Bölüm 2

1023 Words
Telefonun sesiyle gözlerimi araladım. Gözlerimi açamıyor kafamı kaldıramıyordum. Telefonun zil sesi sanki beynimi bir matkapla deliyormuş gibiydi. Lenet olsun diyerek tek gözüm açık telefonu aradım el yordamıyla yatağın içersinde. Neredesin ya! Ben ararken çağrı sonlanmıştı. Çok şükür diyerek gözlerimi kapadım ama tekrar çalmaya başladı. Bir hışım yerimden kalkarak yatağın üzerine bakındım yoktu. Bu sefer biraz daha kendimdeydim. Ses odadan geliyordu ama yatağın üzerinde ya da komedinde değildi. Yatağın çevresinde dolanarak cam kenarına gittim. İşte burada. Yere eğilerek telefonu aldım. Abim! Hemen cevap verme butonuna tıkladım. "Abi." Korkudan mı bilmiyorum ama sesim nefes nefese çıkmıştı. Kalp atışlarım yükselmişti. "Neredesin sen." "Evdeyim abi." Sesi sinirli geliyordu. "Geri zekalı, kaç kere aradım seni. Neden telefona cevap vermiyorsun?" "Kaç kere aradın? Abi uyuyordum ya. Sıcaktan uyuyamadım. Gözlerimi açamıyorum. Hem ev yerleştirmek kolay mı? Yorulmuşum işte." "Tamam." sesi biraz yumuşamıştı hak vermiş olmalı dedim içimden. "Ne oldu? Neden aradın tarlası yanmış gibi." "Nasılsın diye aradım aslında ama sen telefona cevap vermeyince sinirlendim. İyi misin?" Salona gidip koltuğa attım kendimi. Başım felaket zonkluyordu. "Başım ağrıyor aslında. Sanırım şimdi yorgunluk çıkıyor." Abimle evdekileri de konuştuktan sonra kapattım. Gerçekten de çok aramıştı. Dokuz kere ben nasıl duymamıştım acaba. Koltukta tekrar gözlerimi kapattığımda önce Buket'in bize geleceği aklıma geldi. Gülümsedim. Sonra da... Şokla açtım gözlerimi. Lanet olsun! Dün gece ne oldu? Kafam o kadar dumanlıydı ki! Uyuyor muydum? Rüyada mıydım acaba? Camdan adamı dikizlemişi yetmezmiş gibi kendimi tatmin etmiştim. Ben böyle biri değildim. Hayır Nazlı sen salağın önde gidenisin dedim kendime sesli bir şekilde. Kesinlikle dün yaşananlar gerçek değildi. Nasıl olsun ki! Hemen odama gidip camı kapattım. Perdemi ve tülümü kapattım. Bir daha bu cam açılmayacak. Sıcaktan patladığım geceler olabilir. Buket geldiğinde ona ne demeliyim! Bir şekilde yalan uyduracağım sanırım ama burası benim için tehlikeli bir hal almaya başladı. Tatlı tatlı bakışmak tamam olabilir ama adam resmen bana bakarak beraber oldu kadınla. Bundan hiç rahatsızlık duymadı aksine zevk aldı. Kendi kendime konuşurken mutfağa geçtim. Bir parça ekmekle peynir ağzıma atıp beynimi susturmaya çalıştım. Düşünmeden edemiyordum ki! Telefonum çaldı yine. Arayan Buket'ti. Bir saate İstanbul'a girmiş olacaktı. Konum attım. Abisi getiriyordu onu. Caddedeki pastaneden taze birkaç bir şey almak aklıma geldi. Hem biz yerdir hem de belki Semih abi yukarıya çıkardı ona ikram ederdik. Dağınık değildi ama ufak tefek şeyleri toparlayıp odama geçtim. Gözüm yine pencereye ilişti. Saçmala diyerek kendime kızdım. Canlı bomba gibiydim. Belki adam sapıktı. Aslında belli ki sapıktı. Sürekli bunu düşünemezdim. Üzerimdeki çıkartarak katladım. Dolabımdan kalın askılı, dar, hafif diz altı koyu mavi bir elbise aldım. Dalagalı saçlarımı tepeden toplayarak çıktım. Her elbisenin altına giden terliklerimi kapıya kolarak çantamı aldım. Birazdan dönecek olsam da evi kontrol ettim ve çıktım. Henüz komşularımla tanışmamıştım. Diğer üç dairede de üniversite öğrencisi olduğunu söylemişti emlakçı. Gidip geleceğimi sanmıyordum ama en azından bir merhabalaşmak iyi olabilirdi. Ağır dış kapıyı ıhh layarak çektim ve hızla kendimi kapının önüne attım. Kapı zor çekiliyordu ama çokta hızlı bir şekilde kapanıyordu. Cüssemin üç katı olabilirdi. Demir kapının çat diye çıkardığı sesle karşı binadan da bir çat sesi geldi. Anlaşılan buradaki tüm apartmanların kapıları böyleydi. Başımı dikleştirirken binanın kapısına baktım istemsizce. O adam! Sanırım o adamdı. "Günaydın." Günaydın mı? Ne demem gerekiyordu? Camdan cama bakma tama olabilirdi belki ama konuşarak temas kurmak beni ciddi anlamda korkutmuştu. Etrafıma bakındım. Şansıma sıçayım kimse yoktu. Belli belirsiz başımı sallayarak yokuşu hızlı adımlarla tırmanmaya başladım. Belli aralıklarla arkama bakıyordum. O da benim gibi yokuşu çıkıyordu ama ağır adımlarla. Allah'ım ben ne yaptım? Şimdi evimde korkuyla mı yaşayacaktım. Her arkama baktığımda adamın gülümsediğini ve hatta kıçıma baktığını görebiliyordum. İstiklal'e çıkınca derin bir nefes aldım. Kalp atılarım iki yüzü bulmuştu. Kesin kalp krizinden gidecektim şimdi şuracıkta. İyi bok yedin Nazlı! Söylene söylene Pera tarafına doğru yürümeye başladım. Atıştırmalıkları alacağım yerin artık bir önemi yoktu. Önüme gelen ilk pastaneye girdim. Etraftakilerin bir anda odağı olmuştum. Muhtemelen dışarıdan garip duruyordum. Kendime gelmeye çalışarak boş olan masalardan birine oturarak limonata istedim. Önce soluklanmaya karar vermiştim. Belki de adamın oradan ve buradan komple uzaklaşmasını istemiştim. Telefonumu çıkartarak Buket'ten canlı konum istedim. Trafik vardı ve gelmeleri de uzun sürecek gibi duruyordu. Beklerken önce annemi aradım. Sonra bir sosyal medyada takıldım. Kendime geldiğime göre artık kalkabilirdim. Minik pastalardan, tuzlu kurabiyelerden seçerek kasada ödemesini yaptım. Etrafıma bakarak eve doğru yürümeye başladım. Buket'le bugün dışarı çıkmama ve bol dedikodu yapma ihtimalimize karşılık tekelde içecek bir şeyler alarak apartmanın önüne geldim. Korkudan ve tedirginlikten onun binasına göz ucuyla bile bakamamıştım. Hızlı hızlı yukarı çıkarak kendimi eve attım. Güvenli aladım diyerek derin bir nefes verdim ve aldım. Böyle salak saçma şeylere hiç gücüm yoktu. Cesaretli bile değildi ki ben. Bu tarz oyunlara girmem olanaksızdı. Dün gece yaşanan şey her ne kadar kabul etmesem de gerçekti. Elimdekileri mutfağa yerleştirirken yine kendime söz verdim. Uzak duracaktım. Kararlı bir insandım ben. Bunu yapabilmem çocuk oyuncağıydı. Buket'i beklerken kafam dağılsın diye elime kitabımı aldım. Dün geceki biraz ağır gelmişti. Şu an kafam hiç onu kaldıracak gibi değildi. Bu yüzden sevdiğim bir polisiye yazarının yeni kitabını aldım. Bir solukta neredeyse yüzüncü sayfaya gelmiştim. Kadın cinayetiydi. Parkta öldürülen. Evren şu anda bana ders veriyor gibiydi. Saat dörde yaklaşırken esnemeye başlamıştım ki Buket aradı. Binanın önündeymişler. Tam tahmin ettiğim gibi Semih abi de yukarı çıkmıştı. Biz büyük sevgi gösterisi gösterirken birbirimize o etrafı inceliyordu. Çok özlemiştim arkadaşımı. Sürekli dip dibe olmaya alışkın olduğumuz için bu kısa gibi gözüken ayrılık bize koca bir ömür gibi gelmişti. "Yeter ama kızlar. Gören de senelerdir görüşmüyorsunuz sanacak." Gülüyordu Semih abi. Kol kola geçtik salona Buket'le "Vallahi seneler geçmiş gibi geldi abi." "Siz erkeklerin hiç böyle arkadaşı yok mu abi?" dedim. Güldü. Cevabını tabii ki tahmin edebiliyordum. "Evin güzelmiş. Hayırlı olsun." "Saol abi. Ne yapayım sana? Kahve, çay?" "Bir acı kahveni içeyim sonra ben kaçarım." Ben kahveleri yaparken Buket ikramlıkları tabaklara çıkarttı. Bıdı bıdı hiç durmadan konuşuyor ben de aynı coşkuyla cevap veriyordum. Kahvelerimizi içtikten sonra Semih abi kalktı. Giderken binbir tembihte bulunmayı da ihmal etmedi tabi. Onlar için neredeyse bir ilk olacaktı ama ikimizi de güveniyorlardı. Normal, sıradan kızlardık biz. Birbirimize de bu yüzden çekilmiştik. Diğerleri gibi elimize özgürlük geçti diyerek nerede akşam orada sabah yapmadık. Şimdi de bunun meyvelerini yiyorduk. Semih abiyi yolculadıktan sonra Buket'le göz göze geldik ve kocaman bir çığlık atıp sarıldık. Hem sarılmış hem de yerimizde zıplıyorduk. "Çok güzel Nazlıııı." "Evet Buket. Başardım."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD