6.BÖLÜM

1753 Words
Karanlığın içindeyken kulağıma yavaş yavaş uğultular gelmeye başladı. Bir müddet sonra gelen sesler netlik kazanıp anlaşılır hale geldi: "Sonunda... Allah'a şükür sonunda kendine geliyorsun Elif. Artık aç gözlerini lütfen." Bu ses Ahmet'e aitti. Sesi fazlasıyla telaş ve endişe doluydu. Ağrıyan başıma rağmen başımı ağır ağır kımıldatıp sesin kaynağına doğru çevirmeye başladım. Bir yandan da üzerlerinde büyük bir ağırlık hissettiğim kapalı gözlerimi yavaşça aralamaya gayret ettim. En nihayetinde gözlerim bir nebze açılıp bilincim yerine gelirken etrafımda gördüklerimle şaşkınlığa uğradım. Kendi odamdaydım; yatağımda, koluma takılı bir serumla uzanmış yatıyordum. Şaşkınlık içinde, Ahmet'in duyamayacağı bir ses tonuyla, "Ben... Ben buraya nasıl geldim?" diye mırıldandım. Benim o şaşkın halimi Ahmet'in endişeli sesi böldü: "Elif, nasılsın? Kendini nasıl hissediyorsun? Beni çok korkuttun, sana bir şey oldu zannettim," dedi. Ahmet'in ses tonundan da yüzünden de ne kadar endişelenip korktuğu açıkça anlaşılıyordu. Bir müddet sonra korkusu yatışınca gece gibi karanlık gözleriyle bana bakıp içten bir şekilde gülümsedi ve elimi tuttu. Bense o an yine odama nasıl geldiğimi düşünmeye başladım. Tüm o yaşadıklarım hayal olamazdı herhalde; aklım bir türlü bu durumu almıyordu. Ta ki onun sesini duyana kadar: "Sonunda kendinize geldiniz Elif Hanım. Sizi buraya gelirken evin önünde baygın bulunca ben de çok endişelendim," diyen Mert'in ciddi sesi... O an anladım ki yaşadığım her şey ne bir hayaldi ne de rüya. Maalesef her şey son derece gerçekti. Gözlerim yine dolmaya başlarken Ahmet'in, "Kendini iyice toplar toplamaz seninle çok ciddi konuşmamız lazım Elif," deyişiyle ağlayamadan olduğum yerde donup kaldım. İçime dolan korku ve merakla kaşlarım havalandı. Endişiyle Ahmet'in bana ciddiyetle bakan siyah gözlerine bakıp kekeleyerek, "A-anlamadım... Ne konuşacağız?" diye sordum. Sonra da korku dolu bakışlarımı bana sert ve dikkatli bir şekilde bakan Mert'e çevirdim. O yine sessiz ve keskin bakışlarıyla bana bakıyordu. Benimse içimden, "Yoksa Ahmet'e her şeyi anlattın mı? Hayır, bu olamaz!" diye dehşet dolu düşünceler geçiyordu. Ahmet'in o sözleri üzerine fazlasıyla paniğe kapılmıştım. Mert'in her şeyi anlattığı korkusu tüm bedenimin katılaşmasına neden olmuştu. Endişeli gözlerim Ahmet'ten Mert'e kaydığında Mert'in beni dikkatle süzdüğünü gördüm. Ben Ahmet'in sorusu karşısında uzunca bir süre sessiz kalınca Mert gözlerini benden ayırmadan hızla araya girdi: "Az önce doktorun söylediklerini duydun dostum. Elif Hanım'ın bünyesinin çok zayıfladığını ve dinlenmesi gerektiğini söyledi. Daha fazla onu yormayalım. Biz çıkalım istersen, o da biraz dinlensin," dedi. Mert'in bu sözleri tüm kaslarımın sinirle kasılmasına neden oldu. Nasıl bu kadar kolay rol yapabiliyordu? Sanki bu halimin sorumlusu o değilmiş, beni bu hale kendi getirmemiş gibi... İyi niyetli ve düşünceli insan rollerine bürünmesi midemi bulandırıyordu. Fakat sessiz kalmaya mahkumdum. Onun yalancının, acımasızın teki olduğunu haykıramazdım. O, intikamı uğruna her şeyi yapabilecek bir adamdı ve ben Ahmet ile Sude için yine susmak zorundaydım. Nefret etsem de haklıydı; dinlenmeli ve kendimi toplamalıydım. Ölmek istemiş ama o alçak yüzünden bunu bile başaramamıştım. O yüzden güçlü olmalıydım; ne yapmam gerektiğine karar verdiğim an beni durduramamalıydı. Ahmet, Mert'in sözleri üzerine gözleri hâlâ üzerimdeyken, "Haklısın Mert," dedi. Sonra yüzüne yerleştirdiği içten ve sıcak tebessümle bana döndü: "Sen uyuyup dinlen Elif. Nasıl olsa konuşacak bolca vaktimiz var." Yüzündeki gülümsemeyle doğrulup kapıya, Mert'e doğru yöneldi. Ahmet'in bu içten tavırlarından Mert'in ona hiçbir şey anlatmadığını hemen anladım. Bu bir nebze de olsa rahatlamamı sağladı. Ahmet kapıya yönelirken o adi herifin gözleri hâlâ üzerimdeydi. Bakışları beni yine fazlasıyla sinirlendirmiş, midemi bulandırmıştı. Daha fazla dayanamayıp öfkeyle başımı hızla önüme çevirdim. Fakat Ahmet'in çıkmadan önce, "Herhangi bir isteğin var mı Elif?" deyişiyle maalesef başımı yine o yöne çevirmek ve o acımasız adamın yüzünü tekrar görmek zorunda kaldım. Ahmet'e bakıp zoraki gülümsemeye çalışırken, "Hayır yok, teşekkür ederim Ahmet abi," dedim. "Abi"... Bu kelime hâlâ burnumun direğini sızlatıyordu. Mert'in iddialarının aksine Ahmet beni sadece bir kız kardeş gibi görüyordu ama ben içimdeki sonsuz aşkla ona "abi" derken kahroluyordum. ☘️☘️☘️☘️☘️☘️☘️☘️☘️ Mert o günden sonra neredeyse her akşam bir bahaneyle ya da emrivaki yaparak kendini eve davet ettirmeye başladı. Onu her an görmek benim için tam bir işkenceydi. Çünkü yüzünü her gördüğümde o iğrenç ve korkunç gün aklıma geliyor, defalarca kahroluyordum. O günden sonra tekrar tekrar ölmek istedim fakat yapamadım. O adamın sürekli Ahmet ve Sude'nin etrafında dolanması ve bana savurduğu örtülü tehditler yüzünden her defasında vazgeçmek zorunda kaldım. Üstelik Sude'm daha çok küçüktü ve bana ihtiyacı vardı. Ahmet kendimi toplar toplamaz bana, "Kendini bizim için çok yoruyorsun Elif. Bizi düşünmen beni ne kadar mutlu etse de artık kendini bu kadar harap etmene izin vermeyeceğim. Bundan sonra sadece Sude ile ilgilenmeni istiyorum. Ev işlerine kesinlikle karışmayacaksın," demişti. Benim, "Ama Ayşe abla tek başına yetişemez," itirazıma karşı da, "O zaman bir yardımcı daha tutarız," diyerek bana itiraz hakkı bırakmamış ve konuyu kapatmıştı. Ahmet o günden sonra üzerime daha çok düşmeye, her fırsatta onlar için ne kadar değerli olduğumu söylemeye başladı. Neredeyse üzerime titriyordu. Ama bu ilgi, alçak Mert'in dediği gibi bir aşk değil, bir ağabeyin küçük kız kardeşine duyduğu şefkatten ibaretti. Zaten bu saatten sonra aksi olsa bile hiçbir şey değişmezdi. Ben artık o masum, el değmemiş Elif değildim. O acımasız adamın intikam uğruna kirlettiği, yaşarken öldürdüğü Elif'tim. Hâlâ nefes alıyorsam bu sadece Ahmet ve Sude'yi korumak içindi. Mert bakışlarıyla tehditler savursa da bir ay boyunca sözlü bir girişimde bulunmamıştı. Ta ki bugüne kadar... O günün üzerinden tam bir ay geçmişti ki benim için ikinci bir yıkım gerçekleşti. Her şey öyle bir anda oldu ki ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemez hale geldim. Mert yine kendini akşam yemeğine davet ettirmişti. Üstelik masada her zamankinin aksine karşıma değil, tam yanıma oturmuştu! Her akşam olduğu gibi yine bir bahane bulup masadan kaçmak istedim fakat Ahmet'in yoğun ısrarıyla Sude ile birlikte yemeğe katılmak zorunda kaldım. Benim için o anlar inanılmaz gergindi. Diken üstünde oturuyor gibiydim. Mert'in bu kadar yakınımda olması beni dehşete düşürüyordu. Yemek boyunca onun iri cüssesine değmemek için büyük çaba sarf ediyordum. Yanlışlıkla da olsa o acımasız herifin bana bir daha dokunmasını istemiyordum. Fakat Ben bir ara su bardağıma uzandığımda, o alçak adam bilerek elini uzatıp bana değdi. Eli elime değdiği anda panikleyip elimi hızla geri çektim. Çekerken de kolum sürahiye çarptı ve sürahi kırıldı! Teni tenime değince o kadar kötü olmuştum ki o iğrenç anlar gözlerimin önüne geldi; olduğum yerde buz kestim. Beni kendime getiren Ahmet'in endişeli sesi oldu: "İyi misin Elif?" Ahmet'in sorusuyla hızla toparlanıp kekeleyerek, "B-ben iyiyim... Hemen toplarım bunları," diyerek aşağıya eğildim. Fakat benimle birlikte Ahmet de eğilip beni bileğimden yakalayınca onunla beraber tekrar ayağa kalkmak zorunda kaldım. Ahmet kaşlarını çatıp, "Daha önce bunları konuşmuştuk değil mi Elif? Bu işler senin görevin değil," dedi. Bu sefer ellerini bileğimden elime doğru kaydırıp elimi iki avcunun içine aldı: "Sen sadece Sude'den sorumlusun. Kendini başka hiçbir şeyle yormanı istemiyorum canım," dedi yüzündeki sıcacık tebessümle. Ahmet'in içten gülüşü, bana ilk kez "canım" diye hitap edişi ve samimiyetle bakan siyah gözleri beni öyle etkilemişti ki içimden sıcacık bir şeylerin aktığını hissettim. Yanaklarım alev alev yanarken, "Şey... Ben, tamam..." dedim ve peşinden beni daima kahreden o kelimeyi ekledim: "...Ahmet abi." Benim için büyülü geçen o birkaç saniyeyi Mert'in öksürük sesi böldü. Başımı yavaşça ona çevirdiğimde, gözlerindeki saf öfkeyi görüp yine korkuya kapıldım. Kafamı öne eğerek elimi Ahmet'in avuçlarından çektim. Hızla ayağa kalkıp Sude'ye yöneldim. Onu kucağıma aldıktan sonra Mert'le göz göze gelmemeye çalışarak, "Ben artık Sude'yi yatırsam iyi olacak Ahmet abi. Şey... Ben de biraz yorgunum, erken yatsam iyi olur. Size iyi geceler," dedim ve hızla merdivenlere yönelip üst kata çıktım. Sude'nin odasına girip kapıyı kapattığımda hâlâ elim ayağım titriyordu. O adam bana yine dokunmuştu; hem de kasıtlı olarak! Parmaklarının tenime değmesiyle sanki tüm vücuduma sancılar saplanmıştı. Uzun süre sonra kendimi toparlayıp Sude'yi uyutmayı başardım. Odadan çıkıp kapıyı yavaşça kapatarak arkamı döndüğümde onunla burun buruna geldim. Mert'le! Onu aniden karşımda görmek korkuyla irkilmeme neden oldu. Mert yine keskin yeşil gözleriyle ve yüzüne yansıyan açık bir öfkeyle bana bakıyordu. Sonra yüzündeki o öfkeli ifade alaycı bir gülüşe dönüştü. Sesindeki alayla, "Ne o, korkuttum mu Elif Hanım?" dedikten sonra eğilerek burnumun dibine kadar sokuldu. Yaklaşmasıyla tüm vücudum titremeye başladı. Sakin kalmaya çalışıp hiçbir şey söylemeden yanından geçip gitmek istedim. Ama yaptığım ilk hamlede elini kapıya dayayarak kaçış yolumu tıkadı. Korkumun sesime yansımasını engellemeye çalışarak, kaşlarımı çatıp yüzüne bakmadan, "Çekil önümden," diye mırıldandım. O ise daha da dibime girip alaylı ifadesini sürdürdü: "Gerçekten benden korkuyor musun? Beni görünce hemen geriliyorsun..." Sonra ani bir şekilde geri çekildi; sesi buz kesti: "Şu an benim yerimde Ahmet olsaydı memnun olurdun herhalde?" Onunla dip dibe kalmamak için sorusunu duymamazlıktan gelip tekrar sıyrılmaya çalıştım. Fakat yine elini kapıya koyarak bana engel oldu. Yine burnumun dibine bitip, "Ne o, yoksa varlığım seni rahatsız mı ediyor Elif? Neden? Ahmet gibi seni heyecanlandıramıyor muyum? Az önce masada pek bir mutluydun!" deyince korkuma rağmen sinirlendim. Onu geniş omuzlarından iterek uzaklaştırmaya çalıştım: "Sen ne saçmalıyorsun?! Sana önümden çekilmeni söyledim!" Ama ne itmem ne de sözlerim onu santim kımıldattı. İri cüssesiyle dibimde durup çenemi sertçe kavradı: "Niye? Sana bir soru sordum Elif! Benim yerimde Ahmet olsa memnun olurdun, değil mi? Sana dokunan..." Bakışları birden donuklaştı, burnunu boyun girintime doğru uzattı: "...senin kokunu içine çeken!" Boynumu kokladıktan sonra öfkeyle geri çekilip gözlerinden alev saçarak devam etti: "Belki de yapmıştır, ha? Az önceki haliniz çok samimiydi. Belki onunla da yatt..." Bu iğrenç sözlere daha fazla dayanamadım. Onu kuvvetle itip yüzüne sert bir tokat patlattım! Ahmet'in duymaması için kısık ama öfke dolu bir sesle, "Sen ne saçmalıyorsun alçak herif?!" diye bağırdım. Fakat bu hamlem onu durdurmadı. Aksine öfkeyle iri kollarını belime doladı ve beni kendi bedenine doğru sertçe çekti! Göğüslerim onun kaslı göğsüne çarptı, canım yanacak şekilde ezildim. Ama bu acı, tam o an karnıma saplanan dehşet verici sancının yanında hiç kalırdı. Sanki içimden bir şeyler sökülüyordu. İnce kollarımla ondan kurtulmaya çalıştım ama başaramadım. Artık kurtulamayacağımı anlayınca gözyaşlarım süzülürken yalvarmaya başladım: "Bırak beni artık ne olur! Ne istiyorsun hâlâ benden?!" Yalvarmalarım boşeydı. Güçlü kolları bir milim bile gevşemedi. Keskin yeşil gözleriyle gözlerimin içine bakarak sessizce durdu. Sanki karşımdaki etten bir duvardı; ruhsuz ve acımasız... Karnımdaki acı şiddetini artırırken gözyaşlarımın arasından son bir kez, "Bırak beni diyorum! Çek iğrenç ellerini üzerimden!" diye inlettim ortamı. Karnımdaki sancı dayanılmaz bir hal alırken, bacaklarımın arasından aşağıya doğru sıcak bir sıvının süzüldüğünü hissettim. O sıcaklıkla birlikte etrafımdaki her şey dönmeye ve kararmaya başladı. Bedenimin tüm dermanı çekiliyordu. Sonunda dayanamayıp Mert'in kolları arasında kendimi aşağıya bıraktım. Bilincim kapanmadan hemen önce Mert'in o telaşlı sesini duydum: "Elif! Neyin var?!" Beni dikkatlice yere yatırdı; başımı iri kolları arasına alıp sorusunu yineledi: "Elif, neyin var?!" Cevap verecek takatim yoktu. Etraf kararırken sesi daha da endişeli gelmeye başladı. Yüzümü avuçlayıp hafifçe sarsarak, "Lanet olsun, bu kan da neyin nesi?! Elif! Elif, kendine gel, aç gözlerini!" diye bağırmaya başladı. Benden yanıt alamayınca beni kucağına alıp merdivenlerden aşağıya doğru koşar adım indirmeye başladı. Bilincim tamamen karanlığa gömülmeden önceki son anımda, gözlerim krem rengi elbisemin kasık bölgesinde oluşan yoğun kan lekesine kaydı. Sonrası kapkaranlıktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD