesi kurban edebilirdi. Abim ise, sanki bu olay onun sorumluluğunda değilmiş gibi, yüzünde hiçbir duygu belirtisi olmadan sessiz kalmayı tercih etti. Ona en çok bu yüzden kızgındım.
Berdel kararı duyurulduktan sonra, köyde herkesin gözleri üzerimdeydi. Sessiz bir itaat mi göstereceğim, yoksa isyan mı edeceğim? “Zerda, abine yakışır bir kardeş ol.” demişti annem, ama bu cümle bir lanet gibi zihnimde yankılanıyordu. Kendi hayatımdan vazgeçmek, abime yakışır olmak mı demekti? İçimden isyan etmek geçiyordu, ama dışarıya yansıtabildiğim tek şey çatılmış kaşlar ve inatçı bir sessizlikti. Çünkü denediğim isyanlar boş kalmıştı.
Kına gecesinde son bir şansım olduğunu düşündüm. Bir tür sembolik direniş. “Kurbanlık sayılırım.” dediğimde herkesin suratına bir şok dalgası yayılacağını hayal etmiştim. Ama yanılmışım. Kimse, bir kızın kaderine isyan etmesini ciddiye almıyordu. Annem, “Kızım, şimdi sırası değil.” diye fısıldadı kulağıma, dudaklarında zoraki bir gülümseme. Babam ise oturduğu yerden kalkıp bana doğru gelmedi bile, sadece yanındakilere dönerek bir şeyler mırıldandı. Sözlerinin arasında “Gençlik işte.” diye bir şey olduğuna eminim.
Düğün günü geldiğinde ise içimde hala bir umut vardı. Belki son anda bir şey olurdu, belki Devran vazgeçerdi ya da babam başka bir çözüm bulurdu. Ama hayır, o umut da boşa çıktı. Herkes o kadar olağan bir şekilde bu olayı kabullenmişti ki, sanki bu düğün bir çözüm değil, yıllardır beklenen bir bayramdı.
Düğün kalabalık ve kaotikti. Herkesin gözü üzerimdeydi, özellikle de köyün kadınlarının. Gelinliğim içinde ağır ağır yürürken ayaklarımın altında hissedilen toprak, sanki beni daha da derine çekiyordu. Herkesin bakışları, hem beni inceleyen hem de kaderime boyun eğmemi bekleyen bir mahkeme gibiydi.
Düğünden sonra bir an ortalık karıştı. Aslında Devran' ın karısı sayılmazdım. Daha nikah yapılmamıştı ama davetliler vs derken kalabalık içinde Devran birden bireğimden tuttu. Sert bir hareketle beni kalabalığın arasından çekip götürmeye başladı. “Ne yaptığını sanıyorsun?” diye bağırdım. Sesim biraz titriyordu, çünkü bu kadar kararlı bir adamla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. O ise arkasına bile bakmadan, “Yürü!” dedi. Bu bir cevap değildi, sadece bir emirdi.
Devran beni kalabalığın dışına çıkarırken, insanların bize baktığını hissediyordum. “Bırak kolumu! Beni nereye götürüyorsun?” dedim. O ise durup, “Beni dinlemeyi öğren, Zerda.” dedi. Sesi sakindi ama bir o kadar da tehditkardı. O anda fark ettim ki, Devran ’ın bu sert tavrı, köyün erkekleri arasında normal sayılıyordu. Ama benim için bu bir normal değildi, kabul edilemezdi.
Beni sürükledi, sürükledi… Ayaklarım toprağı kazırcasına, inadına direniyordum ama gücüme gücü yetmiyordu. Yolun nereye varacağını bilmiyordum. Korkum mu, merakım mı ağır basıyordu, karar veremiyordum. Sonunda durduk, etrafıma bakındım. Mezarlık... Kalbim göğsümde hızla çarpmaya başladı. “Beni öldürecek mi?” diye düşündüm, ama hemen bu fikri saçma buldum. Birini öldürmek için mezarlığa getirmek gereksiz bir zahmet olurdu.
Tam düşüncelerimin arasında kaybolmuşken, beni sert bir hareketle bir mezarın üzerine doğru fırlattı. Dizlerim toprağa çarptığında acıyı hissettim ama aklım hala ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Gözlerim mezar taşına kaydı. Sanırım telefonun ışığını açmıştı. Üzerindeki yazıyı okuyunca nefesim kesildi. Bu, abimin ölen eşi Jiyan’ ın mezarıydı. Ama burada ne işimiz vardı?
Başım dönmeye başlamıştı. Ne yapacağımı bilemez bir halde Devran ’a baktım. O, gözleri alev alev, başımdaki duvağı sert bir şekilde çekip çıkardı. Canım yandı ama sesimi çıkaramadım. Gözlerindeki öfke ve acı, beni susturmuştu.
“Sana hiç yakışmıyor.” dedi. Ses tonu, sertlikle alay arasında bir yerlerdeydi. Elindeki duvağı nazik bir hareketle mezar taşına koydu.
“Bu halinle bile çok yakıştı.” diye ekledi, gözlerini mezar taşına dikerek. Bir anlık sessizlikte, rüzgarın sesini bile duyabiliyordum. Şok içindeydim. Onun bu ani ve tutarsız hareketlerini anlamlandırmaya çalışırken kelimeler ağzımdan dökülüverdi.
“Sen Jiyan ’a mı aşıktın?” diye sordum, şaşkınlık ve korku karışımı bir sesle.
Başını bana çevirdi, yüzündeki ifade hem çok şey anlatıyordu hem de hiçbir şey. “Biz birbirimize aşıktık.” dedi. Sesindeki acı o kadar yoğundu ki, sanki yıllardır biriken bir fırtınayı dışarı salıyordu. “Ama abin onu öldürdü.”
Bu sözleri duyar duymaz nefesim kesildi. “Jiyan intihar etti.” diye itiraz ettim, sesim titrek ve zayıftı.
Devran, gözlerini kısarak bana yaklaştı. “Kimin yüzünden intihar etti?” dedi. Her kelimesi, birer tokat gibi yüzüme çarpıyordu.
Başımı salladım, ne diyeceğimi bilemiyordum. “Bilmiyorum.” dedim, sesi çıkmayan bir fısıltıyla. “Ben Jiyan yengemi severdim. Öldüğünde daha 12 yaşındaydım. Beni suçluyor olamazsın.”
Devran, mezar taşına dönerek ellerini üzerine koydu. Uzun bir süre konuşmadı. Ben ise orada, dizlerimin üzerinde oturmuş, onun hareketlerini izliyordum. Bu sessizlik, kelimelerden daha ağırdı.
“Ona hala aşıksın. Peki, bu evlilik neden?” diye sordum, içimde hem bir öfke hem de bir merak kabarıyordu.
Bana döndü, gözlerinde sert bir ifade vardı. “Çünkü adalet böyle sağlanacak. Gelmişken kendine bir mezar yeri beğensen iyi olur. ” dedi.
...
Narin' in anlatımı...
" Ben bir kadını öldürmem. " dedi Fırat. Ben bir kadını öldürmem. Daha 18' imde olmam önemli değildi. Hiçbir şuçum olmaması da önemli değildi. Sadece kadın olduğum için beni öldürmek istemiyordu.
" Benden vazgeçiyorsun yani Fırat. " dedi ablam. Öz ablam. Öz olduğuma zerre kadar şüphem yok. Öz olduğum halde bana tahammül edemiyorlar eğer evlatlık olsam çoktan atılmış olurdum.
" Seni seviyorum Dicle. " dedi Fırat. Az önce dini nikahla kocam olan adam ablama aşkını ilan etmekten zerre kadar rahatsız olmuyordu.
" Sevmek bir işe yaramıyor ama enişte. " dedi Dicle imalı bir şekilde.
" Ben bir kadını öldürmem Dicle. Ama resmi nikah için nüfus cüzdanını çıkarmamız gerektiğini bahane edecek ve onu burada bırakacağım. Gerisi sana kalmış. " dedi Fırat. Ablama sen öldür diyordu yani.
Onları orada daha fazla dinlemek istemedim. Geri çekildim, sessizce eve doğru yürüdüm. Ayaklarım titriyordu, ama bir şekilde kendimi ayakta tutmayı başardım. Odamın kapısını kapattığımda, sessizce oturup Fırat ’ın sözlerini tekrar tekrar düşündüm.
Beni sevmediğini zaten biliyordum. Ama onun ablamı hala böyle sevmesi, içimdeki kırıklığı daha da derinleştirdi. Ben sadece bir gölgeydim; Fırat ve Dicle’ nin hikayesindeki bir yan karakter, bir engel. Oysa benim de hislerim vardı. Ama kimse bunu umursamıyordu. Ölmek istemiyordum. Ölüm gibi bir şeydi zaten Fırat' la evlenmek ama yine de 18' imde ölmek istemiyordum.
Fırat gerçekten beni almadı. Babasına; " Hep örnek olmamı istemiyor muydun? Resmi nikahsız kızı eve götürerek nasıl örnek olabilirim? Kalsın nikaha kadar baba evinde. " dediğini duydum. Ablam beni öldürsün diye baba evinde bırakıyordu beni. Beni bıraktı ve kardeşini alıp gitti. Bu evlilik işi çok tuhaf oluyordu. Köy daha önce böyle evlilik görmemişti. Burada erkekler daha nişandan sonra bile kendi malı gibi davranırdı. Zerda ile Devran' ın nikahı iki gün sonraydı. Her şey çok hızlı olduğu için yetişmemişti. Benim ise hala kimliğim yoktu. Ferman Ağa Fırat' a işlemleri hızla halletmesini söyledi ama Fırat' ın acele edeceğini sanmıyordum. Sanırım benim kimliğim ölürken olacaktı.
O gece, gözlerimi hiç kapatamadım. Fırat ’ın sesindeki öfke, Dicle’ nin cevabındaki çaresizlik... Hepsi beni boğuyordu. Kendi odamda bile nefes almakta zorlanıyordum. Bu evlilik, dört kişinin de hayatını cehenneme çevirmişti, ama en çok da beni yakıyordu.
Bu karmaşık oyun içinde ben kimdim? Sadece bir satranç taşından mı ibarettim? Kendi odamda, kendi evimde, nefes almakta bile zorlanıyordum. Beni burada bırakmıştı; Fırat, Dicle’ ye bırakmıştı.
Fırat, ablamı seviyordu. Bu gerçeği kabul ediyordum, ama ablamın ona olan duygularını çözmek zordu. Gözlerindeki bakış, sözlerindeki ağırlık… Ablamın niyeti neydi? Bana bu kadar nefretle bakmasının sebebi neydi? Dicle, hep güçlü ve kendinden emin görünürdü. Ama beni öldürmek ister mi? Bunu yapabilir mi?