Zilan... Kapıdan içeri girdiğimde hava değişti. Az önce beni ölçüp biçen adamlar, şimdi yerlerinden kalkmışlardı. Sandalyeler gıcırdadı. Ceketler alındı. Ayakkabılar aceleyle ayağa geçirildi. O “rahat” hâllerinden eser yoktu. Sanki ev değil de daralmış bir oda olmuştu burası... Babam bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama gururu, soruya izin vermiyordu. Sert bakışlarla damat adayına döndü. “Ne oldu?” dedi. “Daha çay içilecekti.” Genç adam kravatını düzeltirken başını bile kaldırmadı. Az önceki özgüveni yoktu ama yerine başka bir şey gelmişti, Soğukluk. Mesafe. Vazgeçmişlik... “Biz kalkalım amca,” dedi. “Sürpriz bir iş çıktı.” Yalandı. Hepimiz biliyorduk. Annem hâlâ susuyordu, ama gözleri bana bakıp, sanki bende kusur arara gibi bakıyordu. Sanki olan biten onun başına gelmiyormuş

