Elvan’ın Anlatımından Devam
Ellerim hâlâ titriyordu. İçeriye gelene kadar titremeyen ellerim, Yaman’ı görünce titremeye başlamıştı. Sanki o da beni tanımış ve burada görmeyi beklemiyormuş gibi şaşırmıştı. Gözlerindeki şaşkınlıkla bana bakıyordu. Kader miydi, şans mıydı bilmiyorum… Ama belki de ilk kez benim yüzüme gülmüştü kaderim. Belki de… Ama imkânsızdı değil mi? Kan davası olan kişilerdik. Beni sever miydi? Üstelik ben konuşamıyordum bile. Nasıl olacaktı ki?
Heyecandan titreyen ellerimle ilk başta Yaman’ın babasına kahveyi uzattım. Sonra kendi babama, sonra Yaman’ın annesine, kendi anneme… Ve en son titreyen bacaklarımla Yaman’a kahveyi vermeye gittim. Heyecandan neredeyse bayılacaktım.
Kahveyi ona uzattığımda ona baktım. Kahveyi gözlerimin içine bakarak aldı. İlk başta bir pırıltı vardı gözlerinde ama kahveyi aldığı an o pırıltı yerini bir nefrete aldı. Bana tiksinerek bakmaya başlamıştı. Bakışlarımı gözlerinden kaçırıp elbiselerine baktığımda, o da benim gibi siyahların içindeydi. Siyah gömlek, siyah bir pantolon ve kumaş siyah bir yelek giymişti. Erkeksi ve karizmatik duruyordu. Kalbim adeta göğsümü yumruklayarak atıyordu; sesini duymasındı…
---
Yaman’ın Anlatımından Devam
Geldiğimizde içimdeki öfke dinmek bilmiyordu. Ta ki kapı açılıp içeriye iki gündür aklımdan çıkmayan o kız girdiğinde… Onu gördüğüm an adeta afalladım. İçimden Elvan dediğimde o da bana şaşkın bir ifadeyle bakıyordu. Elvan Şirhanların kızı mıydı? Olamazdı değil mi? Benim abimin katilinin kızı olamazdı. Âşık olduğum kız bir katilin kızı olamazdı, değil mi?
Anlaşılan bu durum ikimizi de şoka uğratmıştı. Şaşkın bir şekilde birbirimize bakıyorduk. Elvan kendini toparlayıp kahveleri dağıtmaya başladı. En son bana verdiğinde heyecanlandım. Sanki o da heyecanlıymış gibi yüzüme bakamıyordu. Ama sonra kendimi toparladım. Elvan’ı sevemezdim. Bu kadarını yapamazdım. Bu bir ihanet olurdu.
Kendimi toparlayıp nefret ederken ona baktım. Sadece Elvan değil, kendimden de nefret ettim onu sevdiğim için. Kahveyi verip uzaklaştığında ona baktım. Her zamanki gibi çok güzeldi. Giydiği elbise beyaz tenini o kadar belli etmişti ki… Kar gibi bir teni vardı. Tepsiyi indirdiğinde bilekleri açılmıştı ve kızarıktı bilekleri. Ne olmuştu bileklerine?
Kaşlarımı çattım. Bir şekilde bileklerine baktığımda birden kollarını çekiştirip kapattı. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. İp izlerine benziyordu. Ne olmuştu? Kim ona zarar vermişti? Gözlerime ne oldu? der gibi baktım. Yutkundum, canı çok yanmış mıydı?
Sonra tekrar ciddileştiğimde o hemen kafasını eğdi. Kendimi toparlayıp ne olmuşsa olmuş, bana ne ki? dedim. Beni ne ilgilendirirdi? Hatta canının yanmasına sevinmeliydim. Ama neden bu durum beni sinirlendiriyordu ki? O katilin kızıydı. Abimin kanı vardı hepsinin ellerinde.
Kafamı çevirip kahveyi içmeye başladım. Buraya gelirken hiç tanımadığım birini isteyeceğimizi sanıyordum. Hatta keşke Elvan olsaydı diyordum. Ama böyle değil… Onun Elvan çıkmasını istemiyordum. Ama belli ki bu kaderin bize acı bir oyunuydu. Kabul etmek lazımdı.
---
Elvan’ın Anlatımından Devam
Yaman bana baktığında bileklerime çatık kaşlarla bakıyordu. Kafamı eğip baktığımda bileklerimdeki izler görünmüştü. Hemen onları düzelttiğimde bu sefer kafasını kaldırıp bana baktı. Göz göze geldiğimizde gözlerindeki sorgulayan bir ifade vardı. Sanki izlerin neden olduğunu merak ediyordu. Bu durum sanki canını sıkıyordu. Ama sonra kendini toparlayıp tekrar sert gözlerle bana baktığında hemen kafamı eğdim.
Kahveler bittiğinde toparlayıp mutfağa götürdüm. Tepsiyi tezgâha bırakıp elimi kalbimin üstüne koydum. İçeride heyecandan neredeyse ölecektim. Kim bilebilirdi ki o gün ilk kez gördüğüm adam benim kaderim olacaktı… Ama acı bir kader.
Boğazım düğümlendi. Neden hep kötü şeyler benim başıma geliyordu ki? Neden bir kez olsun benim de yüzüm gülmezdi ya? Ellerim tezgâh üzerindeydi, titriyorlardı. Esma yanıma gelip “Elvan, iyi misin?” dediğinde kafamı sallayıp mutfaktan çıkıp tekrar içeri girdim.
Yaman’ın babası Rıza amca kendini düzeltip babama:
— Hüseyin, ne için geldiğimizi biliyorsun. Bu kan dursun artık. O yüzden Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınız Elvan’ı, oğlumuz Yaman’a istiyoruz, dedi.
Babam kendini toparlayıp:
— Rıza, veririz vermesine de… Benim kızım dilsizdir, dediğinde gözlerim doldu.
Ben sadece konuşamıyordum. Her şeyi anlayabiliyordum, duyabiliyordum, duygularım vardı… Sadece bir engelim vardı: konuşamıyordum.
Kafamı çevirdiğimde Yaman’la göz göze geldi. Şoka uğramış gibi bana bakıyordu. Beklemiyordu dilsiz olmamı. Gözlerinde garip bir ifade vardı. Çözememiştim.
Kafamı eğdiğimde Rıza amca:
— Olsun Hüseyin, biz yine istiyoruz. Maşallah çok da güzel bir kızınız var. Konuşamaması sorun değil. Biz yine de istiyoruz, dedi.
Babam:
— Tamam o zaman, ben de verdim gitti, dediğinde kafam eğik bir şekilde duruyordum.
Rıza amca ayağa kalkıp:
— O zaman yüzükleri takalım, dedi.
Babam da ayağa kalkıp:
— Elvan, gel buraya, dedi.
Yavaş adımlarla babama doğru yürüdüm. Tam Yaman’ın yanında durduğumda Rıza amca söz yüzüklerini çıkartıp ilk benim elime, sonra da Yaman’ın eline takıp kurdeleyi makasla kesti.
Öylece durdum. Elimdeki yüzüğe baktım. Bu yüzük benim kurtuluşum mu olacaktı, yoksa cehennemim mi… bilmiyorum.
Öylece yüzüğe bakıp düşünürken Yaman birden kulağıma eğilip:
— Seni küçük yalancı, dedi.
Kafamı kaldırıp ona baktım.
Ne yalancısı be? Ben ona ne zaman yalan söylemiştim?
Kaşlarımı çatıp ona bakarken o acımasız bir gülümsemeyle:
— Her yalan bir gün ortaya çıkar,mış ha Elvan? dediğinde elim yumruk oldu.
Şimdi bu yumruğu onun suratına geçirmek vardı. Ben ona ne zaman yalan söylemiştim ya? diye düşünürken çarşıdaki o an aklıma geldi. Ben ona dilsiz olduğumu söylememiştim, onun yerine sesim kısıldı demiştim. Galiba onu ima ediyordu.
Hatırladığım şeyden dolayı kafamı utançla çevirdim.
El öpme faslına geldiğinde ilk Rıza amcanın elini öpüp alnıma koydum. Rıza amca gülümseyerek başımı okşayıp:
— Hayırlı olsun kızım, dediğinde ben de hafifçe gülümsedim.
Sonra Yaman’ın annesinin elini öpecektim ama kadın elini uzatmadı. Koltukta oturmuş, elleri dizlerinde duruyordu. Eğik durmuş bir şekilde kadına bakarken Rıza amca elini uzatmadığını gördüğünde uyarı dolu bir sesle:
— Hanım? dedi.
Kadın isteksizce elini uzattı. Öpüp alnıma koyduğumda yüzüme bile bakmadı.
Doğrulup babamın elini öptüm. Babam da başımı okşayıp:
— Hayırlı olsun Elvan’ım, dediğinde gülümsedim.
Babam ile annem yan yana oturuyorlardı. Annem de elini uzattığında önce annemin eline baktım, sonra yüzüne baktım… ve öpmeden doğrulup odadan çıktım.
Bu evde beni sevmeyen tek kişi annemdi. Dün bana yaptıklarından sonra bugün elini öpmemi bekleyemezdi.
Avluya çıkıp mutfağa doğru gidecekken bir anda topuzuma yapışıp çektiğinde kulağıma konuştuğunda annem olduğunu anladım.
— Anlaşılan ahırda kalmak işe yaramamış. Aklın başına gelmemişti, dedi.
Saçımı bıraktığında ona dönüp sinirli gözlerle bakıp beden diliyle Ne istiyorsun anne benden? dedim.
Annem:
— O içeride yaptığın terbiyesizlik neydi? Senin hiç terbiyen yok mu? dediğinde sinirden güldüm. Hatta kahkaha attım.
Annem bana sinirle bakıp:
— Hem terbiyesiz hem arsız! Onlar gittikten sonra tekrar ahıra gitmek istiyorsun anlaşılan! Anca o zaman aklın başına gelir, dediğinde gülümsememi durdurup ciddi bir ifadeyle anneme bakıp beden diliyle:
Anne, bana yaptıkların sana saygı duymamı sağlamıyor. Daha çok senden nefret etmemi sağlıyor. Yani istersen beni ahıra kapat, umrumda bile değil, dedim.
Annem az çok ne dediğimi anlamış gibiydi.
— Elinle söyleyeceğine dilinle söylesen ya! Niye söyleyemiyorsun?! Terbiyesiz! deyip elini kaldırıp yüzüme tokat atmaya çalıştı.
Ama tam o anda biri annemin elini havada yakaladı.
Kafamı çevirip baktığımda… Yaman’dı.
Annemin elini havada tutup sinirle:
— Ne yaptığınızı sanıyorsunuz Zehra hanım? deyip annemin elini ittirerek bıraktı.
Annem Yaman’ı gördüğünde panikleyerek:
— Ana kız konuşuyorduk oğlum, sen içeri gir, dedi.
Ama Yaman beni arkasına alarak annemin önüne geçti.
Sinirle:
— Sizi sadece bir kez uyaracağım Zehra hanım. Bir daha Elvan’a zarar verirseniz karşınızda beni bulursunuz, dedi.
Olduğum yerde donakaldım.
Ama Yaman devam etti:
— Elvan artık benim karım. Bir daha ona elinizi bile kaldırırsanız çok kötü olur. Umarım bunu dikkate alırsınız.
Annem korkuyla:
— Yok oğlum, ne el kaldırması! Yok öyle bir şey… deyip korkuyla içeri doğru gitti.
Ben ise Yaman’ın sırtına bakıyordum. Hâlâ az önce söylediği şeyleri anlamaya çalışıyordum. Az önce… beni korumuş muydu?
Bana dönüp kollarımı tutarak:
— İyi misin? dediğinde kendime gelmeye çalışarak kafamı kaldırıp ona baktım. Yüzünde endişe vardı.
Beni inceleyip:
— Bir yerine bir şey oldu mu? İyi misin? dediğinde gülümseyip kafamı salladım.
Kollarımı bıraktığında hâlâ göz göze idik.
Arkamı dönüp mutfağa gidecekken kolumu tuttu. Ona doğru döndüğümde beni kolumdan çekiştirip karanlık bir köşeye çekip sırtımı duvara yasladı. O da bana yaklaşıp bir elini yanımda duvara koyduğunda korkmaya başlamıştım.
Ne yapıyordu bu adam?
Korkuyla diğer taraftan kaçmaya çalışırken diğer elini de oraya koyup beni kendisi ile duvar arasında sıkıştırdı.
Kafamı kaldırıp ona baktığımda gözlerinde garip bir ifade vardı. Beni baştan aşağı süzüp tekrar bana baktığında gözlerinde gördüğüm tek şey… şehvetti. Saf şehvet.
Gözleri dudaklarıma kaydığında, kendi dudaklarını ıslattı. Benim de bakışlarım istemsizce onun dudaklarına kaydığında…
Birden dudaklarıma yapışıp beni tutkulu bir şekilde öpmeye başladı.
Adeta şok olmuştum. Olduğum yerde donup kalmıştım. O ise dudaklarımı ezercesine öpüyordu.