YENİ TİM

1857 Words
Albay Tarık Emre’ nin sesi yumuşaktı ama tonundaki ciddiyet yerindeydi. Gözleri duvara asılı eski bir haritaya takılmıştı. Haritanın köşesinde zamanla solmuş bir asker fotoğrafı vardı. Fotoğraftaki genç kız onun kızıydı. Seda. Bir çiçek gibi solmadan önceki haliyle orada duruyordu hala. O günden sonra, yani kızını toprağa verişinden sonra, yaşadığı her gün bulanıktı. Serdar sessizdi. Saygısından değil, içinde tuttuğu bastırılmış öfke ve şüpheden. Yaren ’in kim olduğunu çözmeye çalışırken, onun gözlerinde Seda 'yı görmek sinirlerini bozmuştu. Onun yerine geçmiş, komutanının vicdanına dokunmuştu sanki. “Komutanım.” dedi sonunda, sesi kararlı ama düşük perdedeydi. “Kızın geçmişi temiz değil. Zeydanların içinde büyüyen biri, Berzan ’ın elinden çıkan biri... Temiz kalamaz.” Tarık Emre gözlerini haritadan ayırmadan konuştu. “Sen hiç karanlıktan kaçan birini gördün mü Serdar?” Serdar gözlerini yere indirdi. “Karanlığın içine doğan, orayı evi bellemiş birinden bahsediyoruz.” “Ya o karanlığı hiçbir zaman benimsememişse? Sadece mecbursa? O ihtimali hiç düşünmüyor musun?” Serdar, birkaç saniye sustuktan sonra başını salladı. “Ben ihtimallerle hareket etmiyorum Komutanım. Somut bilgilerle ederim. O yüzden timi hazırlamaya gidiyorum. Bilgiler gelene kadar kız hayatta kalacak. Emrinizdir.” Tam kapıdan çıkmak üzereyken Albay arkasından seslendi. “Serdar.” “Emredin?” “Bazen geçmişi olmayanlara bir hayat vermek gerekir. Belki bu kız, hayatta tutabileceğimiz ilk şeydir.” Serdar, komutanının acısını bilirdi. O yüzden tek kelime etmeden selam verdi ve çıktı. Kapı kapanınca, Tarık Emre odada yalnız kaldı. Masasına oturdu, çekmeceden küçük bir defter çıkardı. Sayfaları arasında kızının yazdığı son mektubu vardı. “Keşke senin gibi asker olabilsem baba…” diye başlayan. Okuldaki mektup ödeviydi. .... Yaren odada hala ellerini ovuşturuyordu. Zincirler çözülmüştü ama bileklerinde izler kalmıştı. Önüne bırakılan yemek, soğumuştu ama açlıktan midesi acıyordu. Yavaş yavaş yemeye başladı. Bir yandan gözleri kapıya takılmıştı, bir şeyden korkar gibi. Onu buraya getirenlerin niyeti neydi bilmiyordu. Kimse ona güvenmiyordu. Aslında kendisi de kendisine güvenmiyordu. Aklında hala Berzan ’ın ona zorla ezberlettiği cümleler vardı. “Sakın adımı söyleme. Beni tanımıyormuş gibi davran. Eğer bir gün okula birileri gelip beni sorarsa tanımıyorsun bile, tatlı görün önce gülümse. İnandırıcı ol. Sadece bu şartlarda okuyabilirsin. ” Gülümsemek... Şimdi imkansızdı. Kapı tıklatıldı. Açılmadı ama bir ses duyuldu. “Yaren. Duyabiliyorsan bil. Hayattasın. Bu iyi bir şey. Ama kendini aklamak istiyorsan, konuşman gerek. Gerçekleri anlat. Serdar' a güven. ” Ses Albay ’a aitti. Yaren şaşırmıştı. Sırtını duvara yasladı. Bir taraftan içindeki korku büyüyordu ama diğer taraftan bu adamın sesindeki merhamet, onu hazırlıksız yakalamıştı. Kafasında yankılanan tek cümle vardı: “Bazen geçmişi olmayanlara bir hayat vermek gerekir.” Ve Yaren, geçmişini unutmak, sadece hayatı yaşamak istedi. Ama kendini anlatmak mümkün olacak mıydı? Amcası neden o kadar gizemli davranıyor onu bile bilmiyordu. Yolunda yürüyebilmek için hiç sormamıştı. .... Gecenin karanlığında, deniz kıyısına vuran rüzgar kadar sert bir görev bekliyordu Serdar ’ı. SAT’ ın yeni özel görev timi için altı kişilik bir kadro kuracaktı. Ama bu, sıradan bir ekip değildi. Bu tim, sadece teknik olarak değil, zihinsel olarak da en zorlu operasyonlara hazır olmalıydı. İlk durağı Üsteğmen Ediz Karakuş oldu. Kod adı Çelik' ti. Serdar, Konya ’da yapılan bir tatbikatta tanışmıştı onunla. Atış poligonunda, hareketli hedefe 500 metreden üç kurşunla nokta atışı yaparken bile nabzı sabit kalan, sanki doğuştan keskin nişancıydı. Ediz, 29 yaşındaydı. İki yıl Bordo Bereli, üç yıldır SAT timinde görev yapıyordu. Soğukkanlıydı, gereksiz konuşmazdı. Serdar, onu kamuflajın içinde izlediğinde tek düşündüğü şey şuydu: “Bu adam, ölümle dans ediyor ama tereddüt etmiyor.” İkinci durağı Kıdemli Başçavuş Koray Kurt oldu. Kod adı Kurt' tu. Adana’ da bir arama -kurtarma operasyonu sırasında enkaz altından bir askeri çıkarmıştı. Ama onu asıl özel yapan şey bu değildi. Koray , SAT 'ın teknik cihaz uzmanıydı. Elektronik kilit sistemleri, su altı patlayıcıları, sismik algılayıcılar... Serdar, onu gizlice izlediği sırada, denizaltı tatbikatı için kurduğu sistemde beş farklı sinyali aynı anda kontrol ederken bile espri yapabildiğini fark etmişti. Bu işin ciddiyetini unutmayan ama gerginliği de dağıtan biriydi. 33 yaşındaydı. Serdar' dan büyüktü ama emir komuta bilirdi. Evliydi. 26 yaşında oldukça sevecen ve esprili bir eşi vardı. Birbirlerine çok aşıklardı. Üçüncü durağı Teğmen Seher Uğur oldu. Kod adı Çivi' ydi. Seher, Karadeniz kıyısında bir tatbikatta gözüne çarpmıştı Serdar ’ın. Ne kadar zor bir parkur olursa olsun, ne kadar yorgun olursa olsun asla yavaşlamıyordu. Duruşu, konuşması, gözlerinin içine bakışı; bir çivi gibi sabit ve sertti. Ama Seher ’in en dikkat çeken yanı, sivilleri koruma konusunda gösterdiği hassasiyetti. Üstelik geçmişinde bir hayal kırıklığı vardı. Evli bir adamın ilgisini fark edip kendini hemen geri çekmiş, mesafeyi kalın bir çizgiyle çizmişti. Bu da onu daha da saygı duyulası biri yapıyordu. Adam komutanı olduğu için bu süreç oldukça zorlu olmuştu onun için. 27 yaşındaydı. Dördüncü durağı Astsubay Kıdemli Üstçavuş Baran Yıldız oldu. Kod adı Karanlık' tı. Gece operasyonlarının adamıydı. Gece görüş dürbünü olmadan bile yön bulabiliyor, sessizce düşmanın arkasına sızabiliyordu. Gölgelerle dost gibiydi. Baran, Diyarbakır ’da bir operasyonda 7 kişilik bir hücreyi tek başına bertaraf etmişti. O günden beri kod adı “Karanlık” olmuştu. Serdar, onun o geceyi anlatırlarken sustuğunu, sadece gözlerini devirdiğini görmüştü. Konuşmaya değil, harekete inanıyordu. Övünmeyi sevmiyordu. 31 yaşındaydı. Beşinci durağı. Üsteğmen Onur Aksak oldu. Kod adı Saatçi' ydi. Zamanlama takıntısı olan bir adamdı. Görev planlamalarında saniye hesabı yapmadan rahat edemezdi. Sualtı baskınlarında, dakikasına değil, salisesine göre plan yapan birisiydi. Serdar, onu Ege kıyısındaki bir birlikte, tüm ekibi 42 saniye erken çıkardığı için cezalandırıldığını öğrendiğinde ilgilenmeye başlamıştı. Emre itaatsizlik gibi görünse de, o 42 saniye sayesinde herkes hayatta kalmıştı. Serdar, bu adamın sadece saat değil, kader ayarladığını düşünüyordu. 29 yaşındaydı. Altıncı ve son durağı, Astsubay Üstçavuş İlayda Sancaktar oldu. En çok onun üzerinde düşünmüştü. Kod adı Sis' ti. Onu izlemek neredeyse imkansızdı. Su altına dalıyor, 15 dakikaya kadar çıkmıyordu. Özgürlük duygusunu denizin içinde bulmuştu. Duygusaldı ama görev sırasında bir buz kütlesi kadar soğuktu. 28 yaşındaydı. Serdar' ın tereddüt etme sebebi emre itaat yönünün zayıf olmasıydı. Serdar, seçtiği altı kişiyi İzmir’ deki SAT Komutanlığı ’na getirtti. Onlara tek tek bakarak: “Bugün size değil, karakterinize güveneceğim.” dedi. “Sınav teknik değil. Bu sınav; sadakat, yorgunlukla baş etme ve arkadaşını sırtında taşıyabilme sınavı.” Üç aşamalı bir test vardı. Zamanlı engel parkuru: 2 kilometrelik koşu, ardından 20 kilo sırt çantasıyla 30 metre sürünme. Zaman sınırı: 8 dakika. Sualtı oryantasyon testi: Haritasız olarak hedef bulma ve geri dönme. Dalgalar sert, su soğuktu. Takım psikolojisi: Rastgele seçilen bir kişiyi “yaralı” olarak belirlemişlerdi. Diğer beş kişi onu 1 km boyunca taşıyacaktı. Kimin yardıma koştuğu, kimin itiraz ettiği not edilecekti. Serdar, gözlem kamerasının başında hiçbir kelime etmeden onları izledi. Baran sırtına aldığı Onur’ u düşürmemek için dizlerinin kanamasına aldırmadı. Seher parkurda düşen İlayda’ ya eliyle değil bakışıyla destek oldu. Koray sualtında 3 derece farkla hedefi saptı ama tek kelime etmedi; hatasını kabul etti. Testten sonra Serdar, dosyalarını önüne aldı ve kısaca şöyle dedi. “İsimlerinizin anlamı yok. Kod adlarınız bile bir yere kadar. Bu tim, bana değil; birbirinize güvenmeden çalışamaz. Yarın eğitime başlıyorsunuz. Görev yeri gizli. Hazırlıklı olun.” ... Gri Ankara gökyüzü, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Serdar Üsteğmen, altı kişilik yeni ekibiyle birlikte karargaha giriş yaptığında havada yalnızca nem değil; beklenti, baskı ve sorumluluk da ağırdı. Aylar önce aynı kapıdan Alfa Timi’ yle geçmişti. Şimdi yalnızca bir unvan kalmıştı onlardan geriye: “Şehit.” Askeri yürüyüş temposuyla yürüyen altı kişi, Serdar ’ın ardında tek sıra ilerliyordu. Kamuflajları giyilmişti ama hala üzerlerinde saha tozlarının izleri vardı. Henüz resmen tim kabul edilmemişlerdi ama hepsi gözleriyle hazır olduklarını haykırıyordu. Albay Emre pencerenin önünde durmuş, elleri arkasında birleşmiş şekilde uzaklara bakıyordu. Kapı çalındığında dönmedi bile. "Gel." dedi yalnızca. Serdar kapıyı açıp içeri girdiğinde, peşinden gelen altı kişi kapının dışında beklemeye başladı. “Yeni timin hazır mı?” dedi Albay, hala pencereye bakarak. “Hazır. Hazırdan da öte,” dedi Serdar tok bir sesle. Emre Albay nihayet arkasını döndü. Serdar ’ın yüzündeki çizgiler daha da belirginleşmişti. Gözlerinde eski yorgunluk değil; yeni bir kararlılık parlıyordu. “Listene baktım… Ülkede görevde olan iki kadın SAT var. İkisini de almışsın.” “Onlar istemeseydi, o listeye girmezlerdi. En iyi timde olmak istediler. Ben de en iyi olanı aldım.” Emre Albay, Serdar’ ın gözlerine baktı uzun bir süre. Sonra ufak bir tebessümle başını salladı. “Bu sefer o çocukların akıbetini tekrar yaşamayacağız Serdar. Bu tim, son olacak. Artık hata istemiyorum.” Serdar gözlerini kaçırmadı. Sesi kararlıydı: “Ben de istemiyorum Komutanım. Çünkü artık kaybedecek bir şeyim kalmadı.” " Kızı araştırdım. " dedi Albay. Serdar sadece öldürmesine izin çıksın diye bekliyordu. Ondan tepki alamayınca devam etti. " Berzan kızı bir adama kuma olarak vermeye kalkmış. Büyük oğlu kız kaçırmış çünkü. Kız imam nikahı olmadan geceden kaçmış. " " Bana hala inandırıcı gelmiyor. Ayrıca doğru olsa bile evlenmek istememesi onlardan olmadığı anlamına gelmez. " " Biliyorum. Ama kız henüz 17 yaşında. Annesinden imza alacağım. Kızı evlendireceğim. Kızın peşindeler. 17 yaşında bir kızın ölmesine izin veremem. Üstelik ondan öğreneceğimiz çok şey var. " Serdar bir an düşündü. Kız masum numarası yapıyordu. Başka bir askeri kandırabilirdi. " Ben evlenirim. " dedi pat diye. " Ciddi misin?" " Elbette. " Albay Emre ’nin dudakları, Serdar’ ın cevabından sonra ince bir çizgiye dönüştü. Masasının kenarına parmak uçlarıyla yaslandı, başını hafifçe eğip Serdar’ a baktı. Gözlerinde, alışkın olduğu ciddiyetin dışında bir sorgulama vardı. "Neden?" dedi. "Sadece görev diyemezsin. Bu... bu biraz fazlası." Serdar gözünü kaçırmadı. Sesi sabit, ifadesi kararlıydı. "Çünkü başka seçeneğimiz yok. Eğer bu kız gerçekten temiz değilse başka bir askerin onun yüzüne kanması, sonra da ihanete uğraması an meselesi. Onu çözebilecek tek kişi benim. Gerçek niyetini, ne zaman korktuğunu, ne zaman yalan söylediğini fark ederim. Hem..." Bir an durdu, sesi biraz daha soğudu. "Her gün onun gibi insanların ne yaptığını, neler sakladığını izledik biz. Gözlerinden bile anlarız. Ama bir sivil ya da acemi bir asker anlamaz. Genç, güzel bir kız. Üzülmüş, yalnız, çaresiz. Böyle görünebilir. Ama bizim karşımızda oturan herkes bir maske takar. Ve bu kız da farklı değil." Albay, gözlüğünü çıkarıp masaya koydu. Sessizce düşünüyordu. Bir subay olarak binlerce karar vermişti ama bu... bu farklıydı. "Henüz on yedi yaşında." dedi. "Bu kadar ağır bir yükün altına seni sokmak…" Serdar sözünü kesti, bu kez sesi daha yumuşaktı. "Ben yükü alırım. Ülke menfaati için evlenmek gerekiyorsa evlenirim. Kız gerçekten bir tehditse... O zaman gerekirse, onu kendi ellerimle gömerim." Albay’ ın yüzündeki ifade değişti. Ne şaşkındı, ne de kızgın. Sadece... yorgun. "Annesi kabul edecek mi peki?" diye sordu Serdar. "Zaten kızıyla yaşamıyor. Hem namusları için bunu çıkış olarak görecektir." "Ve sen?" dedi Albay, gözlerini kısıp. "Onu koruyabilecek misin? Onu izlerken tarafsız kalabilecek misin? Ya da... ona kalbinle inanmaya kalkarsan ne olacak? Sende insansın ve erkeksin Serdar. Sana güvenim sonsuz ama hepimizin nefsi var. " Serdar bir an sustu. Sonra başını kaldırdı. "Ben askerim. Kalbim, görevimle çatışmaz. Çatışırsa da... önce kalbime sıkarım." Albay gözlüğünü tekrar taktı. Derin bir nefes aldı. "İyi. Ama bu kararın altına ben de, sen de imza atıyoruz. Bu sadece bir taktik değil Serdar. Artık bir hayat söz konusu. O kız sadece bir istihbarat kaynağı değil. Artık devlet korumasında eğitimine devam edecek." Serdar başını salladı. "Anlaşıldı komutanım." Albay dosyayı kapattı. "Git, hazırla her şeyi. Ama unutma... eğer en ufak bir şüphen olursa, ilk kurşun senin silahından çıkmalı." "Emredersiniz." Serdar odadan çıkarken gözlerinde alışılmadık bir gölge vardı. Bu, onun alışık olduğu operasyonlardan biri değildi. Düşmanın izini takip etmek kolaydı. Ama şimdi düşman gözünün içine bakacaktı. Ve Serdar, bir an bile gözünü kırpmadan izleyecekti. Açığını bulacağına emindi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD