1.BÖLÜM

2188 Words
Sonunda yeni kitabın ilk bölümüyle karşınızdayım.? Başlama saatinizi ve gününüzü buraya bırakır mısınız? Herkese keyifli okumalar.?️ .... Karanlığın geceye bir is gibi çöktüğü o saatlerde aralamıştım benden bağımsız bir şekilde uyuşmuş gözlerimi. Farkında olmadan gözlerimle beraber bir iğne misali uyuşturulmuş bedenim, ansızın ettiğim her harekette biraz daha kasılmasına neden oluyordu bedenimin. Bu uyuşukluk öyle bir sancı bırakıyordu ki bedenimde sanki koca bir yıl hep uyumuşumda gözlerimi hayata yeni açıyormuşum gibi hissettiriyordu. Belki de gerçekten öyleydi, aralanan gözlerim ardından açtığım gözlerim tarifi mümkün olmayan bir gerçekle yüzleştirmişti beni. Bulunduğum oda neredeyse koca bir ev büyüklüğünde sayılırdı. Hemen etrafımda bulunan nesneler, gösterişli eşyalar ve bana oldukça yabancı gelen yeni yüzler buraya ait olmadığımı her an her saniye bana oldukça derin bir sezgi üzerinden hissettiriyordu. "Sonunda geldin, demek o kişi sensin." Sesiyle beraber kendine gelen zihnim bir kaç saniye karşımdaki kadının sözlerini idrak etmeye çalıştı. "Koca bir yüzyılın adından, herkes bu şehrin dengelerini bozacak o kişiyi bekledi. Yani seni, şehrimize hoşgeldin şifacı kız." Yüzüm ağır bir şokun etkisiyle uyuşurken, karşımdaki yabancı kadına uzun uzun baktım. Kimdi? Neden bana şifacı kız diye sesleniyordu? En önemlisi ben kimdim? Neden hiç bir şey hatırlamıyordum? Bulunduğum bu şehire nasıl gelmiştim! Aklım sonsuz bir döngünün içinde kaybolup giderken sonunda kuruyan dudaklarımı aralayıp konuşmaya başladım. "Siz kimsiniz?"diye sordum öncellikle. "Ben buraya nasıl geldim? Neden hiç bir şey hatırlamıyorum?" "Sakin ol güzel kız,"diyerek hafifçe tebessüm etti yabancı kadın. Hemen ardından. "Şu an tam olman gereken yerdesin."dedi. "Serbest ruhlar şehrinde. Ve hiç bir şey hatırlamaman oldukça doğal. Buraya geldiğin an hafızan daha önceki hayatına dair her şeyi sildi. Hayatın yeniden ve sonsuza dek buraya ait olacak artık. Bu şehir senin yeni hayatının başlangıcı olacak." Anlamsız bir o kadar da şaşkın bir ifadeyle karşımdaki orta yaşlı kadına bakarken, hiç beklemediğim bir anda hemen yanındaki başka bir yüz araya girerek bakışlarını bana sabitledi. "Efendimiz Harla Hanımefendi gelene kadar dinlenin. O size her şeyi açıklayacaktır." Genç adamın sözleriyle beraber anında her ikisi de odayı terk edip beni kendimle baş başa bırakırlarken artık tamamen delirmek üzereydim. Olduğum yer, gördüğüm yüzler hepsi yabancıydı. Ben buraya ait değildim, nereye ait olduğumu da bilmiyor hatırlamıyordum. Adım neydi? Önceki hayatım nerede ve nasıldı? Buraya nasıl gelmiş, nasıl getirilmiştim hiç bir fikrim yoktu. Tek bildiğim buraya ait olmadığımdı. Burada, bu yabancı insanların arasında olmamam gerektiğiydi. Ben.. şimdi kendi kendime bile yabancıydım. Kendimle ilgili en ufak bir fikrim dahi yoktu. Adımı bile hatırlamayacak kadar yabancıydım artık kendime. Bu durum fazlasıyla acı ve acınasıcaydı. Hatta şaka gibiydi. Trajik komik bir şaka! Birden bire açılan kapının tok sesiyle yarıda bıraktığım düşüncelerime kısa bir ara verdim. Açılan kapıyla beraber içeri giren oldukça bakımlı bir kadın ve hemen yanında büyük ihtimalle onu korumakla görevlendirilmiş iki adam daha vardı. Üçünün de adımları bana doğru atılırken üçünün de üzerinde bulunduğu kıyafetler oldukça garip ve bir o kadar da tuhaftı. En başta alımlı ve yine orta yaşlarda olduğunu düşündüğüm kadının kıyafetlerini ilgi çekici bulmuş ve bir süre yalnızca incelemekle meşgul olmuştum. Hemen üzerine giydiği uzun ve kabarık elbisenin etek kısmı tamamen parlak taşlarla örülmüştü. Bel detayı geniş olmakla beraber üste çıktıkça darlaşıyordu. Bu elbise bana tamamen masallarda giyilen o tuhaf ama bir o kadar da güzel elbiseleri andırıyordu. "Hoş geldin şifacı. Bu şehirdeki herkesi, beni ve en önemlisi oğlumu çok beklettin." Duyduğum sesle beraber bakışlarım bir çift ela gözlerle karşılaşırken, sözleri zaten bulanmış aklımı daha da bulandırdı. "Siz kimsiniz? Ben buraya nasıl geldim? Ben şifacı falan değilim." Sonunda kendimi ifade edecek şaşkınlığı üzerimden atmaya çalıştığımda ayağa kalkarak, karşımdaki orta yaşlı bakımlı kadının karşısına dikildim. "Buraya nasıl geldim nasıl getirildim bilmiyorum ama buraya ait olmadığımı biliyorum. Burası benim dünyam değil." Sözlerim karşısında hafifçe tebessüm eden kadın bir adım daha atarak aramızdaki mesafeyi kapattı. "Peki bana hangi dünyaya ait olduğunu söyleyebilir misin? Ya da en basitinden adını söyleyebilir misin bana?"diye sordu. Kulağa oldukça basit gelen bu soru veremeyeceğim en zor sorulardan biriydi benim için. "Senin dünyan artık burası şifacı kız, buna alışsan iyi edersin. Ve evet kendini toparla ve buraya adapte olmaya çalış, yarın adamlarım tarafından haneme getirilecek ve oğlumun tedavisi için ilk denemeni yapacaksın. Şimdilik sana bu şehirde dalacağın en tatlı uyku için, iyi geceler." Bir ok kadar keskin sesiyle sözlerini savuran kadın saniyeler içinde odayı terk ederken aklım içinden çıkılmaz bir döngünün içinde artık tamamen kaybolmuştu. Boşluktaydım, öylesine bir boşluktu ki beni korkutuyordu. Bu boşluk içimde bir yerlerde kalbimi söküyordu sanki. Olanlara anlam veremiyordum, ne yapmam gerektiği bilmiyordum. Tek bildiğim sonsuz bir döngünün içinde kaybolup gidiyordum..Ve yine bir şeyi çok iyi biliyordum ki; bana benden başka kimse yardım edemezdi. * Üzerimde hissettiğim hafif bir sarsıntıyla aralanan gözlerim karşımda gördüğüm yüzle beraber irice açıldı. Bu yaşlı adamda kimdi? "Korkma kızım, yalnızca seni uyandırmak istemiştim. Kötü bir niyetim yok." Sözleriyle beraber geri çekilen yaşlı adama başımı olumlu anlamda sallayıp ayağa kalktım. "Birazdan Harla Hanımefendinin oğlunu iyileştirmek için ilk denemeni yapacaksın. Ama bundan önce seni biraz bilgilendirip çalıştırmam gerekecek." Yaşlı adamın sözlerine anlamsızca kaşlarım çatılırken ilk kez ses tonumu ayarlamaksızın içimden geçenleri söyledim. "Bakın ben şifacı falan değilim. Kimseyi iyileştiremem. Bu fikre nasıl kapıldınız bilmiyorum ama ben sıradan biriyim. Ait olduğum yer burası bile değil." Yaşlı adam sözlerime hafifçe tebessüm edip sözlerimi oldukça anlayışlı bir şekilde onayladı. "Hafızanın silinmesine rağmen buraya ait olmadığını hissetmen olağanüstü bir durum. Sanırım sen sandığımdan da daha güçlü ve zeki bir şifacısın. Neyse kızım bunları konuşmak için daha çok