Dolunay sandalyede saatlerce oturmuş, Aren’i izlemişti. Şöminedeki ateş yavaş yavaş küçülmüş odanın loş ışığında Aren’in profili daha da keskinleşmişti. Her nefes alışında göğsünün yükselip alçalışı, battaniyenin altındaki güçlü hatları, Dolunay’ın zihnini ele geçiriyordu. Yorgunluk onu bir ara yenmiş başı hafifçe öne düşmüştü. Aniden Aren’in nefes alışı değişti. Düzenli ritmi bozuldu daha sık, daha kesik kesik oldu. Dudakları aralandı alçak, hırıltılı bir ses çıkardı. Yüzünde bir acı ifadesi belirdi, kaşları çatıldı. Dolunay hemen yerinden fırladı, yanına diz çöktü. “Aren? Aren, iyi misin?” Aren gözlerini açtı. Kehribar gözler bu sefer bulanıktı ateşten mi, acıdan mı belli değildi. Bakışı Dolunay’ın yüzünde gezindi tanımakta zorlanıyor gibiydi. Sonra gözlerindeki o kırmızı damarlar ani

