“Sevdiğin olmayınca konuşmak kolay tabii.” dedim, dudaklarımın arasından çıkan acı bir cümleydi. Kulağıma kendi sesim yabancı geldi. Hem suçlamaydı hem de bir tür yalvarış. Serdar başını çevirip bana baktı; gözleri yorulmuştu, ama öfke ya da mazeret değil, bir yükün ağırlığı vardı bakışında. “Ailem var.” dedi kısaca, sonra devam etti, sesi bir sorgu gibi değil, bir dava düzeyinde savunmaydı. “Sence ailemin bende değeri yok mu?” İçim bir an sustu. Onun için aile demesi, o katı komutanın ağzından çıkan o kelime benim için yeni bir şey değildi ama her defasında vurucu oldu. Ailesi gerçekten değerliydi. Benim için de. “Onlara değer veriyorsun elbette,” diye cevapladım, ama söylediklerim boşlukta asılı kaldı. Satır aralarındaki o soğuk gerçek beni üşüttü. Serdar daha da netleşti, sesi düşe

