Bölüm: DÜŞMAN

1701 Words
Yaman’ın Anlatımından Şirkete vardığımda "Karaz Holding" yazısını gördüğüm an sinirlendim. Bu şirketi şu an ben değil de abim yönetmesi gerekiyordu ama o daha 35 yaşına gelmeden ölmüştü. Almışlardı onu benden. Öfkeyle şirkete girip asansöre binip 30. kata basarak kendi ofisime doğru gittim. Gitgide sinirleniyordum, o yüzden sinirimi burada insanlara yansıtamazdım; gerçi hepsi benden korkuyordu. Beni gördükleri anda kesilip korkuyla yutkunup başlarını eğip hızla oradan uzaklaşıyorlardı. Kendi asistanım bile bana kahve getirirken elleri titriyordu. Hepsi benden ölesiye korkuyordu sanırım ama umurumda değildi. Genelde insanların benim hakkımda ne düşündüklerini önemsemiyordum. Ofise girdiğimde o piç Miran’ı göreceğim diye daha da sinirleniyordum. Her ne kadar ailelerimiz iyi anlaşsa da biz anlaşamıyorduk. O puştun bana attığı kazığı unutmuş değildim. Koltuğa oturduğumda kapı tıklatılmadan açıldığında kaşlarım çatıldı. Kim bu hadsiz de benim odamın kapısını çalmadan içeri giriyordu? Kapı çatık kaşlarla sonuna kadar açılan kapıya baktığımda; bir doksan boyunda, kumral saçlı, kumral sakallı, hafif esmer, kahverengi gözlü, lacivert bir takım elbise giymiş Miran piçi girdi içeri. Sırıtarak bana doğru yürüyüp iki elini yana açarak alay dolu bir sesle: "Aşk olsun Yaman, dostuna bir 'hoş geldin' demek yok mu?" deyip bana doğru yürüyüp karşımdaki koltuğa oturarak bacak bacak üstüne atıp gülümsediğinde sinirim arttı. Ben gerçekten bu adama katlanamıyordum. Masada duran elim yumruk olduğunda bakışları elime kaydı. Tek kaşını yukarı kaldırıp alaycılığına devam ederek: "Ee dostum, nasılsın?" dedi yüzündeki şeytani gülümsemeyi büyüterek. Sinirim gitgide artıyordu ama sakin kalmaya çalışarak rahatça koltuğuma yaslanıp tek kaşımı kaldırarak onu baştan aşağı süzüp gözlerine bakarak dudaklarımı sola doğru kıvırarak aynı alaycılıkla karşılık verdim: "Bakıyorum da hâlâ sapa sağlamsın," deyip gülümsememi büyüterek, "Oysaki ben şimdiye kadar geberirsin sanıyordum," dediğimde kahkaha attı. Gözlerimin içine bakıp: "Her zamanki gibi beni düşünmen ne güzel sevgili dostum," deyip tehlikeli bir şekilde gülümseyip devam etti: "Ama gördüğün gibi hâlâ yaşıyorum. Yani senin adamların işini düzgün yapmıyor." Gülümsedim. "Bence de," dediğimde yine kahkaha atmıştı ama ben devam ettim: "Onları uyarsan iyi olacak." O da aynı benim yaptığım gibi "Bence de," dediğinde bu adamın yüzünü daha fazla görmeye dayanamadığım için ona bakıp direkt konuya girdim: "Eğer ihaleden ve o arsadan geri çekilmemi isteyeceksen kendini hiç boşuna yorma çünkü çekilmek gibi bir niyetim yok!" dediğimde alaycı tavrından çıkıp kaşlarını çatarak derin bir nefes aldı. Öfkelenmişti. Sinirle konuşup: "O ihaleden ve o arsadan çekileceksin Karaz!" Gülümsedim. "Çekilmeyeceğim Seyyidoğlu! Sana bu Mardin’i dar edene kadar hiçbir ihaleden çekilmeyeceğim. Hep senin karşında olacağım ki asla rahat bir hayat yaşayama!" Karşımdaki adam öfkeden delirirken ben gayet rahattım. Dediğim gibi, o bu Mardin’i ona zindan edecektim. Sülalesinden sadece ondan nefret ediyordum, o yüzden asla ailesine zarar verecek bir şey yapmazdım ama ona yapardım. Onu gözümü kırpmadan şuracıkta kafasına sıkabilirdim; belki eski dostumdu ama şimdi bir düşmandan farkımız yoktu. Hatta fazlası vardı eksiği yoktu; birbirimize o kadar düşmandık. Yavaşça ayağa kalkıp masama ellerini koyup çatık kaşlarla üzerime doğru eğildi. Tehdit eder gibi üstten üstten baktığında ben de ayağa kalkıp aynı şekilde ellerimi masaya koyup ona doğru yaklaştım. Şu anda ikimiz de birbirimizi öldürecek gibi bakıyorduk. Miran: "Buna pişman olacaksın!" dediğinde dudağım bu sefer de sağ tarafa doğru kıvrıldı. "Asıl sen pişman olacaksın Seyyidoğlu!" Sinirlendi, hatta gözlerinden ateş çıkacak kadar sinirlendi. Ona bakıp alay dolu bir sesle: "Şimdi dostum, siktir ol git iş yerimden ve bir daha buraya adım atma!" dediğimde ellerini masadan çekip üzülmüş gibi yaparak elini kalbine bastırıp alayla: "Ama kalbimi kırıyorsun Karaz... Seni görmeden nefes alamadığımı biliyorsun," dedi. Kaşlarım çatıldı. Bu puştun bu gevşek hareketleri onu öldürme arzumu daha da tetikliyordu. Gözlerinin içine bakıp yavaş ve kan donduran bir sesle: "Siktir git Miran!" dediğimde yine kahkaha attı. "Tamam gidiyorum Yaman ama..." deyip gözlerindeki şeytani ifadeyle bana bakarak, "Geri geleceğim. Daha çok görüşeceğiz Karaz... Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. O yüzden şimdilik hoşça kal," deyip arkasına dönüp kapıya doğru yürüdü. Açmadan önce omzunun üzerinden bana dönerek yüzündeki o aynı gülümsemeyle: "Ha bu arada evlendiğini duydum. Sana bir hayırlı olsun hediyesi göndereceğim," deyip kapıyı açıp çıktı. Ne demek istemişti o? O gözlerindeki anlamsız nefret de neydi? Normalde bana öldürecekmiş gibi bakardı ya da alayla ama ilk kez bu bakışlarına anlam vermedim. Ve söylediği sözlerin altında yatan o tehdit de neydi? O puşt beni karımla mı tehdit etmeye çalışıyordu? Düşündüklerime elimi sertçe masaya geçirip öfkeyle bağırdım: "Ona zarar gelecek olursa bu sefer kimse onu elimden alamaz lan! Eğer Elvan’a bir şey yapmaya kalkarsa kendi ellerimle gebertirim o puştu!" Ofiste daraldığım için imza atılması gereken birkaç dosyaya imza atıp oturmadan önce astığım ceketimi askıdan alıp ofisten çıktım. Sinirli halimi gören insanlar hemen korkuyla sağa sola kaçışıyor, kendilerini öfkemden sakınıyorlardı. Asansöre basıp aşağı indiğimde direkt şirketten çıktım. Arabama binip konağın yolunu tuttuğumda eve gitmeden önce mezarlığa gittim. Birkaç gündür abimin mezarına gidemiyordum, o yüzden önce ona uğrayıp sonra eve gitmek istedim. Mezarlıkta durduğumda dün gece geldi aklıma; Elvan da bu mezarlığa gelmişti. İçeri girip abimin mezarına gittiğimde içim yine acıdı. Mermer ataşa oturup adı yazan mezar taşına baktım. Yutkundum. Her ne kadar buraya gelsem de hâlâ abimin adının bu taşta yazılı olmasına inanamıyordum. Sanki bir kâbusun içindeydim ve uyandığımda ben hâlâ on yaşındaki çocuk olacaktım ve abimle bizim sokağın çocuklarıyla misket oynayacaktık. Ama yok, ben bir türlü bu kâbustan uyanamıyordum. Acı içinde gülümseyerek toprağına dokundum. "Keşke senin yerine ben ölseydim de şu lanet olası şirketi sen yönetseydin. Bıktım sürekli şirkete gidip toplantıya girip insanlarla görüşmekten." Sonra aklıma bir şey geldiği için yüzümü buruşturarak: "Allah aşkına ben insanlardan nefret ediyorum, hiçbirine katlanamıyorum ama şimdi her gün binlerce insanla muhatap olmak zorunda kalıyorum. Ne olurdu senin yerine ben ölseydim de sen de şu lanet olası insanlarla ilgilenseydin... Ben senin kadar sabırlı değilim ki karşımdakine tebessüm ederek bakayım. Bir insanı öldürecekmişim gibi bakmam için üç saniyeden fazla konuşması yetiyor," dediğimde bir şey hatırlamış gibi güldüm. Sanki karşımdaymış da onunla konuşuyormuşum gibi... "Hatta hatırlıyor musun? Bir ara üniversitede ikimiz de bir derste kaldığımız için birlikte o dersi alıyorduk. Ben hocaya öldürecekmişim gibi baktığımda sen bana kızmıştın. 'Neden hocayı gözlerinle öldürüyorsun?' dediğinde sana bakıp sinirle, 'Çünkü çok konuşuyor, sabahtandır bir susmadı,' deyip adama bakıp sonra tekrar sana bakarak, 'Hakikaten bu adam niye susmuyor?' dediğimde sen gülerek, 'Yaman o bir hoca ve ders anlatması gerekiyor,' dediğinde ben daha sözlerini tamamlamana izin vermeden sana ters bakıp, 'Yani?' dediğimde sen tekrar gülerek, 'Hoca susarak nasıl ders anlatsın Yaman?' dediğinde kaşlarımı daha da çatıp, 'Derslerden nefret ediyorum, özellikle de hiç susmadan ders anlatan hocalardan daha çok nefret ediyorum,' dediğimde sen gülerek dersi dinlemeye devam etmiştin." İç çektim. O günlerin özlemini çekiyordum. Keşke şu an yine yanımda olsaydı... Ne olacaktı? Onunla biraz daha sohbet ettiğimde öfkem dinmişti. Sakinleştiğim için ayağa kalkıp Fatiha okuyarak mezardan ayrılıp arabaya gideceğim esnada birden durdum ve başka tarafa yürümeye başladım. Sanki ayaklarım beni başka bir yöne doğru götürüyordu. Yürüyüp vardığımda kendimi dün akşam Elvan’ın ağladığı mezarın başında buldum. Yani dedesinin mezarında... Nedendir bilmiyorum ama bu mezar bana tuhaf hissettiriyordu. Özellikle de "Muzaffer Şirhan" yazısını gördüğümde... Neydi beni buraya getiren, kimdi bu adam ve ben neden böyle hissediyordum? Mermer taşa baktığımda dün gece burada uyuyan Elvan aklıma geldi. Galiba biz sanırım aynıydık; ikimiz de çıkmaza girip daraldığımızda, anlaşılmadığımızda ya da bu hayat bize fazla geldiğinde dirilere sığınmaktansa ölülere sığınmayı tercih ediyorduk. O dedesine sığınıyordu, ben abime. Her ne kadar bir düşmanın, abimin katilinin kızı olsa da onun da yaşadığı şeyler çok zordu. Sanki gözleri o kadar ürkek bakıyordu ki, bu hayat için fazla naif bir ruhu vardı. Dün gece onu arabaya taşırken göğsüme sığınıp gülümsemesi aklıma gelince istemsizce gülümsedim. O hali tıpkı yağmurda kalmış bir yavru kediye benziyordu. Yüzümdeki gülümseme gitgide büyüyünce kaşlarım çatıldı: "Kendine gel Yaman, o kız düşman!" Mezara son bir kez bakıp mezarlıktan çıkıp konağa doğru yol aldım. Elvan’ın Anlatımından İşimizi bitirdiğimizde Gülhan abla bize bir kahve yaptığında oturup birlikte içtik. Hicran da bize yardım etmişti ama işi bittiğinde bizimle kahve içmek yerine odasına gitmişti. Gülhan ablayla karşılıklı oturuyorduk. Bu kadını daha yeni yeni tanıyordum ama çok iyi birisiydi ve çok da tatlı bir yüzü vardı. Kısa ve hafif tombul bir vücudu, beyaz teni, mavi gözleri, tombul pembe yanaklarıyla çok tatlı bir kadındı. Hatta ona baktıkça o yanaklarını sıkasım geliyordu ve kalbi de yüzü kadar güzeldi. Bana baktığı her an içten bir şekilde gülümsüyordu. Benimle özenle ilgileniyordu. "Elvan kızım, nasıl, konağa alıştın mı?" dediğinde başımı sallayarak yalan söyledim. Aslında alışamamıştım. Daha birkaç gündür buradaydım ama şimdiden kaçıp gitmek istiyordum bu konaktan. Gülbahar abla gülümsediğinde konuşamadığımı biliyordu. Yanımda kalem kağıt olmadığı için ona bir şeyler yazamayıp cevap veremiyordum; o yüzden söylediği çoğu şeye ya gülümsüyordum ya da kafamı sallıyordum. Gülbahar abla yüzümü detaylıca inceleyip iç çekerek: "Çok güzelsin Elvan kızım, keşke benim de senin gibi bir kızım olsaydı," dedi. Sesi hüzünlü çıkmıştı; bir kız çocuğu hasreti çekiyor gibiydi. Ona burukça gülümsedim. Keşke benim annem de onun gibi bir kadın olsaydı... Kahvem bittiğinde alamadığım duşu almak için odama doğru çıktığımda gözlerim kolumdaki saate takılı kaldı. Saat dört olmak üzereydi ama Yaman hâlâ ortalıkta yoktu. Bir de sözde üçte gelecekmiş! peki... Neredeydi? Diye düşünürken kendi düşüncelerime kaşlarım çatıldı. "Bana ne! Neredeyse nerede... Beni ne ilgilendirir? Düşmanın oğlu o! Elvan kendine gel!" deyip hızla merdivenleri çıkıp odaya girdim. Dolaba doğru yürüyüp banyodan çıktıktan sonra giyeceğim elbiseleri seçip yatağa bıraktım. Sıra iç çamaşırlarına geldiğinde birden başım şiddetli bir şekilde ağrıyıp dönmeye başladı. Yerimde sendelediğimde ayakta kalmak için dolaba tutunmaya çalıştım ama daha tutamadan yere yığıldım. Bayılmadım ama başım öyle bir dönüyordu ki bana ne olduğunu anlamıyordum. Ama sonra bir ses duydum uzaklardan... Zihnimin içinden tanıdık ama bir o kadar yabancı bir sesti. Bana sesleniyor, adımı söylüyordu. Sonra gözüme birkaç görüntü geldiğinde ağlamaya başladım. Sırtımı duvara yaslayıp ayaklarımı kendime çekip dirseklerimi dizlerime dayayıp ellerimi kulaklarıma bastırdım. Bu ses bana acı veriyordu. Belki sadece adımı söylüyor, "Elvan, Elvan!" diye bağırıyordu ama yine de acı çekiyordum. Ellerimle kulaklarıma vurarak bağırdım: "Yeter sus artık, sus!" Dediğimde biri beni sallıyordu. Gözümün önünde birkaç bulanık görüntü belirdiği için beni sallayanın kim olduğunu bilmiyordum ama şiddetle sarsıyordu. Ağlamaya devam ederken sonunda sesler kesilmeye başladığında Yaman’ın sesini duydum. "Elvan, iyi misin?" deyip beni sarstığında buğulu gözlerimle ona baktım. O da kaşları çatılmış bir şekilde bana bakıyordu. Sanki "Ne oldu sana?" der gibi yüzümü incelediğinde, yorgun düştüğüm için başım onun göğsüne düştü. Ondan aldığım okyanusvarı kokuyla gitgide bütün bedenim gevşiyor, rahatlıyordum. Ne olmuştu bana öyle? O ses de kimdi ve gördüğüm o bulanık görüntüler de neyin nesiydi? Hâlâ anlamış değildim. Yaman’ın göğsüne yaslandığımdan beri vücudu kaskatı kesilmiş, hiçbir tepki vermiyordu; sadece beni o lanet olası kokusuyla mest ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD