Bölüm: Kaderin Oyunu

1569 Words
Elvanın anlatımından devam Adam gittiğinde arkasından baka kalmıştı. Keşke adını öğrenseyim o Yunan heykeli adamın. Yüzümü asıp “ah Elvan, eline geçen fırsatı da kaçırdı.” Bir daha da böyle bir fırsat elime geçmezdi. Aklıma göğüsleri geldikçe istemsiz çıplak hâlini merak ettim. Keşke dokuma bilseydim ya… Taş gibi göğüsleri vardı. Yolun ortasında öylece dururken birden koluma biri dokundu. Korkudan sıçrayıp döndüğümde Melike ile Sevda’nın olduğunu gördüm. Melike “İyi misin Elvan?” dediğinde kafamı evet anlamında salladım ama Sevda yüzüme iyice bakıp “Emin misin? Yüzün kıpkırmızı olmuş da.” Utandım. Kafamı eğip evet anlamında tekrar başımı salladım. Galiba düşündüğüm şeyler yüzümün kızarmasına sebep olmuştu. Kızarmayı bırak beni cayır cayır yakmaya başlamıştı. Melike “İşimiz bittiyse eve dönelim mi? Benim annem aradı, bizim akrabalara gelmiş beni soruyormuş.” Ben olur anlamında kafamı salladığımda Sevda “Kız Melike, senin akrabalar niye seni soruyor? Hayırdır yoksa görücüye mi geldiler?” Melike “Yok be Sevda, ne görücüsü saçmalama.” Sevda “Bence görücüye geldiler benden söylemesi.” Melike “Saçmalama Sevda hadi gidelim.” dediğinde hep birlikte yürümeye başladık. Benim evim en yakını olduğu için önce beni bıraktılar ve onlar gittiler. Ben konaktan içeri girdiğimde annem avluda sinirle beni bekliyordu. Ben içeri girip avluya doğru yürüdüğümde bana doğru yürüyüp iğneliyici bir tonda “Oo hoş geldin hanım ağamız.” dediğinde sadece gözlerimi devirerek yanından geçip gidecektim ki annem kolumu tutup sinirle “Nereye gittiğini sanıyorsun sen? İyice terbiyesiz bir şey oldun!” Kafamı ona çevirip sinirli gözlerle baktım. Artık annemin bu yaptıklarına dayanamıyordum. Kolumu çekip gitmek istediğimde beni bırakıp “Şükür ki artık senden kurtuluyorum.” dediğinde afalladım. Ne demek kurtuluyorum? Ben nereye gidiyordum ki? Ona baktığımda ne soracağımı biliyormuş gibi konuşmaya devam etti. “Evleniyorsun, yarın seni istemeye geliyorlar.” Dediğinde şaşkınlığım iyice arttı. Kiminle evleniyorum? Telefonuma “Anne ne diyorsun, kim istemeye geliyor?” yazıp anneme uzattığımda annem bakıp acımasız bir gülümsemeyle “Karazlara gelin gidiyorsun.” dediğinde şoka uğradım. Hayır… Olamazdı. Onlara olamazdı değil mi? Kan davamız vardı bizim. “Anne olamaz!” diye yazdığımda annem, “Olacak! Evleneceksin onunla yoksa abinin ölmesini mi istiyorsun?” dediğinde gözlerim doldu. Hayır, abimin ölmesini istemiyordum… Ama kan bedeli olmak da istemiyordum. Annemin elini tutup dolu dolu gözlerle hayır anlamında kafamı salladım. “Hayır anne bunu yapma” demek istiyordum ama sesim çıkmıyordu, konuşamıyordum. Annem elini çekip yüzüme bir tokat attı. Tokatın şiddetiyle yere düştüğümde annem sinirle “Evleneceksin dediysem evleneceksin!” Elimi sağ yanığıma koyup anneme baktığımda ağlayarak başımı sağa sola salladım. Evlenmeyecektim. Etrafa baktığımda gözüm kapıya takıldı. Kaçmalıydım. Ardıma bakmadan gitmeliydim. Ayağa kalkıp hızla konaktan çıkmaya çalıştığımda annem arkadan saçlarıma yapışıp beni çektiğinde kulağıma: “Bu evden ya kefeninle çıkarsın ya da gelinlikle!” Ağlamaya başladım. Benim için ikisi de kefendi. Annem beni savurup yere attığında üzerime yürüyüp “Ölsen de evleneceksin o adamla! Seni toprağa koyarım ama abini koyamam. O yüzden evleneceksin!” Gözlerime acımasızca bakıyordu. Ağlayarak başımı hayır anlamında salladığımda annem üzerime yürüyüp “Ben seni nasıl yola getireceğimi biliyorum!” “Esmaaa!” diye bağırıp evin hizmetlisini çağırdı. Kız koşarak gelip “Buyrun Zehra hanım?” dediğinde annem bana bakarak “Götür bunu ahıra bağla da akıllansın.” Gözlerim kocaman