Bölüm: NEFRET

1541 Words
Yaman’ın Anlatımından... Konağa geldiğimde Elvan’ı etrafta bulamadığım için odamıza doğru çıktım. İçeri girdiğimde gördüğüm manzarayla adeta donup kaldım. Elvan yerinde sallanıyor, eliyle kulaklarına vuruyor, ağlıyor; dudaklarını oynatıp bir şeyler diyordu ama o kadar hızlı konuşuyordu ki ne dediğini anlamıyordum. Keşke şu an konuşuyor olsaydı da ne demek istediğini anlasaydım. Çünkü şu an ona ne olmuştu bilmiyorum ama sanki delirmiş gibiydi. Bu hali kaşlarımın çatılmasına sebep olmuştu. Şu kadından nefret ediyordum ama en çok da ağlamasından nefret ediyorum. Hızla ona doğru gidip kollarını kavrayarak sarsıp, “Elvan!” diye bağırdığımda ağlamaya devam ediyor, sanki beni görmüyordu. Hala hıçkırarak ağlıyordu ve dudaklarıyla bir şeyler söylüyordu. Bakışlarımı dudaklarına kilitlediğimde anladığım tek şey, “Sus,” dediği olmuştu. Kaşlarım daha çok çatıldı. Kime diyordu? Bana mı? Ama olmazdı, çünkü beni görmüyordu. O zaman kime diyordu? Ne oluyordu ona da bu hale gelmişti? Burada olmayan gözlerine baktım ama bir şey bulamadım. Sanki kaybolmuş gibiydi; burada değildi, geçmişte değildi... Sanki bir karanlığın içinde süzülüyor gibiydi. Bu hali daha da öfkelenmeme neden olduğu için onu daha şiddetle sarsıp, “Elvan iyi misin?” diye gürlediğimde daha yeni yeni kendine gelmiş, beni yeni fark etmişti. Yaşlı gözlerinde bir şaşkınlık ifadesi vardı; sanki ne zaman buraya geldiğimi sorar gibiydi. Benim gözlerim ise neler olduğunu anlamak için yüzünü detaylı bir şekilde inceliyordum ama bir şey bulamıyordum. Birden öyle bir hareket yaptı ki kaskatı kesilmeme neden oldu. Ağlamaktan yorgun düştüğü için başını göğsüme yasladığında bozguna uğradım. Burnuma gelen yasemin kokusuyla daha da geriliyordum. Kahverengi parlak saçları çenemdeydi ve sanki şu an bir yasemin tarlasının içindeydim. Ben hiçbir zaman insanların kendine has bir kokusu olduğuna inanmazdım ama bu kadın fikrimi altüst ediyordu. O kadar yoğundu ki kokusu, istemsiz bir şekilde gözlerimi kapatıp burnumu saçlarının tam tepesine getirdim. Şimdi aldığım derin nefesler onun saçlarına değiyordu ve sanki o da hissetmiş gibi bedeni gerilmişti. Bu halimizden hoşlanmadığım için kaşlarımı çatıp kollarını sıkarak onu kendimden uzaklaştırdım. Bir kedi yavrusu gibi göğsüme sığınmasını istemiyordum, hatta onu tümden istemiyordum. Her şeyiyle bu kadından nefret ediyordum! Lanet olası aklımı başımdan alan yasemin kokusundan, kahverengi uzun ve parlak, her an dokunmak istediğim saçlarından, pırıl pırıl parlayan ve insanı içine hapseden zümrüt yeşili gözlerinden, ağlamaktan kızarmış küçük burnundan, kırmızı ve her zaman öpmek istediğim dudaklarından, kar gibi beyaz teninden, kıvrımlı hatlarıyla her erkeğin aklını başından alacak vücudundan... Yani kısacası bu kadından her şeyiyle nefret ediyordum. Kaşlarımı çatarak ona baktığımda, o da burnunu çekip acı çeken bir yüzle bana bakıyordu. Gözlerinin içine bakıp, “Ne oldu?” diye sordum. Gözlerime bakıyordu. Tekrar gözleri dolduğunda delirmek üzereydim. Bu kadın her seferinde neden ağlıyor? Bir kere yüzünün güldüğünü görmedim. Sinirim artarken kollarını daha da sıkarak dişlerimin arasından tısladım: “Sakın ağlama!” Sanki sesimdeki gizli tehdidi algılamış gibi gözlerini kocaman açarak şaşkınca bana baktı. Evet, gerçekten gizliden onu tehdit etmiştim çünkü ağlaması o kadar sinir bozucuydu ki, ağladığı için bile ona zarar verebilirdim. Bir süre bana öyle bakıp kendine geldiğinde çırpınarak benden kurtuldu ve ayağa kalkarak korkuyla benden uzaklaştı. Bu tavrı dudaklarımın kıvrılmasına sebep olmuştu. Korkması iyi bir şey; aklı varsa zaten benden korkardı. Ama neyi olduğunu öğrenmeliydim. Yüzümdeki tehditkar bir gülümsemeyle ona doğru yürüdüğümde, o da korkuyla arkaya doğru yürüyordu. Sonunda sırtı duvara değdiğinde yerinde sıçradı. Artık gidecek yerinin olmadığını biliyordu. Korkuyla etrafa bakıp bir çıkış yolu aradığında, sırtını yasladığı duvar odanın kapısının olduğu duvardı. Gözleri kapıya kaydığında kaçacağını anladım. Tam bir adım attığı an öfkeyle gürledim: “Sakın! Sakın kaçmaya çalışma!” Sesimin şiddetiyle yerinde sıçrayıp korkulu gözlerle bana bakarak olduğu yerde titremeye başladı. Anlaşılan şu an deli gibi korkuyordu ve korkmalıydı da; çünkü bu hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri, sorduğum sorunun cevapsız kalmasıydı ve o şu an bunu yapıyordu. Sorduğum soruyu cevaplamak yerine kaçmaya çalışıyordu ama izin vermezdim. Hızla üzerine yürüdüğümde korkuyla iyice kendini duvara yapıştırdı. İki elimi duvara yaslayıp adeta ateş saçan gözlerimle üzerine eğildiğimde sertçe yutkundu. Tekrar dişlerimin arasından tıslayarak, “Sana az önce bir soru sordum. Cevap ver bana!” dediğimde, her ne kadar gözleri korkuyla bakıp titrese de birden o da öfkelendi. Sinirle bana bakıp ellerini göğsüme koyarak öfkeyle beni itti. Tüm gücünü kullanmasına rağmen sadece bir adım geri gittim. Kaşlarını çatarak öfkeyle işaret diliyle konuştu: “Bana ne olduğu seni neden ilgilendiriyor?” Kaşlarım daha da çatıldı. Sinirle bağırdım: “Ne demek ne ilgilendiriyor lan? Karım değil misin? İlgilendirir tabii!” Bağırmamla yerinden sıçrasa da yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. Bana tiksinti dolu bakıp elleriyle, “Karın mı? Ben senin karın değilim,” dediği an sinirim tavan yaptı. “Ne demek karım değilsin lan?” Kollarını tutup onu biraz kaldırarak kendime doğru yaklaştırdığımda affalladı. “Düzgün konuş kadın, sabrımı zorlama!” dediğimde gülmeye başladı. Hatta belki de ilk kez onun ağzından bir ses duyuyordum; kahkaha sesi... Ve bunu duymak beni afallattı. Kollarını tutan ellerim gevşediğinde şaşkın bir ifadeyle ona baktım. O kahkahalarla gülüyordu. Sonra gözlerime bakıp yüzündeki gülümsemeyi sildi ve ciddi bir ifadeyle dudaklarını oynattı: “Kendini fazla kaptırma Yaman Karaz. Ben senin karın değilim, sen de benim kocam değilsin,” demişti. Dudaklarını oynatarak söylediği her şeyi anlıyordum. Nereden mi? O da uzun hikayeydi. Tekrar sinirle kollarını tutup dişlerimin arasından öfkeyle, “Bak kadın, sabrımı zorlama! Yoksa seni bu yatakta inlete inlete karım olduğunu ve benim de senin kocan olduğumu kanıtlarım,” dediğimde affalladı. Sanırım dediklerinin hepsini anlamamı beklemiyordu ama onun benim hakkımda bilmediği birçok şey vardı. Gözlerinde bir nefret oluştu. Kollarını benden kurtarıp sağ elinin işaret parmağını göğsüme vurarak dudaklarını kıpırdattı: “Senden nefret ediyorum Yaman Karaz.” Bu her ne kadar öfkelenmeme sebep olsa da alayla gülümsedim. “Ne güzel, duygularımız karşılıklı Elvan Şirhan,” dediğimde gözlerindeki nefret bir anlığına kırılıp yerini kırgınlık alacakmış gibi oldu. Sanki söylediğim söz onun canını yakmış gibi... Ama hemen kendini toparlayıp tekrar nefretle bana baktı. Yüzündeki acı gülümsemeyle tekrar dudaklarını oynattı: “Gerçekten lakabının hakkını veriyorsun.” O dolgun dudaklarından bu sözlerin dökülmesi gitgide kontrolümü kaybetmeme neden oluyordu. Daha doğrusu onun dudaklarına baktığım sürece kontrolümü kaybediyordum. Aramızdaki mesafeyi kapatarak sol elimi beline atıp onu kendime çektiğimde, sağ elimle de örgü yaptığı saçlarını yumruğuma alıp kafasını kendime yaklaştırdım. Dudaklarımızın arasında milim mesafe vardı artık. Aldığımız nefesler birbirimizin dudaklarına çarpıyordu. Bu sefer şaşırmamıştı, dik dik bana bakıyordu. Gözleri bir saniyeliğine dudaklarıma kayıp tekrar gözlerime baktığında, ben de onun dudaklarına bakıyordum. Artık her nasıl bakıyorsam yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. Elvan’ın Anlatımından... Her ne kadar Yaman'la olan bu yakınlığım kalbimin atışlarını bozsa da, o dudaklarıma kararan, aç gözlerle bakıyordu. Bu hali yüzümde alaycı bir ifade oluşturdu. Şu an belki ben de etkileniyordum ama onun kadar belli etmiyordum. O ise her an beni yiyecekmiş gibi bakıyordu ve bu hali ondan daha da nefret etmeme neden oluyordu. Çünkü tek düşüncesi seksti; işte bu onun tam da bir pislik olduğunu gösteriyordu. Ama ben ona yapacağımı biliyorum. Korkutmaya çalıştığı kişinin onu altüst edişini görsün bakalım. Beni sindirebileceğini sanıyorsa yanılıyor. Şu zamana kadar benim çektiğim acıyı kimse çekmemişti; o yüzden artık kimsenin üzerimde güç gösterisi yapmasına izin vermem, vermeyeceğim. Evet, belki şu an karşımdaki bu adamdan korkuyordum ama ben korkunca sinen değil, korkunca öfkelenen birisiydim. Kısaca korkmak cesaretimi körüklüyordu, şu anda olduğu gibi. O yüzden bir cesaretle kollarımı boynuna dolayıp onu biraz üzerime çektim. Şu an artık biri konuşsa dudaklarımız birbirine değecekti. Ve ben ne yaptım? Tabii ki dudaklarımı oynatarak konuştum: “Ne o, beni öpmek mi istiyorsun? O zaman ne duruyorsun, hadi öpsene!” Dudaklarımı her oynattığımda dudaklarım dudaklarına sürtünüyordu. Kaskatı kesilmişti. Sanırım benden böyle bir hamle beklemiyordu ama ne diyebilirim? Beni bir kalıba sokması onun hatasıydı, benim değil. Dudaklarından hırıltılı bir inleme döküldüğünde bana baskı yapan sertliği hissettim. Sanırım azgın birisiydi, aleti her şeye kalkar olmuştu. Ya da ben onu tahrik ediyordum ama imkansızdı; benden nefret ediyordu, nefret ettiği biri onu etkileyemezdi. O yüzden bence kesinlikle azgın biriydi. Hala arzu dolu gözlerle dudaklarıma bakıyordu. Bu kıkırdamama neden oluyordu çünkü bugün aşırı tuhaf davranıyordu. Tekrar dudaklarımı kıpırdattım: “Anlaşılan öpmeyeceksin.” Ondan uzaklaşıp yanından geçeceğim esnada kolumu tutup kendine doğru çevirdi. Dudaklarıma yapışacağı esnada ellerimi göğsüne koyup onu uzaklaştırdım. Bu hareketim onu sinirlendirmişti ama ne yapabilirim? Onun hatası. Ben beni öpmesi için zaman tanımıştım, vakti varken öpseydi. Alayla gülüp dudaklarımı oynatarak, “Uzak dur benden,” dedim. Kaşlarını çatarak öfkeyle, “Ne demek uzak dur benden? Az önce seni öpmemi isteyen sen değil miydin? Şimdi neden engel oluyorsun?” dediğinde kıkırdayıp dudaklarımı oynattım: “Evet bendim ama sen şansını kaybettin. O yüzden şimdi çık bu odadan, duş alacağım.” Yumruklarını sıkmaya başladı. Ne diyebilirim ki? İkimiz de birbirimizi delirtmekten başka bir şey yapmıyorduk. Öfkeyle bağırarak, “Aklımı başımdan almasaydın tepki verirdim!” dediği an ben donmuş bir ifadeyle ona bakarken, o sanki söylememesi gereken bir söz söylemiş gibi önce şaşırdı; sonra da sinirle ağzında bir şeyler geveleyip bir hışımla odadan çıkıp kapıyı çarptı. O çıkarken arkasından şaşkın şaşkın bakıyordum. Bu adam kesinlikle dengesiz bir ruh hastasıydı! Daha fazla onunla kafa yormak istemediğim için banyoya girdim. Duşumu alıp çıktığımda kıyafetlerimi giyip saçlarımı kurulayarak taradığım esnada kapı öfkeyle açıldı ve içeri girdi. Aynadan göz göze geldiğimizde hala öfkeli olduğu halinden ve çatık kaşlarından belli oluyordu. Ona bakmayı bırakıp tekrar saçlarımı taradığımda o da dolaba doğru gidip kıyafetlerini alarak banyoya girdi. Bir süre sonra su sesi geldiğinde gülesim geldi. Sabah banyo yapmış olmasına rağmen tekrar banyo yapması garipti. Buz gibi suyla banyo yaptığına yemin edebilirim ama kanıtlayamam. O ateşini söndürmesi için öyle bir duşa ihtiyacı olacaktı çünkü. Saçımı taramam bittiği için odadan çıkarak üst katta gezinmeye başladım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD