İlk karşılaşma..

849 Words
Dila yengem sessiz adımlarla yanıma geldi. Yüzünde telaşla karışık bir ifade vardı. “Sen babanın yemeğini ver,” dedi alçak bir sesle. “Beni de Fırat aradı, akşam yemeğe gelecekmiş… arkadaşlarıyla.” “Fırat mı gelecekmiş?” dedim, kelimeler ağzımdan heyecanla dökülürken. Yerimde duramadım. Bir anda çocukluğumdan kalma o tanıdık sevinçle zıplamaya başladım. Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu; pıt pıt… Sanki kendi atışını kulağıma fısıldıyordu. Gözlerim doldu, farkında olmadan. Onu düşünmek bile içimde bir yerleri titretiyordu. Canım kardeşim… Daha on sekizindeydi askere gittiğinde. Gitmekle kalmamış, kalmayı seçmişti. Küçücük yaşında, o uzak topraklarda tutunmayı istemişti. Konağın ağır yükünü omuzlarında hissedememişti belki. Kendi payına düşen sorumluluklardan kaçmak değil de, korkularından korunmak istemişti kim bilir. İçinde ne yaşadığını kimse bilmiyordu. Ama herkes merak ediyordu. Hem de çok. Haklıydı. Art arda çıkan cenazelerden sonra eski aşiret gücümüz de kalmamıştı zaten. O görkemli günler, kalabalık sofralar, sözü geçen adamlar… Hepsi geride kalmıştı. Cihan abim elinden geldiğince toparlamaya çalışsa da onun da hevesi tükenmişti artık. Şirketle konak arasında mekik dokuyor, iki dünya arasında sıkışıp kalıyordu. Düşüncelerimden sıyrılıp hızla mutfağa yöneldim. Çalışanlar babamın yemeğini çoktan hazırlamıştı. Tepsiyi kaptığım gibi koridora çıktım. Adımlarım aceleydi. Dila yengemin arkamdan gelen sesini duydum. “Yavaş kız!” Ama durmadım. İçimdeki heyecan ayaklarıma söz geçirmeme izin vermiyordu. Babamın odasına girdiğimde her şey her zamanki gibiydi. O, yatağında öylece yatıyordu. İlk zamanlar canımızı yakan o görüntüye alışmıştık artık; alışmak, kabullenmenin en acı hâliydi belki de. Tepsiyi yatağının yanındaki komodinin üzerine bıraktım. Önce elini öptüm. Sonra saçlarını okşadım, parmaklarımda yılların yorgunluğu vardı sanki. “Babacım…” dedim, neredeyse fısıldayarak. Gözleri, dikildiği yerden bir saniye bile ayrılmadı. Yine de yanağından öptüm. Kaçamak bir umutla, sanki birazdan bana dönecekmiş gibi. Yemeği yavaş yavaş yedirirken içimde biriken heyecanı ona anlattım. “Biliyor musun, Fırat geliyormuş. Hem de arkadaşlarıyla…” dedim. “Sen de çok özledin değil mi? Biliyorum… ben de çok özledim.” Sesim titredi. “Canım kardeşim…” diye ekledim. “Sence değişmiş midir baba?” Gözlerine baktım. Bir karşılık, küçücük bir tepki bile alamadım. Ama konuşmayı bırakmadım. Sanki duymasa da anlatmam gerekiyordu. Yemeği bitirdiğimde odadan sessizce çıktım. Kapıyı kapatırken kalbimdeki heyecan biraz olsun dinmişti. Derin bir nefes aldım. Sonra hiç oyalanmadan yeniden mutfağa döndüm. Tepsiyi kenara bıraktım ve kardeşim için yapılan hazırlıklara yardım etmeye başladım. Tabaklar, tencereler, telaşlı ama umutlu bir koşuşturma… Berfe yengem yanıma geldi, koluma hafifçe dokundu. “Yavaş kız,” dedi gülümseyerek. “Bizi de heyecanlandırıyorsun.” “Yenge, sen Cihan abime baksana,” dedim gülerek. “Benimle uğraşacağına ona baksaydın.” “Aman,” dedi elini masaya koyarak. “Hep işle uğraşıyor, kafasını kaldırmaz oldu. Bilmiyormuş gibi davranma.” Omuz