Mert kılıç... Akşam yemeği saati geldiğinde Demir saate baktı. O bakışta acele yoktu; daha çok, kaçınılmaz bir görevin başlamasına duyulan isteksizlik vardı. “Hazır mısın?” diye sordu. “Ruhen evet,” dedim. Bunu söylerken bile kendime pek inanmadığımı fark ettim. Demir yüzüme baktı, kaşını hafifçe kaldırdı. “Ya fiziken?” “Midem biraz tedirgin,” dedim. Bu, gerçeği anlatmanın en kibar yoluydu. Beni ciddiye almadı. Banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Aynaya bakarken, sanki bu akşamdan bir şey beklememem gerektiğini kendine hatırlatıyordu. Ben de yataktan kalktım. İsteksizlik, üzerime sinmişti. Otelin yemek salonu dedikleri yer, beklentinin öldüğü bir alandı. Üç masa, altı sandalye ve köşede açık bırakılmış bir televizyon. Görüntü yoktu ama ses fazlasıyla yüksekti. yanımıza yaklaşan kek

