9 +18
Yusuf bakışlarını Mehir’in endamında gezdirdi. Abisi böyle bir kadına nasıl kaba davranır, aklı almıyordu. Buralarda yeşil gözlü kızlar çok azdı. Yeşil gözlü olanların da yüz hatları Mehir gibi güzel değildi.
İstemeden de olsa abisini kıskandı. Mehir’i abisinden önce fark etmiş olsaydı kesinlikle onunla olmak için her şeyi yapardı. Abisi kızdan çok büyüktü ve kesinlikle Mehir için üzülüyordu. Mehir çok daha genç ve içi geçmemiş, hayat dolu bir adamı hak ediyordu.
Yusuf, abisinin arkasından baktı. Ardından Mehir’e dönüp omuz silkti. “Üzülme yenge. Onun huyu böyledir. Biraz huysuz, biraz da fazla serttir. Ama alışırsın zamanla,” diye fısıldadı.
Mehir, “Umarım,” diyebildi sadece.
Mehir ayağa kalınca Yusuf, genç kıza bir kez daha hayran kaldı. İncecik belini saran basit bir entari bile onun üstünde çok eşsiz duruyordu. Aşağıya doğru genişleyen kalçaları kesinlikle olgun bir kadın havası veriyordu. On sekiz yaşında olup bu denli dolgun hatlara sahip olması şaşılacak şeydi. Elbisenin bağırından görünen süt gibi beyaz tenine bakarken hayaları sızlamaya başladı. Ne yaptığının farkına varınca bakışlarını hızla yere indirdi.
‘O benim abimin karısı, saçmalama Yusuf!’
İçinden bunu söylerken Mehir’den etkilendiği için elini kucağına doğru bastırdı. Sertleşmişti. Oturuyor olmasa rezil olurdu. Hele abisi anlasa onu yaka paça dışarı atardı.
Neyse ki Mehir sessizce salondan çıkıp gitmişti. Hizmetçiler sofrayı toplamaya gelmeden önce duş alması iyi olurdu.
Banyoya girdiğinde soğuk suyu açtı. Suyun altına daha giremeden banyo kapısı tıklatıldı. Kim olabilir diye düşündü. Sonra aklına geçen kış oynaştığı dul hizmetçi geldi.
Kapıyı açınca tahmin ettiği gibi Zarife gelmişti. “Ne yapıyorsun Zarife, gündüz vakti biri görecek,” dedi genç kadının kolundan tutup içeri çekerken.
Zarife ise umursamaz bir şekilde “Aylardır yolunu gözlerim Yusuf, herkes zaten işinde gücünde. Kimse bu kata gelmez,” dedi.
Elini adamın önüne attı. Zarife genç yaşta evlenip kısır çıkınca kocası onu boşamıştı. O da yaşlı biriyle evlenip ona hizmet görmektense Aziz Ağanın konağında işe girmişti. Ve ilk başta Aziz Ağaya kuma olmayı hayal etmişti. Zaten adamda kısırdı ve karısı hastaydı. Yani onun için ideal biriydi. Ama Aziz Ağa karısına sadıktı ve bir kez bile yüzüne alıcı gözle bakmamıştı. Karısı ölünce umutlanmıştı ama ailesi ‘belki kısır olan karısıdır’ diyerek Aziz Ağayı genç bir kızla evlendirmeye karar vermişlerdi. Ve aylarca köy köy kız aramışlardı. En sonunda ailesinde herkesin çocuk sahibi olduğu Mehir’i bulmuşlardı. Hem genç hem güzeldi.
Zarife ise o süreçte Yusuf’la yakınlaşmıştı. Yusuf abisi gibi değildi. Zarife daha adama yaklaşma niyetinde değilken Yusuf ona kur yapmaya başlamıştı. Ve ona küçük hediyeler alarak koynuna almayı başarmıştı. Ama Yusuf’u dul ve kısır bir kadına kimse yar etmezdi. Zarife bunun farkında olduğu için onun gönül eğlendirmesini görmezden geliyordu. Zaten Yusuf ona hiç evlilik lafı da etmiyordu.
Yusuf’un onu kapıyla arasında sıkıştırıp kalçalarını sıkmasına gülümseyerek karşılık verdi. “Hemencecik zıpkın gibi olmuşsun Yusuf’um,” dedi.
Yusuf ise Mehir için bu hale geldiğini yok sayarak “Aylardır ben de sana hasrettim. Geceyi bekliyordum, banyoya geldiğin iyi oldu Zarife’m,” dedi.
Zarife kollarını adamın boynuna dolayıp dudaklarından öpmeye başladı. Yusuf ise onunla öpüşmektense direkt sonuca odaklıydı. Hızla pantolonunu çıkarıp Zarife’nin eteğini yukarı toplamaya başladı. Zarife’yi yüz üstü duvara çevirdi.
Zarife hazırlıklı gelmişti. Kırmızı külotlarını Yusuf seviyordu. O yüzden dantelini kendi yaptığı kırmızı ipten külotlarını giymişti.
“Yine giymişsin bayramlıklarını,” dedi Yusuf.
“Giydim yiğidim. Çıkarması da senden artık.”
“Baş üstüne Zarife’m,” diyerek kadının külotlarını indirdi. Ardından hiç durmadan sertliğini genç kadının içine sapladı. Kesinlikle saplamaktı bunun adı. Çünkü öyle hızlı girmişti ki Zarife bağırmamak için kendini zor tuttu. Yusuf’un huyunu bildiğinden öncesinde kendini elleyip hazırlamıştı. Islaklığına rağmen Yusuf canını yakmıştı.
Yusuf ise kendiyle gurur duyuyordu. Genç ve dinçti. Kadınlar ona her zaman kendi ayağıyla geldiği için yakışıklı yüzüne iyi bakıyordu. Zarife sessizce inlerken Yusuf ise arkadan ona sertçe girip çıkmaya devam etti. Kadın onun için bacak arasından ibaretti. Onu huyunu suyunu merak etmiyordu. Neyi sevip sevmediğiyle ilgilenmiyordu.
Zarife’nin içine gömülerken gözlerini kapattı ve istemesizce Mehir’in yüzünü hayal etmeye başladı. Ve şimdi daha da sertleşiyordu. Daha çok zevk alıyordu. O melek yüzlü kızın sahibi olmak için delirdiğini o anda fark etti.
Döllerini Zarife’nin içine akıtana kadar durmadı.
“Çok iyiydin Me… Mendil ver şuradan,” diyerek son anda hatasını düzeltti. Nerdeyse Zarife demek yerine Mehir diyecekti.
Zarife toparlanıp gizlice banyodan çıkarken Yusuf ise duşun altına girip derin bir nefes aldı. Mehir’i düşünerek Zarife’ye sahip olmuştu. Bu bile onu nasılda fena hale getirmişti. Bir de gerçekten Mehir olsaydı acaba neler olurdu?
***
Mehir, merdivenlerden geçerek çalışma odasına yöneldi. Burası, konaktaki en geniş odalardan biriydi: iç duvarları eski haritalarla kaplı, kütüphaneleri eski kitaplarla dolu, masası ise oymalı ahşap işçiliğiyle dikkat çekici bir zerafete sahipti. Tavandan sarkan büyük avize, gün ışığıyla birleşince odaya loş bir aydınlık yayıyordu.
Aziz, masanın ardındaki koltuğa yaslanmış, elinde birkaç kâğıt tutuyordu. Mehir kapıda belirdiğinde, bakışlarını kâğıtlardan kaldırıp ona dikti.
“Gel,” dedi, elini masanın önündeki sandalyeye doğru uzatarak. “Otur.”
Mehir, kalbi sıkışarak söyleneni yaptı. Sessizce sandalyesine yerleşti, ellerini dizlerinde birleştirdi.
Aziz, kâğıtları masaya bırakırken gözlerini Mehir’e dikti. “Üstündeki kıyafet evli bir kadın için pek uygun değil,” dedi.
Mehir, üstündeki kıyafete baktı. “Ama bunu annemler evlendikten sonra giyeyim diye almıştı.”
“Evet sana üst baş alsınlar diye para vermiştim. Ama bu ucuz kadın kıyafetlerinden alacaklarını bilseydim bu işi başkasına verirdim.”
Mehir’in gözleri doldu. Ayak üstü Aziz Ağa onu aşağılıyordu. Üstündeki kıyafetin açık hiçbir yeri yoktu ama yine de içinde ucuz bir kadın gibi mi görünüyordu? Anlam veremedi. Belki de insanın fikri neyse zikri de odur. Aziz Ağaya göre ucuz, para için evlenen bir kadın değil miydi zaten.
“Ben daha usturuplu giyinmeye çalışırım. Verdiğim rahatsızlık için kusura bakmayın Aziz Ağa,” dedi Mehir başını eğerek.
Aziz, “Senin benim karım olarak, burada düzeni sağlaman ve soyumu sürdürmen gerek. Öyle dikkat çekici giyinip ortalıkta dolaş diye seni almadım,” diye sert bir tavır gösterdi.
Mehir, “Anlıyorum,” dedi kısık bir sesle. “Ama ben dikkat çekmek için bu elbiseyi giymedim. Ağanın karısı olarak düzgün giyinmeye çalıştım. Beğeneceğinizi sanmıştım.”
“Ben her tarafını ulu orta gösteren hiçbir kıyafeti beğenmem! Hele ki böyle şeyler benim karım giyemez!”
“Hep böyle her yaptığım, her giydiğim kusur olarak batacak mı size Aziz Ağa? Sizden hiçbir zaman tatlı bir söz duyamayacak mıyım?” Mehir asilik etmek istemese de yine dilini tutamamıştı. Babası şimdi burda olsa yaptığı saygısızlık için ona tokadı basmıştı.
“Yusuf gibi olmamı istiyorsun besbelli. İki tatlı söz duydun diye aklın sakın karışmasın! O benim kardeşim, ona göre ayağını denk al.”
Mehir, bu uyarıya bir anlam veremedi. “Ben anlamadım Aziz Ağa, Yusuf bey değil ki konumuz. Ben sizden iyi niyet görmek istediğim için neyle suçlanıyorum şimdi?”
Aziz gözlerini kısıp Mehir’e dik dik baktı. “Konumuz tam olarak Yusuf! Onun ağzı fazla laf yapar. Sana hoş gelir. Aklın karışır… Gençsin, toysun… İki tatlı söz duydun diye kafan karışmasın. Benim istediğim, senin saygılı ve uslu bir eş olman. Yusuf’la gereksiz samimiyetten kaçınmanı istiyorum. Yoksa…”
Cümlenin sonunu getirmedi ama sesindeki tehditkâr ton, Mehir’in yüreğini ürpertti. Bir yandan haksızlığa uğradığını hissediyor, diğer yandan öfkeleniyordu. “Benim Yusuf’la herhangi bir yakınlığım yok. Onunla ilk kez sizin yanınızda konuştum. Yanlış bir şey mi yaptım? Hem bana güvenmiyorsanız anlarım ama kardeşinize de mi güveniniz yok,” diye sordu.
“İnsan evladı çiğ süt emmiştir Mehir! Ben babama bile güvenmem! Yusuf zaten öz kardeşimde değil! Canım sıkılırsa ikinizde kendinizi kapıda bulursunuz!” diye çıkıştı.
Mehir şaşırmıştı. “Öz kardeşin değil mi?”