Akşam, evin içine yavaş yavaş çökmüştü. Işık, pencerenin perdesinden süzülürken duvarlarda sarı bir yorgunluk bırakıyordu. Demir sandalyede oturuyordu; sırtı dimdik, yüzü ifadesizdi. Çay önünde duruyordu ama o çay, Demir için sadece oradaydı. Ne sıcaklığıyla ilgileniyordu ne tadıyla. Hayatla kurduğu ilişki gibiydi bu: Vardı ama temas etmiyordu. Mert ise tam tersiydi. Evdeki her eşya onunla temas hâlindeydi. Bir sandalyeye oturuyor, kalkıyor, aynaya bakıp kendi kendine gülümsüyor, sonra Demir’in önünden geçerken bilerek yavaşlıyordu. “Demir,” dedi cilveli bir sesle, “sen hiç fark ettin mi, bu evde ben konuşmazsam duvarlar çöküyor.” dedi aynaya bakarken. Demir başını kaldırmadan cevap verdi. “Keşke çökse.” dedi bıkkın bir sesle. Mert güldü. “Bak işte, mizah yapıyorsun. Gelişiyorsun.” M

