Bölüm 1: Mardin’in Sessiz Güzelliği

1284 Words
Yazarın Anlatımı Mardin'in taş sokaklarında yine her zamanki gibi bir kalabalık vardı. Tarlaya giden insanlar sabah erkenden kalkıp tarlaların yolunu tutmuşlardı. Çarşıya çıkanlar ise dükkân dükkân geziyordu. Mardin öyle bir yerdi ki, buram buram tarih kokuyordu. Gelen her turist adeta büyüleniyordu. Her ne kadar güzel olsa da içinde bitmek bilmeyen kan davaları vardı. Özellikle de Karaz Aşireti ile Şirhan Aşireti arasında olan kan davası neredeyse kırk yıldır devam ediyordu ve bitecek gibi de değildi. Öyle çok kan dökülmüştü ki… Yine de dökülmeye devam ediyordu. Hiçbir berdeli kabul etmemiştiler, hiçbir Karaz, Şirhanlardan bir kız almamış; bu kan davası sonlanmamıştı. Ama bu sefer belki bir umuttu. İki aşiret ve tüm Mardin, belki bu sefer biter diye Karaz Aşireti’nin yeni ağası Yaman Ağa’ya bakıyorlardı. “Şirhanlardan bir kız alır da kırk yıldır kanayan bu yarayı durdurur mu?” diye düşünüyorlardı. Ama nasıl olacaktı ki? Tüm Mardin ve ilçe köyler Yaman’ı “Kara Yaman” diye tanırlardı. Kalbinde merhamet olmadığını biliyorlardı. Kimse onun gözüne bakmaya cesaret edemezdi. Onun yürüdüğü yollardan insanlar yürümeye korkardı. Görenler ise hemen başını eğer, yanından geçerdi. Ama bunun tam tersi birisi vardı: Şirhanların kızı Elvan Şirhan. O, Yaman’ın aksine öyle masum, öyle sevecendi ki... Bir berdel olursa, zalim birine bir melek düşecekti. --- Elvan’ın Anlatımı Sabah erkenden kalkmış, konaktaki bütün işlerde yardım etmiştim. Sonra odama gidip hazırlanmaya başladım. Bugün arkadaşlarımla çarşıya çıkacaktım. Hazırlanıp aşağıya, avluya indiğimde annem beni gördü. Beni baştan aşağıya süzüp, “Nereye kız dilsiz?” dediğinde, telefonumda ‘Arkadaşlarımla çarşıya çıkacağım’ yazıp anneme gösterdim. Annem mesajı okuduğunda bana bakıp, “Utanmıyor musun çarşıya çıkmaya? Hiç düşünmez misin millet ne der?” dediğinde, anlamaz gözlerle ona baktım. Annem devam etti: “Çarşıdakiler senin Şirhan olduğunu öğrendiğinde demeyecek mi ‘Koskoca Şirhanların dilsiz kızı var’ diye? Düşünmez misin ne derler? Yok sana çarşı falan! Otur oturduğun yerde, bizi millete rezil etme.” Gözlerim doldu. Yıllardır bunu yapıyorlardı. Neredeyse hiç dışarı çıkmama izin vermiyorlardı. Konuşamıyorum diye Mardin'de kimse bilmezdi Şirhanların dilsiz bir kızı olduğunu. Sanki dilsiz olmak utanılacak bir şeymiş gibi. Ama dilsiz olmayı ben seçmemiştim ki! Neden bu konuda beni suçluyorlardı? Neden konuşamadığım için annem beni sevmiyordu? Hepsini içimden söyledim, dolu dolu gözlerle anneme baktım. Telefonuma “Ben utanılacak hiçbir şey yapmadım, dilsiz olmayı da ben istemedim ve çarşıya çıkacağım.” yazıp anneme okumasını sağladım. Okuduktan sonra bir şey demesine izin vermeden yanından geçip gidecekken kolumdan tuttu. “Dilin yok bari terbiyen olsun! Annene karşı çıkmaya utanmıyor musun? Sana gidemesin dedim, gitmeyeceksin!” Öfkeli gözlerle ona döndüm. Elimi hızla çektim ve işaret dilinde ‘Gideceğim’ dedim. Annem tam bir şey diyecekken abim konağın kapısından içeri girdi. Onu görünce içimi bir sevinç kapladı. Abimi çok seviyordum, bana hep iyi davranıyordu. Bu konakta beni en çok seven kişi oydu. Bize doğru geldiğinde beni görüp gülümsedi: “Ooo Elvan! Bu ne güzellik böyle, nereye gidiyorsun bakalım?” Daha ben işaret diliyle cevap vermeden annem atladı: “Nereye olacak, bizi rezil etmeye gidiyor! Çarşıya çıkacakmış.” Abim anneme dönüp, “Neden bizi rezil edecekmiş? Bence benim kardeşim güzelliğiyle milleti mest edecek.” dediğinde gülümsedim. Annem, “Oğlum...” dedi ama abim lafını kesti: “Ana yeter! Millete rezil falan olmaz, rahat bırak artık şu kızı!” Annemin bir şey demesine izin vermeden benimle birlikte konağın kapısına doğru yürüyüp dışarı çıktık. Abim, benim için arabasının ön kapısını açtığında gülümseyip arabaya bindim. Abim de şoför koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırmadan bana döndü: “Elvan’ım, güzel kardeşim... Sen anamızı kafana takma. Sen benim hayatımda gördüğüm en güzel kız kardeşsin, tamam mı gülüm?” Başımı salladım, işaret diliyle ‘Abi ben seni çok seviyorum’ dedim. Abim ne dediğimi anladığı için, “Ben de güzelim, ben de...” deyip arabayı çalıştırdı. Beni çarşıya bıraktığında kızlarla buluşup gezmeye başladık. Yürürken sohbet ediyor, gülüyorduk. Dükkânlara girip çıkıyorduk. Gezmekten yorulmuş ve susamıştık, bu yüzden bir kafeye gidip oturduk. Hepimiz bir soğuk kahve ve bir cheesecake söyledik. Siparişleri erkek bir garson getirip masaya bırakıp gittikten sonra Sevda konuştu: “Kızlar, sanırım ben âşık oldum.” Melike gülüp, “Yine kime âşık oldun kız Sevda?” dedi. Sevda, “Az önceki garsona! O kadar yakışıklı ki!” dediğinde, Melike gülüp, “Şaşırmadık, Sevda. Bu ay içinde âşık olduğun on beşinci kişi!” dedi. Ben sadece gülümsüyordum. Melike devam etti: “Kalbini kırmak istemem Sevda ama sanırım çocuk Elvan’dan etkilendi.” Şaşkınlıkla ona baktım. Çantamdan not defteri ve kalemimi çıkarıp ‘Ben ne alaka Melike?’ diye yazıp uzattım. Sevda da beni destekleyip, “Evet Melike, ne alaka?” dedi. “Kızım, kör müsünüz? Çocuğun Elvan’a nasıl baktığını görmediniz mi?” dediğinde, Başımı hayır anlamında salladım. Sevda da, “Hayır görmedik ama kesin bakmıştır. Ya Elvan’da bu güzellik varken millet bize tabi bakmaz.” dedi hafif sitem dolu bir sesle. Deftere ‘Sevda, sen de çok güzelsin. Lütfen kendine haksızlık etme.’ yazıp ona uzattım. Okuyunca gülümsedi: “Sağ ol Elvan. Ama kızım, sen sadece güzel değilsin ki. Senin güzelliğin resmen tanrıça güzelliği gibi! Ben Mardin’de senin kadar beyaz bir kız görmedim.” Gülümsedim ama haksızlık yapıyordu. Sevda da çok güzel bir kızdı. Tatlılarımızı yiyip kahvelerimizi içtikten sonra kafeden çıkıp gezmeye devam ettik. Ben bakır eşyalar satan bir tezgâhın önünde durduğumda, Sevda ile Melike, “Elvan, bizim hemen yan dükkânda bir işimiz var, halledip geliyoruz.” dediler. Sadece kafamı salladım. Onlar dükkâna girdiğinde, ben tekrar tezgâhtaki eşyaları inceledim. O kadar güzel ayna ve tarak takımları vardı ki hepsini almak istedim. Dalmış şekilde eşyaları inceliyordum. İçeriye de bakmak istediğim için dükkâna girdim. Bakır eşyalar arasında o kadar kaybolmuşum ki, yanıma bir erkeğin geldiğini fark etmedim. Kafamı kaldırıp yanımda duran erkeğe baktım, o da benim gibi eşyaları inceliyordu. Tekrar eşyalarıma döndüm. Dükkanın diğer taraflarını dolaşmaya başladım ama bir baktım ki az önceki adam yine yanımda. İlk başta umursamadım ama yavaş yavaş tedirgin olmaya başladım. Ön tarafa yürüyüp tarak takımlarına bakarken bir tanesini gördüm ki... O kadar güzeldi ki anlatamam. Elime alıp inceledim. Satın almak istedim ama alamazdım; o zaman herkes benim dilsiz olduğumu öğrenirdi. Melike’ler yanımda olmadığı için şimdilik vazgeçtim. Belki onlar gelince alırdım. Birden biri yanımda belirdi. Kafamı kaldırıp baktığımda yine aynı kişiydi. Ee ama yuh! Bu kadar da tesadüf olamazdı. Bu adam bildiğin beni takip ediyordu. Rahatsız olduğum için dükkândan çıktım, tam o sırada biri kolumdan tuttu. Kafamı çevirip baktığımda aynı kişiydi. Korkuyla çırpındım. Adam beni iki kolumdan tutup kendine doğru çekti, kulağıma, “Uslu dur, yoksa canın yanar güzelim.” dediğinde korkuyla donup kaldım. Ne yapacağımı bilemez haldeyken birden ayağımı kaldırıp erkekliğine bir tekme attım. Adam kollarımı bırakıp öne doğru bükülüp küfür savurdu: “Siktir lan seni küçük orospu!” deyip üzerime yürüdü. Korkuyla birkaç adım geri çekildim. O sırada birine çarptım. Üzerime gelen adam, arkamda her ne gördüyse birden gözlerinde korku belirdi. Bir şey demeden hızla arkasını dönüp kaçtı. Arkamda kimin olduğunu bilmiyordum. Yavaşça döndüm. Kafamı kaldırıp baktığımda gördüğüm kişiyle neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Allah’ım! Sen şu kulunun yüzünü güldürdün ya... Bu ne yakışıklılık ama! Uzun boylu, iri yapılı, esmer tenli, siyah gözlü... Bildiğin erkek güzeli, yağız bir delikanlı! O da bana baktığında beni baştan aşağı süzdü. Göz göze geldiğimizde onun da bakışlarından beni beğendiği belliydi. Utandığım için başımı eğdim. “İyi misin?” dediğinde tam ağzımı açıp teşekkür edecektim ki... Konuşamadığımı hatırladım. Hay aksi! Allah kahretsin, ben konuşamıyordum değil mi? Karşımda bu kadar yakışıklı bir adam görünce beynim tüm işlevini kaybetti. Kafamı kaldırıp, evet anlamında salladım. Sonra telefonumu elime alıp yazdım: ‘Kusura bakmayın, sesim kısıldığı için konuşamıyorum ama iyiyim, teşekkür ederim.’ Dilsiz olduğumu söylemeye çekindim. Telefonu ona tutup okumasını sağladım. Okuyup başını salladı. Üzerime doğru eğilip, “Kendine dikkat et.” dediğinde bana o kadar yaklaşması, birden vücudumun bütün işlevini kaybetmesine sebep oldu. Birkaç saniye öyle yüzüne baktım. Sonra yavaş yavaş kendime geldim. Kızaran yanaklarımla birlikte sadece başımı salladım. Adam yanımdan geçip gittiğinde arkamı dönüp arkasından bakmaya devam ettim. Ama... Bildiğin manken! Ve ben... sanırım âşık oldum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD