yazardan... Sabah, köye geç gelmişti. Güneş vardı ama ısıtmıyordu. Zilan, nihayet geçen sekiz haftanın sonunda kolunu alçıdan çıkaracaktı... kolunu göğsüne bastırarak sağlık ocağının kapısına doğru yürüdü. Bina eskiydi. Boyası yer yer dökülmüş. Kapının üstünde solmuş bir tabela vardı. Düzova sağlık ocağı... İçerisi antiseptik kokuyordu. Sıra yoktu. Kimseyle göz göze gelmeden eski bir sandalyeye oturdu. etrafındaki tanıdık gözler onu süzüp, baştan aşağı bakıyordu. ama Zilan kimseyle diyalog kurmadan karşı kapıya bakıyordu. bir anda küçük odanın kapısı açıldığında, tanıdık hemşire ile göz göze geldi... hemşire, köydendi, ve atanamadığı için köyde yaşlı bir doktorun himayesinde kendince günlük çalışıyor, yaşlı doktora yardım ediyordu... adı Narin bazidi olan bu sarı saçlı, açık yeşi

