Gecekondu mahallesinde, çatısında tüten dumana baktı Hasret. Gülümsemesine engel olamadı. Ev fazlaca yıkık dökük bir evdi ama içi huzurdu... Huzur olacaktı… Çayı demlemiş, havanın küçük esintileri eşliğinde sofrayı kapıya kuruyordu... Çaydanlığı bıraktı sonunda... Kolunda takılı olan saatine baktı. Sonra gecekondunun çarpık şeklinde duran yollarına dikti gözünü. Dolmuş durdu karşıda. İnen kişiye baktı Hasret. Ve evet, Suzan ablası sonunda gelmişti... İki kadın da sanki uzun bir ayrılık sonrası karşılaşmanın verdiği mutlulukla koşarak sıkıca sarıldılar.
''Benim güzel kızım… Çok özlemişim seni Hasret'im…''
''Ablam hoş geldin. Gel hadi bak balkona hazırladım yemeği... Hava da güzel.''
''Zahmet etmeseydin keşke kuzum ya... Ama yine de iyi ki hazırlamamışsın eve. Şöyle evimizin manzarasına bakalım yahu.''
Hasret gülmüştü... Yıkık dökük gecekondu mahallesinde evler birleşikken bırak manzarayı sokak bile zar zor görünüyordu. Arkasından Suzan güldü:
''Tamam tamam, manzara kötü ama onca yıl içeride yatmışım vallahi kapatamam kendimi eve.''
İki kadın da, sohbetin belini kırmıştı. Kahkahaları balkonda yankılanıyordu. Hem gülüyor hem hüzünleniyorlardı. İkisinin de derin acıları, derin yaraları vardı. Ama buna rağmen içeride olduğu gibi dışarıda da kol kanaat geriyorlardı birbirlerine...
Uzun bir sohbetin ardından Suzan baktı arkadaşına... Arkadaşı olarak bakıyordu ama Suzan, 40 yaşlarında yaşlı saçlarındaki dip boyası akmış hafif kilolu kısa boylu bir kadındı. Onun da acısı derindi ama yine de mutluydu. Hiç çocuğu olmamıştı. Buna rağmen de Hasret'i kızı gibi sevmiş içeride onu her kötülükten korumuştu.
''Şimdi ne yapacaksın? İş de bulamamışsın.''
''Evet... Bulamadım… Daha fazla yük olmak istemiyorum abla Kadri amcalara... Her şeye rağmen bir düzen kurmak istiyorum artık. Önce işimi bulacağım. Sonra oğlumu arayacağım.''
''Ahh ulan zalim felek. Kaderimize yazdılar ya mahkum sıfatını iş bulmak bile zorlaşıyor bizim gibi garibanlar için. Bir sorsalar sen bu suçu neden işledin neden yaptın diye… Yok canım bakıyorlar öyle sicil kağıdına. Bu öldürmüş birisini, bu kötü... Bir sorun bakalım biz o suçu neden işledik.''
''Kimse kimseye sormaz ki abla. Kimse kimseye derin yarasını sormaz. İşlerine öyle daha rahat geliyor.''
''Baban olacak o şerefsizden var mı bir haber?''
''Yok, çıktığımı da bilmiyor sanırım.''
''Şerefsiz herif. Allah'ım şurada olacak yemin ederim boğardım o adamı.''
''Neyse boş ver abla.''
''Ne yapacaksın gülüm… Bak ne diyeceğim. Gel kal benimle buluruz bir yerde iş. İkimiz de gider geliriz ha?''
''Olmaz abla, zaten Kadri amcalara yüküm bir de sana yük olursam…''
''Kız ne yükü? Vallahi darılırım, silerim seni hayatımdan küserim konuşmam… Bilirsin inadım inattır.''
''Abla…''
''Sus bakayım. Kalacaksın artık benimle. Başlatma şimdi ablana.''
Yanlarına doğru yaşlı bir komşu belirdi:
''Kız Suzan sen misin?''
''Amanın Neriman ablam gelmiş. He benim kız.''
Suzan, yanına gelen yaşlı kadına bol bol sarılıp ıslak öpücüklerini bırakıyordu. Onların bu hallerine de Hasret bakarak mutlu oluyordu. Yaşlı kadın 50 60 yaşlarında kısa boylu baya zayıf birisiydi. Oturdu sofraya o da. Uzun bir sohbet edasında, Hasreti de tanıma fırsatı olmuştu.
''Vah kadersiz yavrum benim…''
''Neriman abla bak ne diyeceğim. Senin torunun çevresi geniştir bize bir el atsa olmaz mı?''
''Vallahi Suzan'ım torunu bilmem de… Burada bir Fadime var, zengin evine iyi kapak atmış diye konuşuyorlar. Evde 5 yıldır çalışıyor vallahi maaşı gününde veriyorlar, sigortası bayram harçlığı bir görsen, kadına erzak yardımında da bulunuyorlar. Diyordu genç bir yardımcı alacaklar diye. Senin için geçmiş artık ama bak Hasret kızımızı göndersek mi oraya?''
O an Suzan ve Hasret mutlulukla birbirlerine bakmıştı.
''Vallahi ben Fadime’yi arar sorarım kızım.. Biraz delidir melidir ama yardımcı olur. Hem sen de durumunu anlatırsın eve, yaşlı bir adam. Çalışanlarına çok yardımcı oluyor falan diyordu. Konuşayım mı kız? Vallahi arayayım bak aklıma yattı.''
Hasret gülerek:
''Abla ne olur bir ara.''
Suzan gülerek baktı. Neriman şalvarlı pijamasından telefonunu çıkarttı. Arama tuşuna basacağı an kontörünün kalmadığını fark etti.
''Amanın kontör bitmiş ya.''
''Benim var abla. Sen benden ara.''
Hasret cebini vermiş. Neriman da hemen Fadime'yi aramıştı.
''Kız benim Fadime Neriman, ne yapıyorsun? Bak ne diyeceğim sana, bizim bir komşu kızı var.'' Göz kırpmıştı Hasret'e Neriman. Sonra telefonda devam etti: ''Hani sen geçenlerde diyordun ya, çalıştığın yere genç biri arıyorlar diye... Kız bak bu kızın da çok ihtiyacı var yardımcı olur musun?.. Hee hee genç... Bekar kız… Haa dur bir sorayım.''
''Hasret kızım, galiba yatılı arıyorlarmış. Sen kalır mısın o evde?''
Hasret, Suzan'a bakmıştı. Suzan da başıyla onaylayınca:
''Kalırım abla, yeter ki iş olsun.''
Neriman konuşmasına devam etti:
''He kız kalırım diyor. Fadime bir yardımcı ol kızın çok ihtiyacı var. Sevaba girersin kız. Tamam ne zaman? He bugün mü?''
''Sen bugün gider misin görüşmeye Hasret?''
''Giderim abla.''
''He gelecek görüşmeye. Tamam sen mesaj at bu telefona adresi... Tamam tamam bulamazsa arar… Bak kaydet kızın numarası bu numara. Adı da Hasret.''
Neriman telefonu kapamıştı. Hasretin yüzüne bakarak ''Bak kızım Fadime şimdi adresi atacak sana. Amanın vallahi oldu bu iş.''
''Abla Allah senden razı olsun.''
Hasret ayağa kalkıp Neriman'a sarılmıştı.
''Amanın ne yaptım inşallah olur da. Sen de rahat edersin. Vallahi Fadime bu evde pek bir rahat. Bir erzaklar doldurdu evine. Sanırsın zengin. Adamlar iyi de para veriyor. Kalacak yerinde var paran cebine kalır.''
''Abla sen…''
Suzan'a dönmüştü hemen Hasret. ''Meleğim sen beni düşünme. Sen bir başla işe, sonra bakarsın beni de aldırırsın yanına.''
Böyle de teselli veriyordu Suzan Hasret'e…
**
Topuklu ayakkabıları yürüdükçe ses çıkartıyordu. Düz fiziği, uzun bacakları altında mini eteği, üstünde derin dekoltesi... Kendinden emin bir şekilde kapıyı çalmadan girmişti içeri Aslı… Savaş başını kaldırmadı gömdüğü dosyalardan. Uzun saçlarını savurdu o an, dekoltesinden fırlayan göğüs çatalını sunmak için yaklaşıp eğilmişti Savaş'a:
''Kendini bu dosyalara çok gömüyorsun hayatım.''
Savaş o an sert bakışlarını Aslı'nın gözlerine çevirdi: ''Kapıyı çaldığını hatırlamıyorum.''
Aslı o an yutkundu. Hep sertti bu adam ve hep sert takılacaktı. Zaten onu da cazip kılan Savaş'ın sertliğiydi. Savaş koltuğundan kalkıp büyük odasında pencereye doğru geçti. Ellerini cebine koyarak İstanbul Boğazı’na baktı…
''Aslı, ihale için hala evraklar hazırlanmamış. Hani bu iş sendeydi?''
''Hayatım, farkındayım bu durum seni sinirlendiriyor. Ama o ihale eninde sonunda bizim olacak. Merak etme o iş bende.''
Aslı'ya baktı Savaş. Bu kadınla arada beraber oluyordu doğru. Ama bu kadın ona ne zamandır hayatım diyordu.
''Burası bir işyeri. Ben de senin patronunum Aslı. İşine odaklan ve bir daha işe gelir gibi giyin.''
Aslı o an sert uyarı karşısında kalakalmıştı. Savaş cevap beklemeden odasından çıktı. sekreterine dönerek:
''Ben çıkıyorum. Acil bir durum olursa evdeyim.''
''Peki Savaş Bey.''
Aslı o an dişlerini sıkmakla yetindi. Genç kadın burnundan solumaya devam etti. Savaş'ın kendisine teslim olmayışı onu deli ediyordu. Kadınlığını kullanarak birçok işi başarmıştı ama Savaş için bu durum istediği gibi hiç gitmiyordu.
''Göreceksin Savaş... Yakında senin karın olacağım... Bakalım yine bana böyle davranmaya devam edecek misin?''
**
Hasret derin bir nefes alıp verdi. Gülümsedi genç kadın… Büyük bir köşke gelmişti. Denizin dibinde kocaman kapılı bir köşktü... Kapıda iki koruma vardı… Yine hastanede gördüğü karanlık yüzler gibi duruyordu. İşin ciddiyetinden olacak gayet de soğuklardı ikisi de... Yaklaştı Hasret adamlara:
''Ben Fadime ablanın yanına gelmiştim de. İş görüşmesi için.''
Korumalar, kulağındaki telsizden gelen bilgi ile tekli kapıdan geçmesi için yardımcı olmuşlardı. Eve baktığında dışarıdan göründüğünden daha büyük olduğunu fark etti. İçeri girdikçe kocaman bahçesi, bahçenin ortasında kocaman havuzu. Havuzun dibinde bilmem kaç katlı köşk... Saraydı burası... İçinden bildiği bütün duaları etmeye başlamıştı genç kadın.
''Allah'ım eğer hayırlısı olacaksa bu iş olsun. Olmayacaksa hiç olmasın.''
Dua ede ede, etraftaki korumaların yönlendirmesiyle mutfak kapısından içeri girmişti. Mutfağı bile kocamandı burasının… Fadime olarak bildiği kadın hemen gelmişti yanına. Güler yüzlü, yaşlı, tonton bir kadındı.
''Amanın sen Neriman ablanın gönderdiği Hasret misin yoksa?''
''Merhaba abla, evet benim.''
Fadime, Hasret’e şöyle bir göz gezdirdi. Üstüne giydiği diz altı elbisesi çiçekli, onun üstünde ince bir hırka vardı. Saçları kap kara, kıvır kıvırdı. Üstten altığı saç buklelerini tek bir toka ile tuttur muş altını da sallandırmıştı.
''Kız vallahi bir içim su gelmiş resmen. Maşallah hoş geldin kızım.''
''Hoş buldum.''
''Dur ben patron müsait mi bir bakayım. Seni hemen görüştüreyim sen bekle burada. Bak şuradan çay al, bardaklar camlı dolabın içinde, aklında bulunsun o kısım bir tek bize ait. Eğer olursa işin, biz sadece o camlı dolapta ki bardakları kullanıyoruz he mi gülüm?''
''Tamam.''
Hasret gülerek bakmıştı yaşlı kadına. Yaşlı kadın da Hasret’in saçlarını okşayıp mutfaktan çıkmıştı…
Camlı dolabı açıp, bir bardak su içmişti. Çekindiği için damacanadan değil direk çeşme suyunu kullanmıştı.
Fadime gülerek girmişti içeri.
''Kız Hasret, İhsan Bey seni bekliyor çalışma odasında. Ay bugün pek bir keyifli vallahi olacak senin iş öyle hissediyorum.''
Hasret heyecandan kalbini tutarak gülmüştü yaşlı kadına. İçinden dua etmeye başladı. Fadime'yi takip etmeye başladı genç kadın. Sonra çalışma odasına geldiklerinde kapıyı çalarak Hasret girmişti içeri. Karşısında İhsan Bey’i gördüğünde ise kocaman açılmıştı gözleri.
''Siz!''
''Hasret kızım!''
**
Savaş, gece karası son model arabasını park edip inmişti aracından. Baş koruması Ali koşarak gelmişti yanına.
''Ters bir durum var mı Ali?''
''Her şey yolunda Savaş Bey, sadece…''
''Sadece ne?''
''Yeni işçi alınacaktı ya, bir kadın görüşmeye geldi. Şimdi babanızla görüşmede.''
Savaş başını sallamıştı. ''Kaç kere söyledim babama, bu görüşmeleri ben olmadan yapmayacaksın diye. Onun dışında başka bir durum var mı?''
''Yok Savaş Bey, her şey yolunda.''
''Korumalara göz kulak ol Ali. İğne düşse yere senden bilirim haberin olsun.''
''Siz merak etmeyin.''
Savaş kendinden emin adımlarla merdivenli yoldan bahçeye, oradan da evin içine girmişti. Fadime yanına koşarak gelmişti:
''Hoş geldiniz Savaş Bey.''
''Ters bir durum yok değil mi Fadime Hanım?''
Yaşına vermiş olduğu saygıdan ötürü, hanımlı konuşurdu hep Savaş. En eski çalışan oydu. Belki de kendisine tahammül eden tek kişi bu yaşlı kadındı. Evin hizmetçileri hep ağlayarak giderdi. Savaş'tan herkes korkardı. Bu yüzden de neredeyse her ay yeni bir hizmetçi başlardı işe...
''Babam nerede?''
''Yeni hizmetçi görüşmeye…''
''Kaç kez söyledim, ben evde olduğum zaman çağırın şunları görüşmeye diye.''
''Haklısınız Savaş Bey de… Kendisi benim komşumun kızı olur... Durumları da iyi değil o yüzden gelsin demiştim.''
''Yatılı kalacağını biliyor mu? Sonrasında sorun olmasın.''
''Yok yok, hepsini biliyor yani bunu bilerek geldi.''
''Hadi bakalım. Ben çalışma odasındayım. Kız çıkınca bana gönder.''
''Tamam Savaş Bey.''
Savaş kendi çalışma odasına geçmişti.
**
Uzun bir sohbet ve görüşmeden sonra İhsan Bey, Hasret'i hemen işe almıştı.
''Sen bekle burada, Savaş gelmiştir ben bir konuşayım onunla.''
İhsan Bey odasından çıkıp Savaş'ın yanına gitmişti. Fadime koşarak gelmişti odaya. O da mutluydu çünkü sevmişti Hasret'i.
''Eeee görüşme nasıl geçti kız? Oldu mu?''
Hasret büyük bir mutlulukla ''Sanırım oldu abla, oğlu Savaş Bey ile görüşecek.''
''Ay işin zor vallahi , Savaş Bey iyidir hoştur da biraz dili döver insanı.''
''Bakalım inşallah olur.''
''Hadi bakalım.''
**
Savaş, kendi odasından çıkıp babasının odasına ilerlemişti. İçeri girdiğinde Hasreti ilk gördüğü an şaşkınlığını gizleyememişti. Kızın duru güzelliği karşısında şaşkına dönse de yine de sert tavrına devam etti. Hasret ayağa kalkarak Savaş'ın eline uzandı.
''Merhaba.''
Savaş, bu ele cevap vermeden babasının sandalyesine geçti.
''Demek babamın hayatını kurtardın.''
Hasret mahcup bir şekilde ''Evet, yani öyle kötü…''
''Hadi ya.'' dedi gülerek: ''Yaşlı bir adam yanında fenalaşıyor, sen de onu hastaneye götürüyorsun. Cüzdanını falan sekretere veriyorsun. Sonra babamı ziyaret falan. Anlatsana, babamın ismine baktın mı?''
Hasret bu kinayeli sözleri anlamaya çalışıyordu. Adamın sert ve bir o kadar da kendisini küçümseyen tavrına bir anlam çıkartmaya çalıştı:
''Ben sadece insanlık görevimi yerine getirdim.''
''Ne hikmetse, birkaç gün önce hayatını kurtardığın adamın evine hizmetçi olmak için geliyorsun. Anlatsana planın neydi?''
Hasret bu sert adamın sözleri karşısında öylece kalakalmıştı. Anlamaya çalışıyordu bu adamı. Yardım ettiği adamın oğlu ona teşekkür etmesi gerekirken, bu kadar ileri gidip onu küçümsemesi... Bu işe ihtiyacı olduğunu düşünerek sadece sessiz kalmayı sakin olmayı seçiyordu Hasret.
''Bakın ben…''
''Anlatsana, sahiden soruyorum. Filmlerde oluşan o olaylarla mı hayal kurdun?''
''Anlayamadım pardon.''
''Hani var ya, zengin adamın hayatını kurtarırım, zengin eve kapak atarım. Bak ben bekarım sonuçta bunu da biliyorsundur.''
Bu bardağı taşıran son damlaydı. Hasret hızla oturduğu koltuktan ayağa kalktı. Genç adamın rahat duran tavrına parmağını sallayarak:
''Siz kendinizi ne sanıyorsunuz ya! Zengin olunca paranız olunca bir b.k oldum mu sanıyorsunuz. Zenginsiniz diye bana hakaret etme lüksüne sahip değilsiniz. Önce adam olun sonra yardımcı bulursunuz.''
Hasret'in bu dik başlılığı Savaş'ın sinirlerini zıplatmıştı. Genç kadın tam odanın kapısına doğru ilerlerken öfkelenen Savaş onu bileğinden tuttuğu gibi duvar ile kendi arasına almıştı.
''Ne yapıyorsun sen ya bırak beni!''
''Özür dile.''
''Ölürüm de dilemem.''
İkisinin de ateşe yakın duruşu... Birbirlerine nefrete yakın bakışları... Buna rağmen dik başları duruyordu. İkisi de yakındı ama ikisinde de nefret vardı…
Savaş, gece karası o gözlere baktı… Burnundan soluyordu genç adam. O özrü de alacaktı... Bunu takmıştı kafasına.
Hasret, deniz mavisi gözlerine baktı genç adamın. İçinde korku ama dışında nefret vardı. Ölse bile özür dilemeyecekti.
''Bırak beni!''
Genç kadın asiliğini gösteriyordu dişini de sıkıyordu. Hep eğilmişti boynu… Hep sessiz kalmıştı acımasız hayata karşı... Hep yenen onlar, yenilen kendisi olmuştu... Bu genç adama karşı içinde bir korku vardı, ama bu adama dik başlılığını göstermek hatta kanıtlamak istiyordu… Belki herkes canını yakabilirdi ama bu adamın canını yakmasına izin vermeyecekti…
''Özür dile, sonra defol git bu evden.''
''Sağırsanız... Yazayım notu okursunuz… Ölsem bile özür dilemem!''
Savaş daha da öfkeleniyordu. Farkında olmadan daha da yakınlaşıyordu kadına. O an kapı kolu hareketini duydu genç adam. Kendini serbest bıraktı. Fadime hanımın dediği, bu dik başlı kadını tanıdığı aklına geldi. Kendine çekti. Hasret tam kapıdan çıkacakken karşısında İhsan Bey'i gördü. O sırada Savaş da sakinleşmek için eliyle yüzünü silmişti.
''Ne yaptınız çocuklar anlaştınız mı?''
Hasret yaşlı adama bakıyordu. Biraz önce yaşadıklarını sineye çekerek sakin kalmaya, yaşadığı bu saçma durumu da belli etmemeye çalışıyordu.
''Kusura bakmayın İhsan Bey, ben bu işi kabul edemeyeceğim.''
Savaş o an genç kadına baktı. Gözleri masmaviydi ama resmen ateşin rengine bulamıştı bakışları. Hasret ise Savaş'ın yüzüne bakmıyordu bile. İhsan Bey'e karşı başını eğmişti genç kadın. İhsan Bey ise kendisine karşı onaylanmış işin şimdi bozulmuş olmasına bozulmuştu. O an Savaş'a baktı yaşlı adam. Farkındaydı bir gerginlik olduğunun. Oğlunu da az çok tanıyordu. Yine yapacağını yapmıştı diye düşündü.
''Bir sorun mu oldu?''
Savaş, babasının bu sorusu karşısında kadının cevabını bekliyordu. Biraz önce yaşanılanları anlatmasını bekliyordu. Anlatacağına da adı gibi de emindi genç adam. Bu tarz kadınları az çok tanırdı, kendi çıkarları için yapamayacakları yoktu. Babasının hayatını kurtarmış şimdi eve çöreklenme derdine düşmüş bu kadını iyi tanıyordu. ''TANIDIĞINI SANIYORDU''
Hasret o an kurumuş dudaklarını ısırdı. Sakin kalmalı ve bu evden koşar adımla çıkmak istiyordu. Arkasında ona kötü bakan adamı az çok hissediyordu. Aslında şimdi yaptığı terbiyesizliği anlatsaydı babasına. Belki kulağını çeker kendisinden özür bile diletirdi. Ama o an düşündü genç kadın, belki daha kötüsü olacak baba ve oğlunun arasını açacaktı. Böyle bir şeye asla izin veremezdi. Susmak en büyük erdemliktir.
''Bir sorun yok İhsan Bey, kusura bakmayın ben teklifi kabul edemeyeceğim. Kendinize iyi bakın.''
Genç kadın tam çıkacakken yaşlı adam önünde durmuştu. İhsan Bey bu durumu öğrenmek istiyordu. Bir sorun vardı ve bu sorunu oğlundan değil... Bu kadından duymak istiyordu...
''Dur bakalım Hasret Hanım. Ben seni işe aldım. Belli ki bizim oğlan yine yapmış yapacağını.''
O sırada Savaş, babasının kullandığı bu sözlere sinirlenmişti. Herkese emirler yağdıran yeri geldi mi, önünde diz çöktüren, herkesin ondan korkmasını sağlayan SAVAŞ ERDEM, babasının karşısında süt dökmüş kendi misali oluyordu. Zaten Savaş bir ailesine sesini yükseltemiyor, bir onları kıramıyordu... Onlar için gerekirse ölürdü... Öldürürdü... Gözünü karartırdı o denli…
''Baba.'' dedi uyarıcı bir tavırla.
''Ben bu kızı işe aldım Savaş, kendisi benim özel yardımcım olacak. Hem unutma bugün hayattaysam bu kız sayesinde.''
Savaş o an, gülümsedi. Genç kadını süzdü:
''Baba, seni eliyle koymuş gibi bulduğuna göre bu da onun planlarının bir parçası görmüyor musun? Kadın resmen burada işe girmek için yapmış ''İNSANLIK GÖREVİNİ.''
Hasret burnundan soludu. Gözlerini kapadı sakin kalmaya çalıştı. Savaş'a bakmadı bile. Hatta bir bakıma o yokmuş gibi davrandı. İhsan Bey'e doğru bakışını sergiledi.
''İnsanlığını kaybetmiş bir adama İNSANLIK GÖREVİNİ anlatamayacağım. Kusura bakmayın İhsan Bey, işi kabul etmiyorum. Hem oğlunuza söyleyin, ''İNSANLIK GÖREVİ ÇIKAR UĞRUNA YAPILMAZ.. VİCDANI OLAN HERKESİN YAPMASI GEREKEN BİR İYİLİKTİR. Ama sanırım bu anlattığımı da anlayabilecek bir vicdan yok oğlunuzda… Vicdanı olmayan birisiyle de çalışamam. Bugün vicdan hesabı yapan yarın insanlığını da kaybeder çünkü... Geçmiş olsun ve iyi günler.''
Hasret, Savaş'a gereken cevabı vererek odadan çıkmıştı. İhsan Bey, bu kızın derin laflarına gülmüştü... Oğluna ilk defa dik başını gösteren, ondan lafını esirgemeyen bir kadın görmüştü. Belli etmeden gülümsedi yaşlı adam. Savaş ise bu ukala kadına haddini bildirmek için tam arkasından gidecekken İhsan Bey kolunu tuttu.
''Bu kadının iyi bir derse ihtiyacı var.''
''Senin de iyi bir vicdana ihtiyacın var Savaş. Yeter, kendine gel artık.''
''BABA!''
''SAVAŞ!''