zamanımız olacak, kahvaltını yaptıktan sonra yeniden görüşmek üzere." Yaşlı adam kurduğu cümle üzerine saniyeler sonra odayı terk ederken ellerimi başımın üzerine kapatıp bu şehirden nasıl çıkacağımı düşünmeye çalıştım. Benim bir an önce buradan çıkmam gerekiyordu! Aksi takdirde aklımla beraber kendimi de bu tuhaf yerde kaybetmeme çok az kalmıştı. * Yaklaşık bir saat sonra yeniden karşımda gördüğüm yaşlı adam büyük ihtimalle yine beni almaya gelmiş bu yüzden hemen karşımda bana tebessüm ederek bakıyordu. "Kahvaltını yaptıysan biraz çalışalım kızım, sana gücünü nasıl yönetmenle ilgili bilgiler vermem gerekiyor." Hala ne gücü ne bilgisi saçmalıyorsun der gibi baktığım yaşlı adama başımı olumlu anlamda salladığımda, bu evden çıkmak adına ilk hamlemi yapıp, yaşlı adamın pesinden gittim. En azından buradan çıkmam için bu saray tarzı evi daha iyi tanımam gerekiyordu. En basitinden pencerlerini, odalarını en önemlisi dışarıya açılan kaç kapının olduğunu bilmem gerekiyordu. Bu yüzden daha fazla şüphe uyandırmadan usulca yaşlı adamı takip ederek hemen arkasından ona ait olduğunu düşündüğüm odaya geçtim. Odaya attığım ilk adımda dikkatimi çeken ilk şey kocaman bir masanın üzerinde duran birbirinden farklı tuhaf nesnelerdi. Yapılan deneyler için kullanılan değişik türde olan bir çok nesne vardı ve hepsi birbirinden çok farklıydı. Bu oda kesinlikle sıradan bir oda değildi, bundan artık tamamen emindim. Oldukça dikkat çekici olan masanın ve üzerindeki nesnelerden çektiğim bakışlarımı bu defa da hemen köşede duran ve içinde çeşitli türden olduğunu düşündüğüm kitaplara çevirdim. Öylesine fazla kitapla dolu bir raftı ki bu, burada aranan şeyi bulmak neredeyse günlerce sürerdi. "Şöyle otur kızım, vakit kaybetmeden başlayalım çalışmaya." Yaşlı adamın duyduğum sesiyle gösterdiği yere yerleştim. "Siz kimsiniz? Bu oda, tuhaf aletler, kitaplar..." Devamını getirmeme izin vermeden soruma bir yanıt verdi. "Ben bu şehrin bilgelerinden biriyim. Adım da Hares. Bilge Hares." Yüzümde beliren tuhaf ifadeyle başımı farklı yöne çevirdiğimde, artık neden bu şehirden çıkmam gerektiğini daha iyi anlamıştım. "Peki o halde başlayalım mı artık?"diye soran Hares adında ki bilge adama başımı olumlu anlamda salladım. Yaşlı adam ilk olarak önüne çektiği kitabı bana doğru çevirdi. Hemen ardından ise konuşmaya devam etti. "Senin gücün ellerinde. Birini iyileştirmek, yarasını yok etmen için yapman gereken ilk şey gözlerini sıkıca kapatıp her iki elini de yaranın olduğu o yere doğru götürüp hissetmen. Ancak o yarayı iyileştirebilecek gücü ellerinde hissedersen o yara kendi kendini tamir edebilecek. Bu yüzden gücündeki en önemli unsurlardan birinin hissetmek olduğunu unutma." Sözlerini tamamladığını düşündüğüm bilge önüme çektiği kitaptan bir kaç sayfa çevirip ellerinde beyaz bir ışık huzmesi olan bir resim gösterdi. "Eğer gerçekten hissedip o yarayı iyileştirebilirsen ellerini götürdüğün yara üzerinde bu ışık huzmesini göreceksin. Tabi eğer bunu başarabilirsen." Sözleri kocaman bir saçmalık gibi gelen Bilgeye anladım anlamında salladım başımı. "Peki bu gücün bende olduğunu nereden biliyorsunuz? Bundan nasıl bu kadar eminsiniz?"diye sordum. Yaşlı Bilge usulca derin bir nefes alarak verdi cevabını. "Bu şehirde yalnızca beş güç unsuru var kızım, bunlardan biri de sende. Bunu nereden biliyorum dersen her şey bir kitapta yazılı. Bu şehire girecek son bir kişi vardı ve o son güç ise ona verilmişti. Dün buraya geldiğin an belli oldu her şey. Bu şehire gelen o son kişi sensin. O güç şu an sende." Bilgenin kurduğu son cümle aklımı bariz bir şekilde karıştırsa da pot kırmamaya özen göstererek merak ettiğim soruları sormaya ve bilgi edinmeye devam ettim. "Peki siz buraya bu şehre nasıl geldiniz?"diye sordum. "Bunun cevabı için henüz erken. Ama şunu söylemeliyim ki burası tehlikeli bir yer. Bu saraydan çıkmadığın sürece güvendesin kızım. Lütfen bunu bilerek hareket et." Bilgenin daha çok beni uyarır gibi çıkan sesine inanmalı mıydım bilmiyorum ama buradaki kimseye güvenemezdim. "Gelelim en önemli konuya." Bilge yeni bir açıklama yapmak için konuşmaya devam ederken aklım çok büyük bir karmaşanın ortasında kalmıştı. "Eğer gerçekten bir yaraya değen ellerin o yarayı iyileştirebilirse, o zaman bir süre başın dönebilir ve halsiz düşebilirsin. Bunu sana daha sonra endişelenip, korkuya kapılmaman için şimdiden söylemek istedim." "Peki neden?"diye sordum. "Neden başım dönebilir ya da halsiz düşebilirim?" Yaşlı Bilge hafifçe yutkunup cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki birden bire açılan kapıyla konuşmaktan vazgeçti. İçeriye giren dün kü bakımlı kadının koruyucularından biriydi. "Harla Hanım şifacıyı bekliyor ilk denemesini yapması için." Harla denen o kadının koruması gerekli açıklamayı yapıp giderken Bilgenin bakışları anında bana doğru döndü. "Söylediklerimi unutma, ilk denemende yanında olacağım." Bilgenin sözleri ardından onun da yönlendirmesiyle beraber Harla denilen o kadınının yanına giderken bu fırsatı değerlendirmem gerekiyordu. Madem bu saray tipi evden çıkacaktık o zaman dışarısı hakkında daha detaylı bilgiler edinebilecektim. Madem tehlikeydi, o zaman buna bizzat ben şahit olduktan sonra karar vermeliydim. Başta bilge olmak üzere bende hemen arkasından yine aynı bu şehir kadar tuhaf bir aracın içine binerken, bir saniye bile etrafımı gözetmekten vazgeçmedim. Çünkü biliyordum, bu ayağıma gelen son fırsattı. * Oldukça tuhaf olan araçtan indiğimizde beni karşılayan ilk şey olmuştu tüm hücrelerimi titretecek kadar soğuk olan hava. Bu şehir gerçekten de oldukça soğuktu. Her yer beyazla kaplı oldukça soğuk bir şehirdi. Bende ki bu garipsemeyi fark eden Bilge hafifçe yanıma doğru yaklaştı. "Her zaman bu kadar soğuk değildir."diye kısa bir açıklama yapıp hemen karşımda ki katlarca yükseklikte ki devasa büyüklükte ki evi gösterdi. Evden çok büyük bir şatoya benziyordu. Artık eminim bu şehir masallarda anlatılan o mekanlara oldukça benzemekle kalmıyor aksine bana onların içinde olduğumu hissetiriyordu. Nereye düşmüştüm ben böyle? Nereye aittim ve burası neresiydi? Ailem kimdi? Annem ve babam var mıydı? Belki de bir kardeşim? Ardımda nasıl bir hayat bırakmıştım ben? Belki de kimsem bile yoktu. Yalnızdım. Hiç bir şey hatırlamıyordum. Kendi adımı bile hatırlamayacak kadar boştu kafamın içi. "Buyur kızım sen önden yürümeye başla. Ben biraz yaşlandım ancak yetişirim sana." Bilgenin sesiyle düşüncelerimden uzaklaştığımda yanımdaki korumayla tepede ki şatoya doğru ilerlemeye başladık. Attığım her adımda sanki her an kaçacakmışımda, beni yakalamak için hazırda bekleyen adama bir süre gözlerimi devirdim. Sonunda tepenin sonuna geldiğimizde bir kaç dakika Bilgenin bize yetişmesini bekledik. Tam bu anda etrafıma kısa bir göz gezdirip şato kapısının önünde toplanan adamları inceledim. Öylesine çok kişi vardı ki şatonun etrafında, bu bile ne kadar güvenilir bir şekilde korunduğunu kanıtlıyordu. Sonunda bize yetişen Bilge içeri geçmek için işaret verirken çok geçmeden şato tarzı bu evin içine giriş yaptık. İçeri attığım ilk adımla tüm bedenimi yumuşatacak sıcak bir havayla karşılaştım. Hemen ardından etrafta gezinen bir çok çalışan ve nerdeyse her köşede dikilip olası herhangi bir aksilik için görevlendirilmiş tuhaf giyimli adamları gördüm. Hemen yan tarafımda bulunan koruma ve Bilgenin bakışlarını üzerimde hissettiğimde kuruyan boğazımı temizledim ve duruşumu dikleştirerek hızlıca toparlandım. "Bu taraftan kızım."diyerek hangi yönden gideceğimizin sinyalini bana veren Bilgeye başımı tamam anlamında sallayıp yürümeye devam ettim. Sonunda olmamız gereken odalardan birine giriş yaptığımızda Harla adındaki bakımlı kadınla karşılaştık. "Ne gerekiyorsa yapılsın Bilge. Oğlum bugün uyanacak. Anlaşıldı mı?" Harla Hanımın sorusu üzerine başını tamam anlamında sallayan Bilge başını hafifçe öne eğdi. Ne kadarda katı bir kadındı böyle? Ondan yaşça büyük birine nasıl bu kadar rahat bağırabilirdi? Bakışları bu defa bana dönen Harla Hanım aramızdaki mesafeyi kapatarak yanıma yaklaştı. "Oğlumu bugün uyandırmak zorundasın şifacı kız."dedi kulağıma doğru eğilirken. Sesi de aynı yüzündeki ifade kadar sert ve katıydı. "Eğer bugün olur da oğlumu iyileştiremezsen şifacı..." Durdu. Hafifçe geri çekilip yüzündeki ifadeyi daha da sertleştirdi. "Olur da iyileştiremezsem oğlunuzu ne olur?"diye sordum tüm cesaretimi kırıp. "Öldürür müsünüz beni?" Ela gözlerinden ateş çıkar gibi en katı ifadesiyle bana baktığında sertçe yutkunup soruma bir cevap verdi. "Bunu olur da bugün oğlumu iyileştiremezsen görürsün. Ama bana kalacak olursa görmeyi hiç ama hiç istemezsin." Son sözleri ardından yüzündeki ateş saçan ifadesiyle yanımdan ayrılan kadının ardından Bilgenin hemen karşıma geçtiğini gördüm. "Bu iş çok ciddi kızım."diyerek durumun ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya çalıştı. "Bugün Harla Hanımın oğlunu ne olursa olsun uyandırmamız gerekiyor. Arel Bey bugün gözlerini açmalı. Eğer onu iyileştiremezsek başta senin hayatın olmak üzere bu şehirde yaşayan herkesin hayatı çok büyük bir tehlike altında olacak. Hem senin hemde bu şehrin hayatı için onu uyandırmalısın kızım." Derin bir nefes alarak sözlerini onayladım Bilgenin. Ardından büyük bir felaketi önleyebilecek ellerime baktım uzun uzun. Başta bir insan hayatı olmak üzere bu şehirde yaşayan herkesin hayatı benim elimdeydi. Tabi eğer gerçekten düşündükleri şifacı kız bensem.. BÖLÜM SONU.?️ İLK BÖLÜM İÇİN YORUMLARINIZI BEKLİYORUM. DİĞER BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE.⭐
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD