Ertesi sabah Serdar geldi. " Gidiyoruz. " dedi sert bir sesle. Arabası sivil görünüyordu, siyah ve gösterişsiz, ama motoru sessizdi. İçim hala korku ve tedirginlikle doluydu; araca bindiğimde kalbim göğsümden fırlayacak gibi attı. Serdar hiçbir şey söylemeden direksiyona oturdu, arabanın içine zor yerleşti ve yola çıktık. Sessizlik, yol boyunca ağırlık gibi üzerimizdeydi. Ankara sokaklarından geçerken gözlerim etrafı tarıyordu. Herhangi bir hareketi, tanıdık bir yüzü, herhangi bir tehlikeyi fark etmeye çalışıyordum. Serdar yanımda oturuyor, elini direksiyonda sertçe tutuyordu. Ara sıra yan gözle bana bakıyor, sanki bütün düşüncelerimi okuyacakmış gibi süzüyor, ama konuşmuyordu. “Beni nereye götürüyorsun?” diye sordum sonunda, sesi titrek ama kararlıydı. “Alışverişe. Gerekli her şeyi

