Elvan’ın anlatımından devam...
Abim, benim evlendiğimi daha yeni öğrenmişti. Bir işi çıktığı için İstanbul'a gitmek zorunda kalmıştı; ben de o sırada evlendiğim için abimin haberi yoktu.
O yüzden şimdi beni almaya gelmişti ama ben gidemezdim. Eğer abimle gidersem bu kan bitmezdi. Onu da öldürürlerdi; çünkü sıra Karazlardaydı ve ben abimi kurban edemezdim. O yüzden Yaman’ı sevdiğimi söyledim. Belki de abime şu an ilk kez yalan söylüyordum.
Çatık kaşlarla bana bakıyordu. Gözlerimin içine, sözlerimin doğruluğuna bakıyordu belki ama benim gözlerimden sadece yaşlar akıyordu. Sonunda abim inanmış olacak ki kolumdan tutup beni çekiştirerek, "Sana geliyor musun diye sormadım Elvan, benimle geliyorsun!" deyip sürüklerken; birden diğer kolumdan da Yaman tuttu.
O da beni kendine çekerek, abim arkasına döndüğünde benim o halimi görünce silahını çıkartıp Yaman'a doğrulttu. Yaman da kendi silahını abime doğrulttuğunda korkudan ölmek üzereydim.
Her an bir şey olacak diye ödüm kopuyordu. Herkes endişeli bir şekilde bize bakarken Zehra Hanım, "Oğlum bırak gitsin şu dilsizi!" dediğinde Yaman sinirle, "O benim karım ve hiçbir yere gidemez!" dedi.
Abim öfkeyle, "Karaz ölmek istemiyorsa bırak!" dedi.
Yaman ise sinirle, "Sıkıysa öldür Şirhan!"
Gözyaşları içinde ikisine bakarken, ikisi de öfke ve nefretle birbirlerine bakıyorlardı. Abim elinde silahla sıkmaya başladığında Yaman da aynısını yapıp beni kolumdan çektiğinde abim de beni çekiyordu.
Belki şu an farkında değillerdi ama ikisi de canımı çok yakıyordu. Birbirlerinden çıkartamadıkları öfkeleri benim bileklerimi sıkarak çıkartıyorlardı. Konuşabilseydim şu an bağırarak "Yeter, durun ikiniz de!" demek istiyordum ama yapamıyordum.
Abim tam silahı Yaman’ın alnına tutmuştu. Sinirle, "Şu an gitmemize izin vermezsen seni öldürürüm!" dedi. Kalbime bir korku salındı; ikisinden biri ateş etseydi çok kötü şeyler olacaktı.
Hızla kollarımı onlardan kurtarıp abime dönüp "Abi ne olur git!" dediğimde gözlerimin içine bakıp, "Hayır, seni bu piçin eline bırakmam kızım! Onlar bizim dedemizin katili, seni bu katillerin eline bırakmam!" dediğinde Yaman öfkeyle, "Lan piç, sen de benim abimin katilisin!" dedi.
Abim ona bakıp acımasız bir ifadeyle, "Sana abinin nasıl öldüğünü söyleyeyim mi?" dediğinde bir an dizlerim titredi. Eğer abim konuşmaya devam ederse çok kötü şeyler olacaktı.
Abime bakıp kafamı sağa sola salladığımda bana bakmıyordu, gözleri Yamandaydı. Yaman öfkeyle "Lan!" dediğinde korkuyla ona dönüp sakin olması için ona baktım. Ona doğru yürüyüp abimin onu kışkırtmasına izin vermedim çünkü biliyordum; abim beni buradan götürmek için elinden geleni yapacaktı.
Niye diye sorarsanız; onun bana sözü vardı, beni okutacaktı, kan bedeli olmama izin vermeyecekti. Zaten ben dünleyin burada olsaydım evlenmeme izin vermeyecekti.
Yaman'a yaklaştığımda silah elinde olmayan kolunu tuttuğumda bana baktı. Yalvaran gözlerle "Ne olur sakin ol," dediğimde bir an öfkesi kırılır gibi oldu ama abim alayla, "Senin abin bir zavallı gibi öldü!" dediğinde Yaman sinirle, "Ulan orospu çocuğu!" dedi.
Benim gözlerimin içine bakarken hemen yanımda bir el ateş sesi duyuldu. İşte o an herkes şok içinde kalmıştı. Ben sesle birlikte sıçradığımda kim sıkmıştı hiç bilmiyorum ama Yaman'a baktığımda ona bir şey yoktu. İşte o an anladım; vurulan Yaman değil benim abimdi. Korkuyla abime döndüğümde yerde kanlar içinde yatıyordu. Dizlerim titredi, öylece donmuş kalmıştım.
Ölmüş müydü abim? Durduramamış mıydım bu kanı?
Gözlerimden ağlamaya başladım. Titreyen dizlerimle bir adım atacakken Yaman belimden tutup gitmemi engelledi. Ağlayarak çırpındım; ondan kurtulup abime gitmek istedim ama beni öyle sıkı tutuyordu ki elinden kurtulamıyordum. Feryat etmek istedim, ağzımı açıp "Abi!" diye bağırıyordum ama hiçbir ses yoktu.
Rıza amca hemen abimin yanına gittiğinde neresinden vurulduğunu bile bilmiyordum. Çetin’e bağırıp, "Çabuk arabayı getirin, hastaneye gidelim!" dediğinde ben hâlâ çırpınıyordum. Abimin yanına gidip iyi olup olmadığını merak ediyordum.
O dizlerim öyle bir titriyordu ki daha fazla ayakta kalamadım, yere kendimi bıraktığımda Yaman beni kucağına alıp merdivenlere yöneldi. Bayılmak üzereydim; çırpınacak, ağlayacak halim bile yoktu. Ellerim cansızca aşağı düştüğünde merdivenleri teker teker çıktığımızda ağlayan gözlerle Yaman’a bakıyordum.
Şu an ondan o kadar nefret ediyordum ki gücüm olsa onun bana dokunmasına bile izin vermezdim. Şu an içim yanıyordu, nefes bile almıyordu. Sevdiğim adam abimi vurmuştu ve ben onun yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordum. Gözlerim kararıyordu. Yaman’a baktığımda o da bir kaç saniyelik bana baktı; benim bu halimi görünce sanki pişman olmuş gibiydi ama ben bu acıya daha fazla dayanamadım, bayıldım.
Yaman’ın anlatımından devam...
Seyyid gelmiş benden karımı almaya çalışıyordu. Onun kardeşi olabilirdi ama benim de karımdı. Beni sinirlendirmek için elinden geleni yapıyordu ama ben bir şekilde sakin kalmak için elimden geleni yapıyordum. Fakat abim için söylediği şey, sabrımın sonuna gelmeme sebep olmuştu.
Elvan’a baktığımda gözlerimin içine yalvarır gibi bakıyordu ama şu an kimse beni durduramadı. Bir el ateş ettiğimde Seyyid yere yığıldı. Öldürücü bir yere sıkmamıştım ama hızla kan kaybediyordu. Elvan ilk sıçradı, sonra dikkatli bir şekilde bana baktı. İşte o an kalbimden ılık bir rüzgar esti; ilk abisini değil de beni kontrol etmişti, benim vurulup vurulmadığıma bakmıştı.
Arkasını döndüğünde abisini gördü; o an dondu kaldı.
Kendine geldiğinde bir adım atmak istedi ama izin vermedim. Belinden tuttuğumda çırpınıp gitmek istedi. Onu sıkı sıkı tuttuğum için daha fazla çırpınamadı. Yığıldığında onu kucağıma aldım; sanki bütün gücü çekilmiş gibiydi, ağlamaktan başka hiçbir şey yapmıyordu. Merdivenlerden çıkınca onun bu hali yaptığım şeyden pişman olmama neden oluyordu.
Gözünden akan her bir yaş beni hem üzüyordu hem de sinirlendiriyordu. Ona baktığımda birden gözleri kapandı. Bayılmış mıydı? Bugün ikinci kez bayılmıştı.
Odaya girip onu yatağa yatırdığımda uyanması için bir şey yapmadım. Yanına oturup ona baktığımda gözyaşlarından ıslanmış yüzüne baktım.
Elimi yüzüne götürüp gözyaşlarını sildim. Daha evleneli bir gün bile olmamıştı ama yaşamadığı acı kalmamıştı. Elimi saçına atıp okşadım. Eğilip saçlarını koklayıp öptükten sonra fısıldadım: "Özür dilerim, beni affet."
Beni duymadığını biliyordum ama yine de onunla konuşuyordum.
Yanında oturup ona bakıyordum. Ayak bileklerine baktım, ellerinin bileklerine baktım. Normalde onu abisiyle gönderirdim, onu istemem gerekiyordu ama giderse annesi ona tekrar işkence ederdi; o yüzden izin vermedim. Ve nedense onun gitme fikri beni sinirlendiriyordu. Neden bilmiyorum ama gitmesini istemiyordum.
Yüzüne baktığımda bakışlarım istemsizce dudaklarına kayıyordu. Terlemeye başladığımda yanından kalkıp elimi yüzümü yıkamam için banyoya gittim.
Yıkadıktan sonra odaya geri gelip Elvan’a baktığımda hâlâ baygın yatıyordu. Ne doktor çağırdım ne de onu uyandırmak için bir şey yaptım. Sinirim hâlâ geçmemişti; eğer uyanırsa o da beni sinirlendirmeye devam ederdi ve onu daha fazla kırabilirdim.
Odadan çıkıp aşağı indiğimde babam avludaydı. Sinirle yanıma gelip, "Oğlum sen ne yapıyorsun?" dedi.
Babama bakıp, "Hak etti baba," dedim.
"Oğlum kanı bitirmem için o kızcağızı aldım," dediğinde öfkem tekrar kabardı.
"O benim abim hakkında öyle konuşunca ne yapmamı bekliyorsun baba?" Bana abimin... Devamını getirmeye dilim varmadı. Elim yumruk oldu, dişlerimi sıktım. "O piç onu öldürmediğime şükretsin!" dediğimde babam, "Kendine gel Yaman! Bir daha böyle bir şey yapmaya kalkma. Dua et de sağ göğsünden vurulmuş da ciddi bir şeyi yok," dedi.
Aslında umurumda değildi ölüp ölmemesi ama Elvan yüzünden bir şey olmaması içimi rahatlatmıştı. Babama bakıp yanından geçip mutfağa gittim. Gülhan ablaya bakıp, "Bana bir kahve, Elvan’a da bir portakal suyu ile sandviç hazırlar mısın Gülhan abla?" dediğimde Gülhan abla gülerek, "Hazırlarım oğlum. Elvan kızım iyi mi?" diye sordu. Sadece başımı salladım.
Mutfaktaki sandalyeye oturup beklemeye başladığımda Hicran öylece bana bakıyordu. Kafamı kaldırıp ona baktığımda hemen kafasını eğip işiyle ilgilenmeye başladı. Bir süre sonra Hicran tepsideki kahveyi önüme bıraktı. Tepsiyi Elvan’a götürecekken masadaki kahveyi alıp tepsiye bıraktığımda Hicran öylece suratıma bakıyordu.
"Ver bana, ben götürürüm," dediğimde Hicran, "Yok ağam sen zahmet etme ben götüreyim," dedi.
"Gerek yok Hicran, ben götüreceğim," deyip elindeki tepsiyi almaya çalıştığımda sanki heyecanlanmış gibi eli ayağı birbirine dolanıyordu. Tepsiyi elinden alıp mutfaktan çıkıp odama doğru gittim.
İçeri girip tepsiyi başının yanındaki etajerin üstüne bıraktığımda Elvan hâlâ baygın yatıyordu.
Üzerine doğru biraz eğildiğimde kaşları çatıldı. Göz kapakları yavaş yavaş açıldığında göz göze geldik.