Yakut Aslan...
Ders çıkışında ağır adımlarla okulun çıkışına doğru gidiyordum. Yanımdan Han Sang'ın arabası geçince arkasından bildiğim bütün küfürleri ettim valla.
Geri geri gelince dudağımın kenarını ısırdım. "Ne dedin"dedi o gülüşünden eser yoktu.
"Sana demedim" evet U dönüşü yapmak en iyisi
"Yakut bir daha olmasın" dedi gene yanımdan gaza basıp gitti. Lanet gelsin ayağımı yere vurdum. Hayvan herif.
Kursa doğru yürümeye başladım off ya çok yoruluyordum evet evet babamın şu fikri iyiydi bence de Türkiyeye gidersem bir de Korece öğrenme derdim olmazdı.
Kursa gittim önce gene canımı dişime takarak çalıştım. Oradan da eve gitmeye başladım hava baya soğumuştu nefesimin dumanını görebiliyorum. Eve doğru dona dona giderken dilimde bu gün zorla söylediğim şarkı vardı.
Eve ağır adımlarla yürürken ne oldu da bana böyle davrandı diye düşünüyordum yani bir şey yapmadım o tokat haricinde. O tokat yüzünden mi böyle davranıyor ki bana.
Eve gelince içeriye geçtim. "Ne zaman gidicez" bu annem babamla konuşuyordu galiba nereye ne zaman gidiceğini anlamamak için salak olmak gerekiyordu.
"Bir iki hafta sonra anca"dedi babam içeriden . Dudakalrımı büzdüm o kadar zaman dayanabilir miydim bilmiyorum ama.
"Anne ben geldim"dedim kapıdan
"Gel annem yemek hazırlayayım sana "
İçeirye geçtim çantamı kapının yanına koydum. İçeriye geçtim koltuğa attım kendimi babam bana baktı göz kırptı hayırdır anlamında "Yoruldum"dedim sadece
"Çok mu yoruldun" bu ne ifade ediyordu biliyordum.
"Neden sordun" dedim gülerek.
"İyi bizde dondurma yemeye gitmeyiz"dediğinde ona kaşlarımı kaldırıp baktım
"Annem bizi vursun mu" beraber kahkaha attık. Annem elinde kepçe ile gelince ikimizde sustuk. Bize baktı tekrar mutfağa geçti babamı seviyordum ya o bana ayak uyduruyordu.
Yemekten sonra odama geçtim şu tekrarları yaptım ve iyi yanı baya anlıyordum Koreceyi.
Uyuyakalınca tekrarlar yarım kalmıştı sabah kalktım okul formamı giyindim. Annem kahvaltı hazırlıyordu ne yani erken mi kalkmışım "anne"dedim
"Kalktınmı" dedi çayı demlerken hayır yani bu anneleri anlamıyorum ben.
"Yok anne bu gezen ruhum"
"Senin canın terlik istiyor"dediği anda sustum Terlik önemli bakmayın öyle Milli anne dayağımız.
Kahvaltıyı sessiz sedasız yaptıktan sonra evden çıktım montumu üzerime giyip bu aralar hava soğumaya başlamıştı. Çantamı alıp sırtıma ellerim ceplerimde merdivenlerden aşağıya indim.
Kim Ji he enin ne işi vardı ki burada. "Merhaba Yakut" dedi hemen ben onu görmezden gelecektim.
"Merhaba" dedim geçiştirmek istercesine
"Han sang dedi ki seni alıp gelecek mişim"dediği zaman yüzümü buruşturdum
"Umurumda olmadığını ne kadar daha söyleyeceğim"dediğim zaman bana telefonunu uzattı.
"Hemen geliyorsun" dedi hatta bağırdı mı o telefondaydı buraya gelemezdi nasıl olsa
"Sıkıysa gelde götür" dedim arakamı döndüm dondum kaldım "Hadi bee"dedim şaşkınca O da arkamda sırıtıyordu ama bu bana yapılmaz ki ama.
Şu an ne mi yapıyorum Han Sang beni peşinden sürüklemiş vaziyette arabasına bindiriyor. "ama neden ya" dedim ona dönüp.
"Dün üzerine fazla gittim affedersin" dediğinde şaşkınca ona baktım. Benden özür mü diledi.
"Şey önemli değil" dedim önüme dönerken. Güldüğünü yandan görebiliyordum. "Bence önemli ama"diye bana baktı.
"Yapmasaydın önemli olmazdı zaten siz varya"derken susturdu beni
"Abartma "diye sus pus oldum birden. "Yani fazla konuşma işte " ona şaşkınca döndüm. "Tamam konuş hak ettim senin çeneni çekmeye"dediğinde güldüm. Ben gülereken bana dikkatli bakıp opda güldü. Ama buna gülme diye kimse demedi mi ya.
Utançla başımı eğdim. Han sang arabayı sürmeye başladı. İlerlerken "aa babamın arabası"dedi ilerisinde durup indi. Ben şimdi ne yapacağımı bilemediğim için inip arabanın yanında beklemeye başladım "Yakut"diye beni çağırdı.
"Bu babam Han Dong sun"dediği zaman ona döndüm
"Memnun oldum efendim Yakut Arslan"dediğimde güldü demekki babasın da almış gülüşünü. Bir saniye "Senin adın Han Sang değil mi" dedim şaşkınlıkla
"Aslın soy ismimle ismimi kullanıyorsun" dediği zaman ona baktım
"Sang sang mı senin ismin"
"Sen Han sang de hatta Han da diyebilirsin Türkler krallarına Han diye seslenmiyorlar mıydı" dediğinde ona baktım nereden biliyorsun anlamında tabi bu sırada babası gitmişti işleri olduğu için. "Tarihi severim"dedi gülerek arabasına geçtiğimizde çalıştırıp vitesi değiştirdi.
Araba son hızla okula girince ve Han Sang 'ın arabasından da ben çıkınca herkes şaşkınlıkla bana bakmaya başladı. Han Sang bana önden yol verdi. Jung rae subHan Sangı n Yaing yang için dövdüğü çocuk, bana şaşkınca bakıyordu hayır şaşıracak ne oldu ben anlam vermedim ki.
Han Sang ile sınıfa girince sıramıza oturduk artık baya anlayabiliyordum koreceyi bu da derslerime çok faydası oluyordu tabi sürekli öğrenmem gerekiyordu. "Telefonunu versene"deyince Han sang ona döndüm
"Ne yapacaksın"
"Ver sen"dediğinde verdim ona. Kendi numarasını tuşladı kendini çaldırdı. "Artık sana ulaşabilirim"dedi iyi de benim telefonum Türkçeydi nasıl hiç karıştırmadan çaldırdı.
"Benim Telefonum Türkçe"dedim ona dönerek.
"Evet hepsinde aynı ama arama yerleri"diye gene gülümsedi Kalp krizinden ölürsem bilin ki bu Han sang yüzünden.
Jung Rae Sub Şaşkınca bize baktı. Bu çocuğun benimle ne derdi vardı ne diye şaşkın bakıyordu ki şimdi.Han sang ders zili çalınca Jung rae kendi sınıfına gitti kapıdan. Önce arabadan inice böyle baktı sonra kapıya gelip de baktı sanki keşif yapıyormuş gibiydi.
Ders başlayınca baya anladığıma sevindim. Artık anlayabiliyordum bazı kelimeleri. Bu bile iyidir hiç bir şey bilmezken. Han Sang telefonuyla uğraştı. Bir anda kalkınca ayağa şaşkınca na baktım Hoca arkasından bağırdı "Nereye"diye umursamadı bile sürgülü kapıyı çekti öyle bir gitmeye başladı ki hani derler ya yer yerinden oynadı diye hocayla birlikte herkes kapıya gitti. Aşağıdan sesler gelmeye başlayınca pencereye koştum bende.
Han Sang, Jung Rae ile yumruk yumruğa kavga ediyordu. Yumruğu indirince Jung Rae yere düştü. Ağzındaki kanı tükürdü. Gülerek birşeyler söyledi. Kafasını yana çevirdi Ying Yang da gülüyordu. Ona döndüğü anda gülümsemesi soldu bu kızın psikiyatri tedavisi alması şarttı kesin. Birilerinin onun için kavga etmesi hoşuna gidiyordu. Han Sang Hala yerde oturan Jung rae ye tekme atınca yere serildi. Kalabalığı yararak okula doğru yürümeye başladı. Hoş o yürüdükçe açılıyorlardı.
Sınıfın kapısına gelince ona döndüm. "Onunla ne konuştun" sinirle soludu etrafıma bakınmaya başladım bu kime demişti.
"Kim ben mi "diye şaşkınca sordum
"Türk kızı Jung Rae ile ne konuştun" diye bağırınca sıçradım yerimden.
"Konuşmadım bir şey deli misin sen be tanımıyorum bile onu" sesim tiredi gene beni ağlatacağa benziyordu.
"O niye öyle demiyor peki"
"Ne diyor be valla türkiyeyi geçtiniz iftira konusunda birebirsiniz"diye yanından geçecekken kolumdan tutup tahtaya yapıştırınca acıyla yüzümü buruşturdum kolunun birini yanıma koyup üzerime eğildi.
"Söyle"
"Neyi bir şey konuşmadım ki ben" valla bir şey konuşmadım ki ben.
"Doğruyu söylediğini farz ediyorum arkamdan bir iş felan çevirdiğini duyarsam görürsem bittin sen" onu ittirdim sinirle
"Geri zekalı mısın sen tanımıyorum diyorum senin arkandan niye iş çevireyim" dedim durdu bir süre düşünüyormuş gibi bir hali vardı.
Sonra da çıktı gitti. Kolum acımıştı açtığımda morardığını fark ettim hayvan herif. Ders gene başladığında ne Han Sangı n arkadaşı vardı Shin Ji Nin yanında oturan ne de Han sang vardı.
Okul bittiğinde şu kızlar bana bakıyorlardı. Hem de sırıtarak. Kafamı çevirdiğimde babamı gördüm. Onun yanına giderken adamın biri de babamın yanına gelince şaşkınlıkla ona baktım. Bu Elçimizdi. Koşarak yanlarına gittim.
"Baba" dediğimde eliçi de bana baktı. Yanında bir sürü koruma vardı. Babam beni tanıttı elçimize.
"Bura da benim kızım da okuyacaktı bakmak istedim" dediğinde gülümsedim ayy benim sınıfımda olsa ne güzel olurdu. İleriden Han Sang arabasına yaslanmış bana bakıyordu. Onu görmezden gelip babama döndüm. Gözümü bir şey alınca kafamı kaldırdım.
"Baba" diye elçimizin önüne geçince kurşunun göğsüme girişini hissettim sanki ağır çekimde geldi. Yere doğru düşerken bağırışlar çağırışlar gözüm ileride arabasına yaslanmış şaşkınca bana bakan Han Sang 'a takıldı. Gelmeye kalktı ama arkadaşı onu tutup arabasına bindirdi.
Gözlerimi kapattım "Yakut" babamın sesi. Elçi yanıma çöktü. "Ambulansı arayın" tek duyduğum bunlardı.