Yüzünde yılların bıraktığı çizgiler gerginlikten kaybolmuş, rengi ateşin en harlı tonunu almış, boynundaki damarları belirginleşmiş ve yumrukları sımsıkı bir Cüneyt dayı gözleriyle kurşun sıkıyordu adeta. Ece onun uzakta büyüyen yeğeniydi belki ama Sude'den hiç ayırmamıştı. Melike'ye ne kadar ısrar ettiyse de onu Ece'yle beraber İzmir'e taşınmaya ikna edememişti. Babası gibi olmazdı belki ama yine de babalık yapabilirdi yeğenine. Onun uzakta büyümesi, içinde bir yaraydı zaten. Sanki Sude ondan uzakta büyüyormuş gibi yanıyordu içi. Çocukken sık sık alır, getirirdi İzmir'e kızını. Sude için ne alsa Ece'ye de alırdı. Özel günlerde özellikle Ece'yle olmaya özen gösterirdi. Ece liseye başladıktan sonra bu rutinleri azaldı ama Ece hep göğsünde resmen ondan ayrı büyüyen yavrusu gibi bir yaraydı.

