yazardan... Karadere’deki o kerpiç evin içindeki hava, dışarıdaki Ankara ayazından daha soğuk, daha keskin bir hal almıştı. Masanın ortasında duran siyah meşin defter, üzerine vuran gaz lambasının sarı ışığında bir canavarın kalbi gibi atıyordu sanki. Yaman, masadaki sessizliği bir bıçak gibi yırtarak bakışlarını Zilan’a çevirdi. Sesi, gördüğü o dipsiz boşluğun dehşetini hala taşıyordu. "Mezar boştu Zilan," dedi Yaman. "İçinde ne bir iz vardı, ne de yıllardır ağladığın o çocuk." Zilan’ın gözleri sanki yuvalarından fırlayacakmış gibi dehşetle açıldı. Dudakları titredi, rengi kireç gibi soldu. "Nasıl yani?" diye fısıldadı, sesi boğazında boğulurken. "Nasıl boş olur?" Demir, Zilan’ın bu yıkılışına dayanamayarak araya girdi; sesi her zamankinden daha kısık ve hüzünlüydü. "Mezar bomboştu Z