silktim, gülümsemem yarım kaldı. Hazırlıklara devam ettim. Zaman ağır ağır akmış, farkına varmadan akşam olmuştu. Cihan abim, misafir gelmediği sürece odasından çıkmadığı için ortalıkta görünmüyordu. Kılıç abim ise kendini bir yerlere kapatmış gibiydi; varlığıyla yokluğu birdi. Konağın içinde dolaşan tek şey, yaklaşan akşamın ve gelecek bir kardeşin bıraktığı o tanıdık heyecandı. Sonunda sofra kurulmuştu. Tabakların yerleştirilmesiyle birlikte evin içindeki heyecan daha da yoğunlaşmış, herkesin hareketlerine görünmez bir telaş sinmişti. Bekleyiş uzadıkça zaman ağırlaşıyor, saniyeler bile isteksiz ilerliyordu. Cihan abim nihayet odasının kapısını açıp merdivenlere yöneldi. Adımları ağırdı, yüzünde alıştığımız o yorgun ifade vardı. Yengem hemen yanına gidip koluna girdi. Dışarıdan bakıldığında hâlâ çok uyumlulardı; yan yana geldiklerinde bunu inkâr etmek mümkün değildi. Ama aralarındaki bağ… Sanki bir yerinden kopmuş, tutkalı kurumuş gibiydi. Mecburiyetten yan yana duran iki insan hissi veriyorlardı. Onların içindeki mesele bambaşkaydı. Bir keresinde Dila yengem, “Kendileri çözsünler,” demişti. O günden sonra hiç sormadım. Öylece kabullendim. İçimde, “Bakalım ne zaman düzelirler,” diye sessiz bir beklentiyle. Bu düşüncelerle Cihan abimleri izlerken kapının sesiyle irkildim. “Ben bakarım,” dedim aceleyle. Sözümü bitirmeden kapıya koştum. Kapıyı açar açmaz karşımdaki manzara beni olduğum yere çiviledi. Karşımda altı tane, üniformalarıyla oldukça heybetli askerler duruyordu. Omuzlar dik, bakışlar ciddi, duruşlarıyla bile ağırlıklarını hissettiriyorlardı. Bir an nefes almayı unuttum. Derken içlerinden biri bir adım öne çıktı. Fırat. Hiç düşünmeden bana doğru geldi ve sarıldı. O an kendime geldim. “Fırat…” dedim, sesim ağlamaklı çıkmıştı. Kollarımı ona doladım, sımsıkı sarıldım. O kadar büyümüştü ki… Bir zamanlar avuçlarımın içinde kalan kardeşim, şimdi beni kollarının arasında küçücük bırakıyordu. Omuzlarına yüzümü yasladım, içimde biriken her şey o anda boğazıma düğümlendi. Cihan abimin sesi arkamızdan geldi. “Bırak artık, biz de sarılalım.” Zorla Fırat’tan ayrıldım. Bir adım geri çekilip onları izledim. Cihan abimle Fırat öyle sıkı sarıldılar ki, sanki Fırat eve sadece kendini değil, eski neşemizi de getirmişti. Konağın duvarları bile bu sarılmayı hissediyor gibiydi. Sarılma faslı bitince hep birlikte içeri girdik. Tam o sırada gördüm… Kömür karası gözleri. Üniformasıyla oldukça heybetli bir asker, ağır adımlarla yürüyordu. Bakışı kısa bir an için benimkine değdi. Kalbim, sebebini anlayamadığım bir şekilde hızlandı. Bir anlık dalgınlıkla olduğum yerde kalakaldım. Sonra kendime gelip Fırat’ın koluna girdim. Yanında durduğumda sanki ben onun ablası değil de kardeşiymişim gibi hissediyordum. Ama onun da beni ne kadar özlediği belliydi; kolunu biraz daha bana doğru çekişinden anlaşılıyordu. Hepimiz heyecanla Fırat’ı dinliyor, arkadaşlarıyla tek tek tanışıyorduk. Konağın içine uzun zamandır ilk kez bu kadar canlı bir ses, bu kadar güçlü bir enerji doluyordu. Ve ben, o kömür karası gözlerin ağırlığını hâlâ üzerimde hissediyordum..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD