6. BÖLÜM

1100 Words
Bir insanın canı daha ne kadar yakılabilirdi? Canı yanmış bir insan bir daha eskisi gibi olabilir miydi? İçten içe sorduğu soruları cevapsız kalmıştı Nupelda'nın. Dün açılan kapı kocası tarafından tekrar kapatıldığında odanın içini ölüm sessizliği ele geçirmişti. Kocası -kabullenmek zor gelse de- ne dediyse susmuş kulaklarını tıkamak istemişti duyduğu cümlelerle. Baktığı o kehribar gözlerde nefreti görmek uçsuz bucaksız hırsı görmek dile getirmek istemese de korkutmuştu onu. Dün gece kapalı kapılar ardında yaşananlar şüphesiz en çok Nupelda'yı yakmıştı. Kendini banyoya attığından beri iyi değildi. Hiç birşeyin bir daha eskisi gibi olamayacağını görmüştü artık. Geri dönülmez bir yola girmişti ve o yolda tek başınaydı. Kan çanağına dönmüş gözleri aynada kendi yüzünde dolaşıyordu. Islak saçlarını sırtına salmış, duşa girmeden önce dolabın içinde gördüğü bir kaç elbiseden koyu kahverengi olanı almış giyinmişti. Sızlayan avuçlarını ıslanan sargı bezinden kurtarmış banyodaki dolapları karıştırıp bulduğu bezlerle tekrar sarmıştı. Çok kötüydü, aynadan gördüğü kişi kendisi miydi gerçekten diye düşünürken dışarıdan gelen seslerle irkildi. İşittiği zılgıt sesleri şüphesiz biraz önce odasından alınan kanlı çarşaftan sebepti. "Allah'ım sen bana dayanma gücü ver. Senin verdiğin canı ancak sen alabilirsin aklıma mukayyet ol canımın sebebi yapma beni bu aciz kulunun yanında ol." Defalarca kez tekrar etti cümlelerini dün geceki görüntüleri unutmak için. Toparlandığına kanaat getirdikten sonra kapıyı açtı sessizce. Odanın içine adımın atması ile kocasıyla karşılaştı. Şirvan banyo kapısının hemen önünde bekleyen karısına baktı. Baştan aşağı süzdü karşısında duran kadını. Sabah erken saatlerden beri banyoya girdiği için çıkmasını beklemişti. Karısının uzun bir süre çıkmaya niyeti olmadığını anladığında yan odada bulunan banyoyu kullanmıştı. Yüzünü göremiyordu başını ondan yana kaldırmadığı için ama emindi ki gözleri kıpkırmızı haldeydi. Üzerindeki koyu kahverengi elbiseye baktı. İlk gün beyaz giyilmesi gerektiğini biliyordu fakat ses etmedi. Nupelda üzerindeki bakışlardan rahatsız olarak odanın içine adımladı. Dün akşam çıkardığı yazmasını alarak saçlarına örttü. Tesettürlü değildi buralarda yası olanlar siyah yazma takar siyah elbise giyinirlerdi yaslarının simgesiydi siyah. Hemen arkasından sinirli bir homurdanma duysa da ses etmedi. Onun yası bitmeyecekti sadece kuzeni için değildi onu ardında bırakan ailesi ve bir ölüden farkı kalmayan kendisi içinde yastaydı. Aşağı inmesi gerekiyordu fakat niyeti yoktu. Ne olurdu bütün bunlar yaşanmasaydı da bugün kendi evinde olsaydı diye düşündü. Kapıyı açıp çıkan kocası yüzünden oda çıkmak zorunda kaldı. Önden inen adamın hemen arkasında ilerledi. Avluya geldiklerini anladığında kısaca göz gezdirdi. Masa oldukça kalabalıktı tıpkı kendi evlerinde olduğu gibi. En başta oturan yaşlı kadın onun hemen yanında kayınbabası olduğunu düşündüğü adam yanında da daha dün tanıdığı kaynanası vardı. Onun yanına gelen diğer iki kız ve üç erkek kaynanasının yanındaki sandalyedelerdi. Kendisi gibi kurban seçilen o kız yoktu Xemgin'lerin konağındaydı artık. Masanın sol tarafında baştaki iki sandalye boştu ondan sonrasında yine genç bir kız yaşlı iki kadın, bir tane genç erkek vardı. Onların geldiğini görenler şimdi sadece ikisine bakıyordu. Nupelda yine ve yine düşmanlık içeren gözleri görmezden gelmeye çalışarak omuzlarını daha da kaldırdı başı dikti kimseye boyun eğmeyecekti hele ki ona kötülükle yaklaşanlara asla. Kocası yerine oturunca ayakta kaldı Nupelda. Tek boş sandalye kocasının yanındaki sandalye idi. Elbisesinin eteklerini sıkarak masada gezdirdi gözlerini çoğu bakışlar onun üzerinde iken gerilmişti yine de belli etmeden istemeyerekte olsa o sandalyeye oturdu. Herkes kahvaltısını yaparken o düşünüyordu hep böylemi olacaktı artık? Düşmanlarının evinde sofrasında onun yeri artık burası mı olacaktı? Kendini buraya ait hissetmiyordu ve asla hissetmeyecekti de. Ait olduğu bir yer kalmış mıydı ki artık.. Kimsesizdi Nupelda ne babasının evi vardı bundan sonra başını sokup sığınacağı ne de başka bir evi, yuvası.. Boğazına oturanlarla yutkunamadı. Elindeki çatalıyla oynadı sargılı ellerine baktı, düşündü durdu bundan sonrasını ama o sofrada tek bir lokma bile yemedi, yiyemedi. Baver ağanın gözleri ilk andan beri gelininin üstündeydi. Öyle kimsesiz öyle çaresiz sinmişti ki oturduğu sandalyeye içi gitmişti. Kendi kızı da Dilem’i de mi böyle miydi şimdi diye düşünmüştü. Nasıldı evladı, canı kanı, biriciği iyi davranmışlar mıydı bilmiyordu haberi yoktu. Bir babanın evladından nasıl haberi olmazdı. Kızına olan özlemi, acısı, en çokta çaresizliği boynunu bükmüştü. Nupelda ve Dilem aynı kaderi paylaşmış aynı acıyı yaşamak zorunda kalmış bir ömür zorunda olduklarına mahkum kalmışlardı artık. Baktıkça baktı Baver ağa her bakışında aklından binlerce olasılık geçti. Hepsinin de altında ezildi. Hem kızı hem Nupelda için yandı yüreği. O gün gelininin çığlıklarını bir çare arayışını söylediği sözleri bir ömür unutamayacaktı. Karısıyla bakıştılar. Azade hanım kocasını iyi tanırdı. O gözlerinde kızına olan özlemini, acısını görmüştü. Masanın altından kocasının elinin üstüne elini koydu sıktı. Yaşadıkları çok zordu biliyordu ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Evlatlarını koruyamamışlardı. Bir anne baba için dünyanın en ağır yüküydü evlatlarını koruyamamak. Azade hanım belki töreye kurban gitmemişti fakat çok küçük yaşta gelin gelmişti bu konağa. Kayınbabası askerden gelen oğlu için en uygun onu görmüş bir ağa kızı olduğu için oğluna istemişti daha yaşını beklemeden. Bu konağa geldiği ilk zamanlar hem kayınbabasından hem görümcelerinden hemde kaynanasından az çekmemişti. Tıpkı onlar gibi olan kocasını o değiştirmişti sevgisiyle. Baver ağanın kinle, nefretle ve öfkeyle dolu olan kalbi karısına olan sevgisiyle yumuşamış evlatlarının olması ile de bambaşka bir adam olmuştu. Onun yol göstereni hayatını değiştiren karısı olmuştu. İkiside bu konakta belkide Nupledaya iyi olan sevgiyle merhametle yaklaşan tek kişiler olacaktı. Daha şimdiden kol kanat germişlerdi gelinlerine. ••••• Kahvaltı faslı bitmiş masa toplanmış herkes bir köşeye çekilmişti. Nupelda ise kayınvalidesinin yanına gelip onu kendisiyle birlikte götürmek isteyince uyum sağlamış kaynanasını takip etmişti. Büyük salonda oturmuştu bütün kadınlar. Kaynanasının dizinin dibinde sesini çıkarmadan oturuyordu Nupelda. Başı dikti ısrarla gözlerini ona dikip nefretle bakanlara aynı karşılığı veriyordu. Saatler ilerledikçe daralıyordu Nupelda. Bir an önce akşam olmasını odadına çekilmeyi istiyordu. Kaynanası küçük görümcesinden kahve isteyince diğer kızında son kez ona nefretle bakıp odadan çıkmasını boş gözlerle izledi. Birde kalkıp onlara hizmet mi edecekti. Çayını kahvelerini ayaklarına mı getirecekti yapmazdı öyle bir şey. Eğer mutlu bir evlilik yapmış olsaydı sevdiği adamla evlenseydi, ona nefretle değilde sevgiyle bakan insanlar olsaydı asla çekinmez yapardı dediklerini. Fakat yaşanan her şey tam tersiydi. Saatler ilerlemiş akşamın karanlığı çökmüş yemekler yenmişti. Nupelda sessizlik yemini etmiş gibi ne tek kelime etmişti gün boyunca ne de bir lokma ekmek yemişti. Yine herkes salona geçmişti bu sefer erkeklerde ordaydı. Nupelda daha fazla katlanamadığı için kaynanasından müsade istemiş odasına geçmişti. Tekli koltukta oturmuş dışarıyı seyrediyordu. Elleri ve kesilen ayaklarının ağrısını yeni hissediyordu buna birde kasıklarındaki ağrı eklenmişti. Dün gece yaşananlar birbir hatırına düşünce gözlerinden birer damla yaş süzüldü. Yüreği burkuldu. Yaşanan herşeyin gerçek olduğunu bu kez daha çok kabullenmek zorunda kaldı. Hiç ağlamamışçasına ağladı yine. Bacaklarını toplamış başını dizlerine saklamış koltukta iki büklüm halde kalmıştı. Artık o’da bir Botan olmuştu. Nefret ettiği o ailenin bir üyesiydi. Belki o kendini öyle görmüyordu ama dışardan bakan her göz onu artık Botanların gelini olarak bilecekti. Botan.. Şirvan Botan.. Şirvan Botan’ ın karısı Nupelda Botan.. Onun için acı ama gerçekti. Zaten bu hayatta gerçekler hep can yakıcı olurdu..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD