8. Bölüm
İhsan Bey, toparlanıp korumalarıyla beraber yola çıktı. Sıtkı ise, arkadaşının aracıyla geldiği için uzaktan onları takibe aldı.
''Bakalım bunlar kimmiş?''
İhsan Bey, korumalarıyla beraber yalıya girmişti. Uzaktan ise Sıtkı eve hayran hayran bakıyordu.
''Bak sen benim kıza. Yalı yerlere kucak açmış da bir de bana izini kaybettiriyor. Oğlum Sıtkı, yine düştün dört ayak üzerine.''
***
Okan, elindeki dosyayı sundu Savaş'a. Savaş dosyayı inceledi. Ama kısa bilgiler içinde Okan'a sordu.
''Ters bir durum var mı Okan''
''Görünürde firmada bir sorun yok gibi. Sürekli yurtdışı bağlantılı çalışmış. Çok Türk yapım ile çalışmadığı için belki de bu yüzden isimleri duyulmadı.''
''Peki çek?''
''Muhasebeden adamın banka hesaplarını sorgulattım. Şu an bir sorun yok. Çekler de hep düzenli ödemesi yapılırmış.''
''Bu kadar temiz olması çok garip.''
''İstediğiniz birçok bilgi içinde. Çalıştıkları firmalar da, yurt dışı bağlantıları da. İsterseniz yurtdışındaki bağlantıları da sorduralım.''
''Gerek yok. Anlaşılan bir sorun yok gibi.''
''Temiz bir firma Savaş Bey, bana fikrimi soracak olursanız.''
''Sen, bu firmadan bir teklif al. Bakalım teklifleri nasıl… Bir de ürünler kaliteli mi?''
''Kendileri imalatını yapıyormuş.''
''İlginç, inşaat malzemelerini kendileri yapıyor ama Türk firma olarak da bizimle sadece anlaşma kurmak istiyorlar. Bu adamlar istese de zarara uğramaz ki.''
''Ben o kadarını bilmem Savaş Bey''
''Sen dediğim gibi teklif ise bakalım. Ne teklif sunacaklar…''
''Tamam''
Okan odadan çıktı. Savaş ise dosyaya göz gezdiriyordu.
***
Akşam olmaya başlamıştı. Hasret ve Suzan televizyon izliyordu. Ellerine aldıkları çekirdek ile muhabbet de ediyordu iki kadın.
''Kız ne diyeceğim. Bizim aşağı sokakta bir kadın varmış. Ay bir fal bakıyordu diyorlar, sorma gitsin''
Hasret tebessüm etti. ''Alma alemsin, gerçekten de inanıyor musun böyle saçma şeylere?''
''Öyle deme kız, bazen atılanlar tutuyor. Bak bu Neriman abla, torununu götürmüş oraya. Demiş senin torun böyle böyle yerleri kazanacak. Kız çıkmış be''
''Hahh tam oldu desene. Abla inanmam ben öyle şeylere''
''Aman ne olmuş be, kız bir gitsek mi?''
''Yuh, sen ciddisin'' Hasret güldü.
''Vallahi çok ciddiyim. Gel ya ne kaybederiz ki? Ya ucuza da bakıyor.''
''Bir de parayla mı bakıyor?''
Suzan gözlerini yukarı devirerek ''Yok kızım senin benim babamın hayrına bakıyor. Kız manyak tabi ki parayla, hadi gel ne olur''
''Abla zaten düzgün paramız yok, bir de bu saçma şeylere savurmayalım.''
''Ya ne olur... Lütfen bak kocaman kadın sana yalvarıyor be.''
Hasret ısrarın karşısında daha fazla duramayıp kabul etmişti. İki kadın da evden çıkarak falcının yolunu tuttu. Sıtkı ise olanı biteni izliyordu.
''Bakalım, senin o evdeki zengin adamla ne işin var''
Sıtkı takip ediyordu kadınları. Uzaktan takip ettiği için de kimse farkında bile değildi bu takibin.
***
Savaş eve gelmiş, kimseyle konuşmadan çalışma odasına geçmişti. İhsan Bey de onun odasına gelerek:
''Konuşmamız gerek''
''Ne konuşacağız baba?''
''Bilmen gereken bazı gerçekleri.''
''Baba, Yine hizmetçi kız meselesiyse…''
''Yeter Artık Savaş, kendine gel. Ali'yi çağır bana.''
''Ne?''
''Güvenlik amiri Ali'yi çağır bana, benim anlattıklarıma nasıl olsa inanmayacaksın. Çağır dedim''
Savaş, babasının bu durumundan hoşlanmasa da onun emrine uyarak güvenlik amiri Ali'yi çağırdı odaya. Ali geldiğinde yine aynı şekilde ceketini ilikledi.
''Buyurun Savaş Bey''
İhsan Bey konuya girerek ''Sabah bana anlattıklarını söyle Ali. Birinci ağızdan duyması için çağırdım seni. Hiçbirini atlamadan anlat, akşam şahit olduğun olayı.''
***
Hasret, yaşlı kadının elinden kahveyi içti, Suzan da aynı şekilde içip kapadılar.
''Abla seni tebrik ederim. Böyle bir saçmalığa alet ettiğin için''
''Sus kız, sessiz ol bakayım''
Hasret bu durumda gülümsedi. Evin içinde 3 5 kişi daha bekliyordu. Onlar da içerideki müşteri çıkınca alınacaklardı. İçeriden müşteri çıkınca içeri girdi iki kadın da.
Onları bekleyen yaşlı bir kadın vardı. Yüzünde abartı makyaj, saçı tepeden tutturulmuş, değişik yapıda kilolu bir kadın vardı. Hasret sevmemişti bu kadını ama yine de dalgasına geçmişti. Yerine önce Suzan baktırdı. Hayatı ile ilgili birkaç şeyler söyledi. Hatta bir ara sürpriz bir evlilik de yakında olduğunu dile getirdi. Nedendir bilinmez bu duruma Suzan çok sevinmişti. Hasret kadını dinlerken Suzan'ın da mutlu olmasına sevinmişti.
***
Aslı, yanında duran Baran'ın boynundan öpüyordu. Genç adam o çok sevdiği viskisinden bir yudum çekti. Yanında duran bu kadının onu öpmesi umurunda bile değildi. Aslı ise elinden geldiğince kadınlığını kullanıyordu. Ama adamdan hiçbir atak gelmiyordu. Bu da onu deli ediyordu.
Baran hızla ayağa kalktı. ''Yarın seninkilerle bana bir görüşme ayarla''
''Nereye?''
''Sana ne!''
Aslı bu cevaba bozulmuştu. Ama adamı da bırakmak istemiyordu. Oturduğu koltuktan kalkıp Baran'ın dudaklarına yapıştı. Şehvetli ellerini onun vücudunda dolandırırken Baran'ın onu itmesiyle şaşkınca bakakaldı.
''Aslı, bir daha izin almadan bana dokunayım deme. İşini yap.''
***
Hasret kadının gözlerine bakıyordu. Boya küpüne düşmüş falcı da ona bakıyordu.
''Sen kapalı bir yerde kalmışsın uzun bir süre''
Suzan da Hasret'e şaşkınca kaldı. İkisi de cevap veremedi bu aniden gelen sözlere.
Kadın devam etti. ''Kız sen iftiraya mı uğradın?''
Hasret yutkundu. Bu kadının bir anda pattadan her şeyi bilmesine bozulsa da ''Evet'' diye cevap verdi.
''Bir kadın atmış. Ay bu kadın çok tehlikeli, sana sonradan büyük zararı dokunacak demedi deme.''
''Ne gibi bir zarar''
''Kız ne bileyim ben, ne görüyorsam yorumluyorum.''
''Başka ne görüyorsunuz?'' Hasret de merakına yenilerek sormuştu sorusunu.
''İki adam var. İkisi de çok güçlü. İkisiyle de senin aranda bir bağ kurulacak. Ay baya ilginç çıktı bu fal. Kız sen iki güçlü adamın arasında kalacaksın.''
Suzan hemen atlayarak ''Kim kazanıyor?'' Hasret sinirle dişlerini sıktı. Suzan'a baktı ''Aman ne var merak ettim.’’
''Vallahi orası baya karışık. Ama bu adamlardan birisi iyi.''
Suzan Hasret' e eğilerek ''Bu seninki mi kız yoksa?''
''Abla!''
''Bir diğeri kötü. Bak sen bu kötü adama da dikkat et. Senin etrafın yılanlarla çevrili be yavrum. Etrafın kötülük kaynıyor. Ay bir mezar var burada.''
Hasret yutkundu ''Kim ki?''
''Hiç anlamadım.''
''Bir bebek bağı görüyorum senle ilgili.'' Hasret'in o an gözleri doldu. Kadın devam etti ''Bu bebek, sana ne yakın, ne de uzak.''
''Nasıl yani?'' dedi dudakları titreyerek.
''Bu bir erkek bebek kan bağın var. Senin çocuğun sanırım. Çok yakınında. Ama bir o kadar da uzağında.''
Suzan o an kendisini kaybederek ''Yuh. Salladı tuttu yemin ederim''
''Oğlum mu var benim?''
Falcı kadın gözlerini devirdi Hasret'e. '' Sen bilmiyor musun? Bir oğlun var senin.''
***
Hasret, arkadaşı Suzan ile eve geldi. Sabaha kadar falcı kadının dediğini düşündü durdu. Sahiden olabilir miydi? Kaybettiği çocuğunu bulabilir miydi? Belki de kim bilir, şu an kendisine ihtiyacı vardı. Gözleri bir hasrete daldı genç kadının. Ne olursa olsun bulacaktı evladını. Ama önce Savaş denilen o adam ile yollarını ayıracaktı. İhsan Bey’i çok seviyordu evet. Yarın eve gel konuşalım demişti. Ama oğlu yüzünden huzur bulamıyordu hiç. Aslı’nın iftira atması da cabasıydı. Yarın gitse bile Savaş denen herif eninde sonunda kovacaktı onu o evden. Adı gibi emindi. Bu yüzden yarın gidecekti ve kararını İhsan Bey ve Savaş Bey(?)’e bildirecekti.
***
Hasret, bir karar almıştı. Ve ertesi gün bu kararını Savaş’ a bildirdi. “İstifa ediyorum” dedi genç kadın. Zaten o da gitmesini istemiyor muydu... İşte, genç adama bir fırsat doğmuştu. Ancak Savaş’ın yüzünde mutluluk görememişti. Evet. Genç adam Hasret’in gitmesine engel olmak istiyordu ama nedenini o da bilmiyordu.
Genç kadın tam gidecekken Savaş hızla kolundan tutup bir anda kapı ile kendi arasında kalmıştı. Aslında tek amacı onu durdurmak olsa da refleks olarak bir anda birbirlerinin göz teması hizasında kalakalmıştı. İkisi de şaşkın ikisi de öylece kalakaldı.
Aslında ikisi de farkında değildi ama dudakları bile çok yakındı. Savaş hızla çekti kendini. Hasret de kendini toparladı saniye farkıyla.
''Pardon'' dedi Savaş, ''Ben durdurmak için. Hasret gidemezsin''
Hasret, bu son cümlesinde sinirlenmişti ''Savaş Bey, düne kadar gitmemi isteyen sizdiniz, hem unutmayın ben istifa ettim''
''İstifa etmen için önce A4 kağıdına yazman lazım. Sigortan hala devam ederken, kafana göre istifa etmek ne demek!''
Hasret o an anlayamamıştı. Karşısında duran adama bakakaldı. Ama adam kararlı duruyordu. İlk defa sigortalı işe girdiği için ayrıntılarını bilmiyordu.
''Anlamadım.''
''Şu an istesem sana dava açarım biliyorsun değil mi? Hem sigortan yanıyor hem de kelimelerle istifa ettim deyip gitmeye çalıyorsun.''
''Dalga mı geçiyorsunuz siz? Düne kadar gitmemi istiyordunuz ne değişti?''
''Hala aynı, gitmeni istiyorum. Hatta yokluğuna da baya alışmıştım.''
Yalandı. Savaş ilk defa kararlı bir yalan söylüyordu. İlk defa kendinden emin bir yalan kılıfı uydurmuştu. Hasret dişlerini sıktı. Bu adamı boğmak istiyordu resmen:
''Bırakın da gideyim o zaman.''
''Gideceksin zaten. Ama babam istediğinde gideceksin. O seni çok seviyor. Bu yüzden buradasın. Yoksa meraklısı değilim kızım senin. Git şimdi işine kaldığın yerden devam et. Ha yok kabul etmiyorum dersen de, dediğim gibi, bu sefer sırf gıcıklığına uğraşırım seninle. Ödersin tazminatı da.''
''Siz benim bu hayatta gördüğüm…''
''Sakın Hasret. Sakın tamamlayayım deme. Yoksa…''
Hasret burnundan soluyarak kapıyı sert bir şekilde vurup çıkmıştı. Savaş ise koltuğuna oturdu.
***
Selçuk girdi odasına Savaş'ın çalışma odasındaydı. İki adam da sohbetlerine devam ediyordu.
''Biz eve geçelim artık.''
''Hala bulamadık tehdit eden o şerefsizi''
''Korkma Savaş, burada olduğu gibi bizim evde de güvenlik kaynıyor. Aklın kalmasın dostum. Ama evet, bu tehdit edenleri bulsaydık iyi olurdu''
''Aynen. Bu arada, 40. yılımız için ayarlayalım şöyle iyi bir şölen''
''Bunlar Aslı'dan sorulur biliyorsun. Ben çok anlamam. Nerede düşünüyorsun?''
''Şirket fazla mı abes kaçar''
''Bilmem. Aslında yani sen de uygun görürsen. Yalıda yapalım derim ben''
''Bana da uygun geliyor, babamla bir konuşalım onun da onayını alalım da.''
''Profesyonel bir organizatör istiyorum Selçuk, Aslı bu işin altından kalkar mı nedense şüphelerim var. Son zamanlarda yaptıkları ortada.''
''Takma sen Savaş, Aslı işte. Amacına ulaşana kadar yapacağını yapıyor.''
''Damarıma batıyor son günlerde''
''Bu arada teklif onayını yarın mı göndereceksin?''
''Bilerek beklettim. Babam da ilk iş için iyi teklif verilmiş dedi. Bakalım, bize ne sürpriz var…''
''Benim pek gözüm tutmadı bu adamı Savaş, yine sen bilirsin ama''
''Ticaret adamı, kafa zehir olduğu belli. Bakalım, en azından bu davette kendisini daha iyi tanırız''
''İyi fikir''
***
..Davet günü..
Organizatör her şeyi hazırlamıştı. Masalarda doluşan kurdele, uzun yemek masasında duran şık aperatifler. Ve içecekler. Havuzun ortasında kocaman bir gül. Kenarlarında duran küçük mumlar. Yalının şahane oluşu… Her şey mükemmeldi. 10'a yakın da garson servise hazır bekliyordu. Fadime Hanım erkenden gitmişti. Hasret de mutfakta bekleyecekti. Dışarı çıkmayacak, bugün bu davette hizmete müdahil olmayacaktı. Mutfakta bekleyerek sadece zamanını doldurmaya çalışıyordu genç kadın.
Aslı, bütün zarafetini sunuyordu. Sergilediği derin dekoltesi ile bütün erkeklerin başını döndürüyordu. Eylül yine kendince hazırlanmıştı. Selçuk ve oğlu da ona eşlik etmişti. Zeynep Hanım, bu tarz gecelerde her zaman boy gösterirdi. Üstüne giyindiği zarif kıyafet ve takmış olduğu mücevherleri ile gecenin en parlayan kadınıydı. İhsan Bey'in koluna girerek tanıdığı davetliler arasına girmişti.
Klasik müzik çalmaya başlamıştı. Ama bir terslik vardı. Selçuk'un kulağına organizasyon müdürü eğilerek bir şeyler fısıldadı. Canı sıkılan Selçuk Savaş'a doğru ilerledi.
Savaş, yine harika görünüyordu. Üstünde giyindiği gece karası takım elbisesi ve açıkta bıraktığı vücudu, davette ki bekar kızların aklını çelmesini sağlıyordu.
''Bir sorunumuz var''
''Ne sorunu?''
''Şarkıcı yok abi''
Savaş, Selçuk'a sertçe baktı ''Ne zırvalıyorsun sen Selçuk! Böyle bir gecede…'’
''Kadın, kaza yapmış. Gelemeyeceğini söylemiş. Anlayacağın klasik müzik eşliğinde gece sonlanacak.''
''Saçmalama, ben bunlara boştan yere para baymadım. Saçma bir klasik müzikle insanlar kaç saat dururlar burada!''
''Ne yapayım Savaş, sesim güzel olsa kendim geçer söylerdim''
Selçuk espri yapmıştı. Hafiften sırıtmasına sebep olmuştu bu durum. Savaş bu espriye sinirlense de sesi güzel birisi lazımdı ve aklına tek kişi geliyordu. Elindeki viski bardağını arkadaşına vererek:
''Tut şunu.''
''Ne oldu nereye?''
Aslı, Savaş'ın kendisine selam vermeden eve doğru girmesine bozulmuştu. Genç kadın, ona bakan erkekleri fark edince kendini hemen toparladı.
***
Savaş hızla eve girerek taburede oturan Hasret'i gördü. Kolundan tuttuğu gibi Eylül'ün odasına götürmüştü. Hasret kurtarmaya çalıştığı kolunu Eylül'ün odasında kurtarabilmişti.
Savaş, Eylül'ün dolabını açtı. Bir kıyafet seçip Hasret'in eline tutuşturdu.
''Giy şunu''
''Ne saçmalıyorsunuz siz?'’
''Giy şunu''
''Savaş Bey!''
''Hasret giy şu kıyafeti! Aşağıda şarkı söyleyeceksin.''
Hasret şaşkınca bakakaldı adama. Ne saçmalıyordu bu adam ''Siz ne zırvalıyorsunuz?'’
''Geçen sefer duydum sesini. İdare eder bir sesin var. Bak aşağıya inip alt tarafı iki şarkı mırıldanacaksın.''
Hasret denize karşı mırıldandığı şarkıyı Savaş tarafından dinlenildiğini duyduğunda şaşırsa da... Kendini hemen toparlayıp ''Böyle bir şeyi asla yapmayacağım'' diyerek elbiseyi yatağa fırlatarak çıkarken Savaş kolundan tuttu. ''Bırak kolumu''
''Git şarkıyı söyle... Sana çift maaş ikramiye vereyim... Bak, beklediğim şarkıcı kaza yapmış şu saatten sonra da ben şarkıcı falan bulamam. Senden ilk defa bir iyilik istiyorum. Alt tarafı millet sıkılmasın diye iki şarkı mırıldanacaksın. Lütfen bak lütfen diyorum, basın aşağıda babam için yap.''
Hasret o an baktı mavi gözlere. Savaş ise bunu babası için istediğini söylemişti ama asıl zor durumda kalacak olan kendisiydi. Bu kadın ise sadece babası için ona yardımcı olurdu.
''Tamam''
Savaş ''Bir de saçların böyle olmasın İki de boya sürersen sevinirim.''
Genç kadın sinirlense de bu adamla çok konuşmak istemedi. Savaş ise odadan çıkıp bu günü rezil olmadan atlatmak istiyordu.
***
Hasret... Hazırdı… Ama kimse onu görmüyordu. Ayağında topuklu ayakkabı, üstünde saten siyah bir elbise vardı. Açıkta kalan kıvırcık saçları, dudağında esmer tenini ortaya çıkartan kırmızı bir ruj vardı. Göz makyajı sade olsa da gecenin en güzel kadınıydı. Yerine geçti. Kimse onun farkında bile değildi.
Bu sırada Baran, geceye tek katılmıştı. Savaş ve Baran ise el sıkışarak:
''Hoş geldin''
''Hoş bulduk''
İki adam da şarkının çaldığı yere doğru odaklanmıştı. İki adam da Hasret'e bakakaldı.
Hasret ise dudaklarını ıslatıp şarkısına başlamıştı.
SEN AĞLAMA
Hasret oldu ayrılık oldu
Hüzünlere bölündü saatler
Gördüm akan iki damla yaş
Ayrılık da sevgiyle beraber
Bir şarkı bir şiir gibi
Yaşadığım canım acılarım
Senden bana hatıra şimdi
Sakladığım sevgili kederler
Bir sır gibi saklarım seni
Bir yemin, bir gizli düş gibi
Ben bu yükü taşırım sen git
Git acılanma
Sen ağlama, dayanamam
Ağlama gözbebeğim sana kıyamam
Al yüreğim senin olsun
Yüreğim bende kalırsa yaşayamam
Sen ağlama, dayanamam
Ağlama gözbebeğim sana kıyamam
Al yüreğim senin olsun
Yüreğim bende kalırsa yaşayamam
Bir sır gibi saklarım seni
Bir yemin, bir gizli düş gibi
Ben bu yükü taşırım sen git
Git acılanma
Sen ağlama, dayanamam
Ağlama gözbebeğim sana kıyamam
Al yüreğim senin olsun
Yüreğim bende kalırsa yaşayamam
Sen ağlama, dayanamam
Ağlama gözbebeğim sana kıyamam
Al yüreğim senin olsun
Yüreğim bende kalırsa yaşayamam