açıldı. Esma’ya baktığımda acır gibi bana bakıyordu. Annem de Esma’nın hareket etmediğini görünce: “Ne duruyorsun Esma? Al götür onu, bu gece orada kalacak!” Deyip merdivenlere doğru yürüdü. Elini tutmaya çalıştım ama izin vermedi. Bana dönüp: “Yarın akşam geliyorlar. Aklın başına gelene kadar orada kalacaksın!” Deyip gitti. Esma beni kaldırdığında ağlıyordum. Bacaklarım titriyordu. Esma beni istemeye istemeye de olsa alıp ahıra götürdüğünde bağlayıp bana bakarak acı içinde: “Evlen Elvan, belki bu eziyetten kurtulursun. Belki o adam sana iyi davranır.” Dediğinde bir şey demedim. Ağlamaya başladım. Esma kalkıp gittiğinde ellerimi arkadan direğe bağlamış, ayaklarımı da bağlamıştı. Esma iyi biriydi ama annemin sözünü dinlemezse başına daha kötü şeyler geleceğini bildiği için mecburen yapıyordu. Beni bu ahıra her bağladığında ipleri bilerek canımı yakmayacak şekilde, sıkmadan bağlıyordu. Ağladım. Kendi kaderime, bu engelime, hepsine ağladım. Ben daha 23 yaşındaydım. Üniversite okumak istiyordum ama bir kana kurban gidiyordum. Neden ben? Annemin dediği o söz canımı çok yakmıştı: “Seni toprağa koyarım ama abini koyamam.” Abim için her şeyi yapardım. Onun için gerekirse ölürdüm. Ama o adamla evlenemezdim. Onun namını duymayan yoktu bu Mardin’de. Herkes onu Kara Yaman diye tanırdı. Kalbinde merhamet yoktu, kimseye acımazdı. Ve ben bu hâlimle asla onunla baş edemezdim. Konuşamıyordum bile. Ağlamaya devam ettim. Bağlanan ellerimi ve ayaklarımı kurtarmak için çırpındım ama nafile… Saatlerce ağladım. Ağlamaktan yorgun düştüğümde düşündüm… Ben dilsiz olduğum için bu kadarını hak etmiyordum. Bir anne, kızı sırf konuşamıyor diye onu hiç mi sevmezdi? Yaman denen o adamla evlenmek fikri beni nefessiz bıraksa da bu hapishane gibi yerden kurtulmak için tek şansım olabilirdi. Kabul edecektim. Hem kendim için hem de abim için. Belki orada yaşamayacaktım ama en azından buradan kurtulacaktım. Beklemeye başladım beni buradan çıkarmalarını. Ağlamıyordum artık… Düşünüyordum. Benim hayatımda mutluluklar hep kısa sürmüştü. Çarşıdan döndüğümde ne kadar mutluydum ama şimdi kalbim paramparça. Oysaki bugün hayatımda ilk kez aşık olmuştum belki de… Ama benim mutluluklarım hep yarım olurdu. Benim de yarım olduğum gibi. --- Yaman’ın anlatımından devam İsteme günü gelmişti. O gün konakta başka bir telaş vardı. Herkes bir yerlere koşturuyordu. Ben ise öylece avluda durmuş onları izliyordum. Sinirleniyordum. Abimin katilinin kızıyla evlenmeyi kaldıramıyordum. Ulan intikam alamamışken o kızı yatağıma mı alacaktım? Olamazdı böyle bir şey. Sinirle ayağa kalkıp konaktan çıktım. Nereye gideceğimi bilmiyorum, öylece yürüyordum. Sonunda abim öldüğünden beri ne kadar daralsam kendimi onun mezarında bulduğum gibi yine buradaydım. Kocaman yazıyordu: “Miran Karaz.” Mezar taşına dokunup “Abim…” dedim. “Keşke abim… keşke o gün sen değil de ben ölseydim.” Durdum. Bir süre mezarına baktım. Burukça gülümsedim. “Sen hep bana evlen evlen diyorsun ya… Bir kıza aşık ol da evlen yuva kur diye… Evleniyorum abi. Ama senin katilinin olan kişinin kızıyla.” “İstemiyordum abi. Ben gerçekten istemiyorum ama babam yüzünden kabul ettim. Bana kızmasın değil mi? Affedersin beni. Sana söz veriyorum o kıza evlensem bile onu asla sevmeyeceğim.” Sonra aklıma gelen şeyle kafamı eğip mırıldandım: “Zaten sevemem abi… Ben sanırım başkasını seviyorum. Seviyor muyum bilmiyorum ama… iki gündür aklımdan çıkmıyor. Gülüşü, yüzü, saçları, gözleri… Hepsi zihnime kazınmış gibi. Unutamıyorum, çıkmıyor aklımdan. Ben aşık mı oldum abi bilmiyorum.” “Keşke şu an yanımda olsaydın da bu duygunun açıklamasını yapsaydın bana.” Tekrar gülümsedim, abimin sesini taklit ederek: “Sen aşık olmuşsun deli oğlan.” Kesin böyle derdin değil mi? Ama aşık olsam neye yarar abi? Kavuşamadıktan sonra? Ben bugün hiç tanımadığım biriyle sözleneceğim… O ise Allah bilir… Ayağa kalkıp “Hakkını helal et abi.” deyip mezarın başından ayrıldım. Konağa doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde babam avluda hazır bir şekilde bekliyordu. Annem de yanındaydı ama annem pek mutlu değildi. Nasıl mutlu olsun ki? Gelin almıyordu, kan duruyordu sadece. Yani kısaca berdel yapıyorduk. Babam bana yaklaşıp “Oğlum neden hâlâ hazır değilsin? Geç kalacağız!” Ben bir şey demeden annem: “Gören de gerçekten kız aldığımızı sanır.” Babam anneme dönüp “Hanım!” dediğinde annem “Ne var bey? Öyle değil mi? Yakıyoruz oğlumunuzun başını.” Babam sinirle: “Ne hanım? Ölmesini mi istiyorsun yoksa oğlunun?” Annem bir şey demedi. Ben bir şey demeden yukarı çıkıp hazırlandım. Acaba istediğim kişi Elvan olsaydı nasıl bir hissin içinde olurdum? Dolabımdan siyah bir gömlek, siyah kumaş bir pantolon ve takım yeleğini giydikten sonra aşağı indim. Hep birlikte konaktan çıkıp Şirhanlar’a doğru yol aldığımızda istemsiz sinirleniyordum. Direksiyonu sıkmaktan parmak boğumlarım beyazlaşmıştı. Ama içimdeki öfkeyi dindiremiyordum. --- Elvanın anlatımından devam Sonunda sürem dolmuş olacak ki Esma gelip beni çözdü ve annemin karşısına götürdü. Annem sinirle “Git hazırlan, birazdan gelirler. Banyo falan yap, güzelce giyin.” dediğinde bir şey demeden odama çıktım. Artık itiraz edecek, kaçacak, çabalayacak gücüm kalmamıştı. Üzerimdeki kıyafetleri indirip banyoya girdiğimde aynadan kendime baktım. Gözlerim… Eskisi gibi parlamıyordu. Bir gecede çalmışlardı ışığımı benden. Duşa girip sıcak suyun altında saatlerce durdum. Kaderime ağladım. Sonra duş alıp çıktım. Dolabımı açtığımda gözüme çarpan ilk siyah elbisem oldu. Göğsü dantelli, bileklerime kadar gelen kolları uzun elbisem… Onu alıp giydim. Altına da ayak bileklerimdeki izleri kapatsın diye bilekten sarmalı topuklu bir ayakkabı giydim. Saçlarımı kurulayıp dağınık bir topuz yaptım. Hiçbir makyaj yapmadım. Sadece solmuş dudaklarıma hafif kırmızı bir ruj sürdüm. Sonuçta bu bir isteme değildi… Benim için bu bir cenaze töreniydi. Ayağa kalkıp elbiseyi düzelttiğimde kollarını da düzeltip bileklerimdeki izleri kapattım. Yandan kendime baktığımda gözlerim dolu dolu oldu. Eğer bir gün evlenseydim böyle olmasını istemezdim. Sevdiğim bir adamla evlenmek istiyordum. Heyecanlı olmak istiyordum. Telaş yapmak, mutlu olmak istiyordum. Ama şimdi… tam tersiydi. Sanki ölüydüm. Aynadan kendime bakarken Esma içeri girdi. “Elvan hanım, geldiler.” dediğinde dönüp ona baktım. Bir şey demeden ona doğru yürüdüğümde Esma hayretle: “Çok güzel olmuşsunuz hanımım.” dedi. Ben burukça gülümsedim. Aşağı indiğimde annem avlunun ortasında durmuş “Sonunda hazırlanabildin. Çabuk kahveleri yap da içeri gel.” Deyip içeri geçtiğinde Esma’yla mutfağa geçtik. Kahveleri yapıp damadın kahvesine Esma tuz alıp: “Elvan, damadın kahvesine tuz koymayı unutma.” Deyip fincana tuz koymaya kalktığında elini tutup hayır anlamında salladım. Esma alayla: “Hayırdır Elvan, kocana kıyamıyor musun?” Dediğinde gözlerimi devirdim. Ne kocası? Kahveleri alıp içeri doğru yürüdüm. Ne bir heyecan, ne bir mutluluk vardı. Ellerim bile titremiyordu. Ta ki… kapı açılıp onu görünceye kadar. İşte o an… ellerim titremeye başladı. Afalladım. İnanamadım. O da kafasını kaldırıp bana baktığında o da afallamıştı. Bu oydu… Çarşıda beni kurtaran adam… İlk görüşte aşık olduğum adam… O adam Yaman Karaz mıydı? Diğer adıyla Kara Yaman mıydı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD