2. Bölüm

509 Words
Demir Karadağ: Gözlerimi sabahın ilk ışığıyla açtım. Sessizliği delip geçen tek şey kuşların cılız ötüşleriydi. Uyandığımda ilk düşündüğüm şey, bu şehirde ne kadar yabancı olduğumdu. Her ne kadar alışmış gibi davransam da, hâlâ içimde bir yerde taş gibi duran o boşluk var. Kahvemi aldım, balkonun köşesine oturdum. Bu evde kaldığım her gün biraz daha susmayı öğreniyorum. Komutan geldi dün, görev yaklaşmış. Yeni bir görev, yeni bir rota. Alara’nın evinde kalabilir miyim diye sordu. İçimde bir yer hayır diye bağırdı ama sustum. "Kalabilir," dedim sadece. Çünkü artık duvar örmekten bıktım. Ama Alara… O kız… Sıradan gibi davranıyor, evet. Ama gözleri hiç susmuyor. Geçmişini anlatmıyor ama ben onun da bir yerlerde paramparça olduğunu hissediyorum. Belki de bu yüzden, sessizliği bana huzur veriyor. --- Alara: Demir sessiz biri. Öyle çok konuşmaz, ama sustuğu zaman daha çok anlatır gibi geliyor bana. Evimin misafiri oldu şimdi. Aslında bir yabancı ama aynı zamanda hiç tanımadığım bir yakınlık hissediyorum ona karşı. Ona çay demlediğimde teşekkür etmeden bakışıyla minnettarlığını anlatıyor. Ama ben susuyorum. Çünkü anlatacak çok şey var ama zamanı değil. İçimde bir fırtına var. Bazen gece uyanıp ağlamamak için yastığımı ısırıyorum. Ama bunu kimse bilmiyor. Bilmesin de. Güçlü görünmek zorundayım. Komutan geldiğinde Demir’e bir görevden bahsetti. Ben anlamam o işlerden, ama biliyorum bu sessizlik fırtına öncesi… --- Ayberk: Bir süredir sessizliği tercih ediyorum. Konuştuğun her kelime bir gün seni buluyor. Demir’in etrafında dönüp duruyoruz. O merkez, biz uydular. Ama onun taşıdığı yük bizden ağır. Alara’yı gördüm geçen gün, Demir’in evine girerken. Kız sakin, güzel... ama fazla düzgün. Biri ya çok düzgünse, ya da çok iyi yalan söylüyordur. Yine de karışmıyorum. Görev geliyor. Hissediyorum. Komutanın yürüyüşünden, suratındaki gerginlikten anlıyorsun zaten. Birlikte çıkacağız bu yola. Kimimiz döner, kimimiz dönmez. Ama şunu biliyorum, Demir’e sırt veriyorsan, düşmezsin. --- Mete: Kafamda binbir düşünceyle yürüyorum sabahları. Her köşe başı bana bir şey hatırlatıyor. Çocukken oynadığımız sokaklar bile artık mezar gibi geliyor. Ayberk’le konuştuk dün gece. "Demir değişti," dedi. Değişti, evet… Ama biz de değiştik. Ben bir karar aldım. Bu kez görevde farklı davranacağım. Bu sefer öne atılmayacağım. Önce çevremi koruyacağım. Çünkü Alara gibi bir kızın bizim gibi adamlara bu kadar yakın olması bir işaret olabilir. Belki de ilk kez bir kadını gerçekten koruma isteği duyuyorum. Ama onunla ilgili duygularımı anlayamıyorum henüz. --- Çelik: Benim adım Çelik. Sertliğim adımda değil, sustuklarımda. Bu ekibin en soğuk görüneni benim. Ama içimde en çok yangın olan da ben olabilirim. Demir’le çok görev yaptık. Sayısını unuttum. Ama bu sefer farklı. Bu Alara meselesi… Sade görünüyor ama fazla sessiz. Kadınların suskunluğu tehlikelidir. Yine de Demir onu koruyor. Demek ki değer vermiş. Demir kolay kolay birini içine almaz. Bu yüzden ben de bir adım geri çekildim. Herkesin bir kırılma noktası vardır. Demir’in kırılma noktası Alara mı, onu zaman gösterecek. --- Komutan: Kapıya vardığımda içimde bir huzursuzluk vardı. Bu görev sıradan değil. İçinde karanlık var. Kodlar değişti. Haritalar değişti. Ama en çok da insan değişti. Demir'e baktım. Gözleri uzak ama hazır. "Alara'nın evinde kalabilir misin?" dedim. Durdu, düşündü ve başını salladı. "Kalabilirim." İşte o an, bu savaşın sadece silahla olmadığını bir kez daha anladım. Bazen kalp en derin cephedir.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD