imam öldü...

700 Words
Süheyla Meriç ne kadar da uğraşsam, daima kaosa batıyordum. bitmek bilmeyen eziyet, ve dışlanma ile hayata karşı meydan okuyuşlarım bos olsa da, pes etmiyordum. tıpkı şimdi yaptığım gibi, daima başıma gelen, en travmatik olay da bile üzülmüyor, bir piskopat gibi gülüyordum. eee bir şeyleri yenmek istiyorsanız, önce duygularınızdan arınmalıydınız ki, girdiğiniz savaşta kaybetseniz bile üzülmemeyi öğrenmeliydik. dudağımda hayvani bir gülüş ile, elimde tuttuğum kırmızı duvağı, keyifle salayıp, kapıdan salonun içine baktım. . ne de güzel bir gündü ama. salonun içi angut doluydu. yüce mevlam yağdırıyordu maşallah!!! " NE DEMEK KIZI VERMİYORUM MESUT!! BEN KARIMI ALMADAN HİÇ BİR YERE GİTMEM!! ONCA PARA SAYDIM ELİNE!!" bak bak bak! birde karım diyor yaşlı abaza... abim ise diğer abimin kolları arasından çıkmak, onu tutan kardeşine yumruklar atarak, salonun köşesindeki pencereye sinen abazanın üzerine üzerine yürümeye niyetliydi... " LAN!! NERDEN SENİN KARIN OLUYORMUŞ İTT!! DAHA ORTADA NİKAH YOK!! KALKIP KARIM DİYOR!! BEN SANA NE DEDİM!! BİR KIZ VERMEDEN BİZDEN KIZ ALAMAZSIN!!" Büyük oynuyor abim vesselam... abazanın kızları, ve gelinleri korkudan evden çıkıp gitmişlerdi, içerde sadece Mesut, Resul, imam efendi, Mahmut pısırığı ve ben kalmıştık. onlar içerde birbirine girerken, ve kapıya yaslanmış, öylece kaosun notalarını dinliyordum. burada acıdığım tek kişi yaşlı İmamdı. bir o yana bir bu yana nasihat verme derdindeydi, ama onu dinleyen yoktu malesef... ve yaşlı, hasta olduğu için, sürekli nefes nefese kalıyordu... " ALMADAN GİTMEMMM!! SÜHEYLA BENİM KARIM ARTIK!" bak helee... nasılda savunuyor beni... ne deniyordu bu ateşi başına vurmuş yaşlılara. " Abaza, sübyancı, şerefsiz, it oğlu it, ya da şey, sulu şeftali meraklısı... hay götüm... SÜHEYLA BENİM DEDİM O KADAR!!" yüzümdeki meraklı gülüşle abime baktım. bakalım o ne diyecekti. " ULAN SEN BELA MISIN!! VERMİYORUM ULAN! VERMİYORUMM!!" ay görende beni ne de çok sevdiğini söylerdi, ama ne acı ki, beni asla sevmiyor, üstüne dövüyordu bile... " BAK MESUT! TANSİYONUM ÇIKIYOR! YA VERİRSİN YADA ŞİKAYET EDER ZORLA ALIRIM!!" alırsın alırsın... anca olmayan şeyimin başını alırsın... yaşlı İmam abimin koluna girip, " yapmayın oğlum, bak çok ayıp oluyor ama... nerde edep, nerde saygı... Mahmut senden yaşca büyük! biraz saygı duy oğlum!" ahhh ahhh... şu imamın pozitif olması beni yerle bir ediyodu... acaba odamı nikahi kıymak için Mahmut denen abazadan rüşvet almıştı... tövbe tövbe... o bir din adamıydı. aklıma tüküreyim. kahkaha attım. evet, birbirlerini öldürmek üzere olan abimleri ve Mahmut denen abazayı umursamdan kahkaha attım. " HAHAHAA!! AYYY! İMAM EFENDİ! AZ ÇEKİLİN DE ABİM BİR MAHARETLERİNİ GÖSTERSİN AYOLL!" bunu kahkaha atarak söylediğimde, hepsi bir anda bana dönmüştü. imam efendi ise, elini ağzına götürüp, şaşırmış gibi kaşları havalanmıştı. iki abimde bana, beni öldürmek ister gibi bakınca, pot kırdığımı o an anladım. derince yutkunup, korkuyla abimin gözlerine hafifçe mahçup bir bakış attım. ama tam o sırada duymam gereken bir şey duydum. " eşhedü enlla illahe illallah v-..." gözlerimi abimlerden ayırıp, imam efendin kelimeyi şahadet getirmesini anlamaz gözlerle izledim. adamcağız elini kalbine atıp, ağzı açık kala, bir anda yere yığıldı... gözleri açık bir şekilde yerde öylece tavana baktı... baktı... baktı... ne olduğunu anlamadan, herkes saniyelerce buz kesmiş, imam efendinin yerdeki bir seksen yatmış bedenine şaşkın şaşkın bakıyordu... o an jetonum düştü. bu adam kalp hastasıydı. ve doktorlar en ufak stresten uzak durması gerektiği söylemişlerdi. ve aylar önce kalbinden ameliyat olmuştu.. ha siktir... adamı kaos ortamına sokup, üstüne bide öld-... ölmüş müydü yoksa... elimi saçlarıma geçirip, kapı eşiğinde deliler gibi bağırmaya başladım. " AĞÂĞAĞAĞA!!! BU ADAM KALP HASTASI ABİİİ!! ÖLDÜ !! VALLAHİ DE ÖLDÜ!! BİLLAHİ DE ÖLDÜ!!" herkes bağırışlarımla, bir bana bir yerde hareketsiz yatan yaşlı İmam efendiye bakıyorlardı. Mesut abim, elini ağzına götürüp, " HA SİKTİR!!!" dediğinde, artık olayı anladığını anladım. o sırada pencerenin dibinde olan Mahmut denen abaza, korkulu gözlerle bize bakıp, " sizin yüzünüden... sizin yüzünüzden öldü. ben... ben bir şey yapmadım." dediği an, elini arkasındaki pencereye atıp, pencereyi açtığı gibi kendisini dışarı atmıştı. yere düşmüş, ama geri kalkıp, koşar adım uzaklaştığını boş gözlerle izledim... ne yani üzerimize mi kalmıştı. ama daha öldüğünü bile bilmiyorduk ki, belki bayılmıştı. gözlerim tekrar yerde yatan İmam efendiye kaydığında, Resul abimi imam efendinin yanı başında diz çökerek oturduğunu, ve eliyle adamcağızın boynundan nabızına baktığını gördüm. elini bir anda ateşe değmiş gibi geri çekip, gerisin geri duvarın dibine büzüştü. başını ellerinin arasına alıp, beni derinden sarsan o iki kelimeyi söyledi. " adam... ölmüş " Süheyla yine ve yeniden bir boka batmıştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD