16.BÖLÜM

3538 Words
* Bir kum saati gibi izliyorum hayatımın ilerleyişini her bir kum tanesi içime dökülüyor ve bir yara izi bırakıyordu bedenimde. Kabuk bağladıkça hafiflese de acısı uzaklarda bir yerde hatırlayınca tekrar sızlıyordu. Birinden gitmek isteyip te gidememek kaçmak isteyip te her seferinde yakalanmak iyileşmek isterken daha da yaralanmak bunun gibiydi işte.İnsan umuda , uçurumun kenarında bir çalıya tutunmaktan daha çok muhtaç. Araf üzerime doğru gelirken yüz hatları gerilmiş fakat o tepkisizliğini koruyor gibiydi."Sen nasıl?!"devamını getirmesine izin vermeden cevap verdim. "Babamla konuşmaya geldiği zaman görmüştüm!"diye mırıldandım başımı öne eğerek. Araf başıyla onayladıktan sonra arabaya yaslanmış bizi izleyen adamın yanına gidip kulağına bir şeyler fısıldadığını gördüm daha sonra Araf elimi tutarak beni buradan uzaklaştırdı. "Ne oluyor Araf? Ne dedin o adama?"diye sordum. Araf elimi bırakıp duraksadı daha sonra bakışlarını bana sabitleyip konuşmaya başladı. "O adama gönderdiği itlerinin yerine bizzat onlara emir veren sahibinin gelmesini söyledim!"diye yanıt verdi. "Nasıl bizi takip ettirebilir? inanamıyorum!"diye mırıldandım. Araf derin bir nefes aldıktan sonra sorumu yanıt verdi. "Nedeni apaçık ortada! Seni istiyor ve seni almadan peşimizi kolay bırakmayacak!"diye çıkıştı. Başımı öne eğerek konuşmaya başladım. "Beni ona verecek misin?"diye sordum. Araf öne eğdiğim başımı ona doğru çevirerek konuşmaya devam etti."Buna gerçekten ihtimal veriyor musun? Seni ona vereceğimi nasıl düşünebilirsin? Benim olana ancak ben öldükten sonra sahip olabilir ki bu bile sadece küçük bir ihtimal!"diye fısıldadı. Daha sonra konuşmama fırsat vermeden cümlesine devam etti. "Seni kimseye vermiyorum! Çok çabuk unutuyorsun! Ben senin kocanım!"diye mırıldandı. "Sen de şunu unutuyorsun! Elbet bir gün bu Evcilik oyunu bitecek! Ve sen istesen de istemesen de ben gideceğim!"diye mırıldandım. Araf aramızda ki mesafeyi kapatarak bana doğru yaklaştı. "Eğer böyle giderse benden kurtuluşun yok gibi gözüküyor sevgili karıcığım! Ve ben istemediğim hiç bir şeyin gerçekleşmesine izin vermem!"diye fısıldadı sıcak nefesi boynuma çarparak. Araf'ın denizimsi kokusu burnuma dolarken aramızda ki mesafeyi açıp derin bir nefes aldım. "Gidelim mi artık?"diye sordum yutkunarak. Araf olumlu anda başını salladıktan sonra arabaya doğru yöneldik ben ve Araf arabaya yerleşirken Araf'ın bana baktığını hissedebiliyordum. "O adamları serbest bırakarak ilk defa beni şaşırttın!"diyerek alayla gülümsedim. Araf arabayı çalıştırırken kısa bir süreliğine bakışlarını bana doğru çevirdi. "Benim ceza vermeme gerek kalmadı bu durumda!"diye cevap verdi. Ben anlamamış bir şekilde Araf'a bakarken konuşmaya devam ettim. "Nasıl yani?"diye sordum. "Onlara en büyük cezayı sahipleri yani Muhsin verecek!"diye net bir cevap verdi. Araf'ın söylediklerini anlamakta zorluk çeksem de başka bir soru yönelttim. "Nereden biliyorsun?"diye sordum. "Onları fark ettiğimiz için! Eminim ki onlara bu dikkatsizlikleri yüzünden o iki adama güzel bir ceza verecektir!"diye açıkladı. "Ne yapacağız peki Araf? Benim yüzümden kimsenin zarar görmesini istemiyorum!"diye mırıldandım. Araf kaşlarını çatarak bana baktı. "Kimseye bir zarar gelmeyecek! Bak ben onun gibi bir çok adamla savaştım! Ve hepsinde de kazandım! Bu seferde öyle olacak bu savaşı bu sefer sadece ben değil! Biz kazanacağız!"diye fısıldadı. Daha sonra konuşmama fırsat vermeden cümlesine devam etti. "Kendini suçlaman gereken bir durum yok!"diye devam etti. Ben sadece başımı öne eğmekle yetinmiştim. Eve gidene kadar ikimizde konuşmamıştık. İkimizde arabadan indikten sonra Araf kapıyı açtı. Edaya seslendim fakat ses yoktu daha sonra masada gördüğüm kağıtla adımlarımı o tarafa doğru yönlendirdim. Masanın üzerinde ki kağıdı alıp okudum. "Sizinle vedalaşamadığım için ikinizden de özür diliyorum! Fakat gitme vaktim gelmişti! Umarım ben yokken birbirinizi üzmezsiniz! İkinizde birbirinizi çok iyi bakın!"diye küçük bir not bırakmıştı eda. Aniden gitmesine biraz üzülsem de artık rahat olabileceğim için mutluydum. Mesela Araf'la aynı odada kalmama gerek kalmayacaktı. Araf'a baktığımda çoktan yanıma gelmiş notu okumuştu. Ama bu konu hakkında hiç bir şey söylememişti. Araf ve ben odaya doğru ilerlerken ben dolabı açıp kıyafetlerimi diğer odaya yerleştirmek için hazırlanıyordum. "Ne yapıyorsun sen?"diye sordu yanıma yaklaşarak. Bende bakışlarımı Araf'a doğru çevirip konuşmaya başladım. "Eşyalarımı topluyorum!"diye net bir cevap verdim. "Neden?"diye sordu tepkisiz bir şekilde. "Edada gittiğine göre artık aynı odada kalmak zorunda değiliz!"diye açıkladım. Araf sustu önce bir şeyler düşündü daha sonra bakışlarını bana doğru çevirerek konuşmaya başladı. "Seni gözümün önünden ayırmamam gerekiyor her an her şey olabilir!"diye karşı çıktı. Bende Araf'ın söylediklerine gülümseyerek cevap verdim. "Başıma en fazla ne gelebilir Araf? Alt tarafı yan odaya taşınıyorum!"diye cevap verdim. "Peki sen bilirsin! Ama geceleri korkupta yanıma gelme!"diye uyardı. "Neden gece korkup ta yanına geleyim ki?"diye sordum. Araf soruma yanıt vermeden büyük ve geniş yatağa uzandı daha sonra bir şeyler mırıldandığını duydum ve onu daha iyi duymak için ona biraz daha yaklaştım. "Benim ki sadece küçük bir uyarıydı! Gitmek istiyorsan durma! Sadece giderken kapıyı kapatmayı unutma!"diye tısladı umursamaz bir şekilde daha sonra bana sırtını doğru dönerek gözlerini kapattı. Ben Araf'ın bu tavrına ne kadar sinirlensem de hiçbir tepki göstermeyip eşyalarımı toparlamaya devam ettim daha sonra Araf'ında dediği gibi kapıyı kapatıp çıktım. Yan odaya girmemle öksürüğe tutulmuştum içerisi çok havasız ve tozluydu. Bu eve geldiğimden beri bu odaya hiç kimse girmemişti. Burayı temizlemek en az bir kaç saatimi alırdı hava da çoktan kararmıştı en iyisi yarın burayı iyice temizleyip yerleşmekti. Eğer Araf'ın yanına gidersem bir ton laf söyleyecekti aklıma edanın kaldığı oda gelince adımlarımı oraya hızlandırdım fakat kapıyı açacağım sırada kilitli olduğunu anladım. İyi de eda neden kilitlemişti bu kapıyı? Derin bir nefes alıp bakışlarımı Araf'ın odasına doğru çevirdim. Başka çarem yoktu bu gece onun yanında kalmak zorundaydım. Araf'ın kapısını açmamla Araf bakışlarını bana doğru çevirdi."Gitmemiş miydin sen?"diye sordu. Başımı öne eğerek cevap verdim. "Yan oda çok havasız ve tozluydu edanın kaldık odanın da kapısı kilitliydi!"diye mırıldandım. Araf dudaklarını alayla kıvırarak konuşmaya başladı. "Ben sana dememiş miydim? Ne yaparsan yap tüm yolların bana çıkıyor diye!"deyip gülümsedi. Bende Araf'ın yanına giderek cevap verdim. "Sadece bu gece! Yarın o odayı temizleyip eşyalarımı oraya yerleştireceğim!"diye mırıldandım. Araf alayla güldükten sonra beni kendine çekti daha sonra konuşmaya devam etti. "Benim için fark etmez ama senin yerin burası! Ve sen ne kadar çabalardan çabala dönüp dolaşacağın tek yer burası olacak! Sana ilk gün o depoda söylediğim gibi! Buradan kaçışın yok!"diye fısıldadı beni kendine iyice çekerek. "O günden bugüne ne değişti Araf? Şimdi neden farklı davranıyorsun?"diye sordum. Araf önce ona bakmamı sağladı daha sonra yutkunarak cevap verdi. "Değişen bir şey yok! Ben yine o ilk gördüğün Arafım! Sadece zamanla seni tanıdım!"diye cevap verdi. "Sen beni tanımıyorsun! Tanıyor olsaydın şu an sana karşı çıkmam gerektiğini anlardın!"deyip Araf'la aramızda ki mesafeyi açtım. "Çok inatçısın!"diye mırıldandı. Daha sonra gözlerini kapattı daha sonra bende aynı şekilde gözlerimi kapatıp uykunun kollarına teslim olmuştum.Sabah gözlerimi açtığımda Araf'ın hala uyuyor olduğunu gördüm bende onu uyandırmayacak bir şekilde ayağa kalkıp kapıya doğru yönelecektim ki Araf'ın sesiyle duraksamak zorunda kalmıştım. "Nereye gidiyorsun?"diye sordu gözlerini açmakta zorlanarak. "Hiç!"diye mırıldandım. Araf'ta ayağa kalktıktan sonra yanıma geldi. "İyi hazırlan o zaman benimle ofise gelmen gerekiyor!"diye açıkladı. "Neden?"diye sordum. "Seni evde tek başına bırakmak doğru olmaz!"diye cevap verdi. Bende kaşlarımı çatmış bir şekilde Araf'a bakıp konuşmaya başladım. "Kaçacağımı falan düşünüyorsan kapının önüne iki adam dikersin için rahat olur!"diye önerdim dalga geçerek. "O gün gerçekten gittiğini sanmıştım! Ayrıca o gün seni azarladığım için de hiç pişman değilim! Bugün yine aynı şey olsa o tepkiyi verirdim!"diye çıkıştı sesini yükseltmeden. "İşte senin sorunun da bu! Bir kere bile olsa bana güvenmeyi denesen böyle şeyler yaşanmayacaktı! Ama Araf Demirsoy kendinden başka kimseye güvenmezdi!"diye tısladım. Atağı öfkesini kontrol ederek derin bir nefes aldı daha sonra konuşmaya devam etti. "Bak, insanlar ilk yangın çıktığında, dans eden ateşin ihtişamına kapılıp, yangının üzerine doğru koşturup kül olmuşlar. Birisine inanmak ve yanılmak da böyledir."diye mırıldandı. Daha sonra bir şey söylememe fırsat vermeden kapıyı açıp yanımdan uzaklaştı. Araf'ın güven sorunu vardı buna artık emindim zaten az önce söyledikleriyle bunu ispat etmişti. Bende hazırlanıp dışarı çıkmıştım. Araf arabada bekliyordu beni bende vakit kaybetmeden Araf'ın yanında ki yolcu koltuğuna yerleşmiştim. Ben yerleştikten hemen sonra Araf'ta arabayı çalıştırmıştı. Ofise gidene kadar ikimizde hiç konuşmamıştık. Ben Araf'ın odasında ki L şeklinde ki koltuğa otururken Araf'ta masasına yerleşmişti. Aklıma bugün o odayı temizlemem gerektiği geldiğinde bakışlarımı Araf'a çevirip konuşmaya başladım. "Araf benim bugün yan tarafta ki odayı temizlemem gerekiyordu!"diye mırıldandım. Fakat Araf işleriyle ilgilendiği için beni duymuyordu yada duyuyor fakat duymazdan geliyordu. Ayağa kalkıp Araf'ın yanına yaklaştım. "Beni duyuyor musun?"diye sordum. Fakat Araf konuşmadığı yüzüme bile bakmamıştı. Tam ağzımı açmış karşı çıkacağım sırada kapı bir kaç kez tıklatıldıktan sonra içeri alımlı esmer uzun boylu bir kız girip konuşmaya başladı. "Araf bey toplantınız az sonra başlayacak haber vermek istedim!"diye açıkladı. Arafta başıyla onayladıktan sonra ayağa kalktı. "Yarım saat sonra döneceğim! Bir yere kaybolma!"diye mırıldanıp umursamaz bir şekilde yanımdan ayrıldı. Bende Araf'ın dediğini yaparak bekledim bekledim. Fakat yarım saat çoktan geçmiş Araf hala ortalıkta yoktu ayağa kalkıp yerimde bir kaç tur atarken dışarıdan gelen gürültüyle bir an panikleyip dışarı çıktım. Ben karşımda pişkin pişkin bana bakıp gülen Muhsini beklemezken dışarıda ki güvenlikçilerin muhsinin korumalarını tuttuğunu görmem iyice korkmama sebep olmuştu. Muhsin yanıma yaklaşıp aramızda ki mesafeyi kapatırken ben o üzerime geldikçe geri geri atıyordum adımlarımı! "Beni burada görmeyi beklemiyordun sanırım!"deyip gülümsedi. "Git buradan!"diye çıkıştım titreyen sesimle. "Seni görmeye geliyorum ve sen ne yapıyorsun?"deyip ellerini saçlarımı götüreceği sırada gözlerimi sıkıca kapattım. Fakat tanıdık bir sesin araya girmesiyle gözlerimi araladım. "Onu dokunmaya cürret dahi istersen o elini kırarım!"diye gürleyip muhsinin kolunu sıkı bir şekilde tutup çevirdi. Ben şaşkın bir şekilde Araf'a bakarken Muhsin acı içinde kıvranıyordu. Elimi Araf'ın omzuna koyarak onu durdurmaya çalıştım. "Araf sakin ol!"diye mırıldandım. Bir kaç dakika sonra Araf muhsinin kolunu hızlı bir şekilde bırakıp bakışlarını bana doğru çevirdi. "Sen karışma!"diye çıkıştı. Fakat benim cevap vereceğim sırada Muhsin araya girmişti. "Ah Demirsoy! Hala kadınlara nasıl davranacağını öğrenememişsin! Unutma yağmur gibi kızlar hafif ve narindir! Onları incitmemek gerekir!"deyip histerik bir kahkaha attı. Araf öfkesini kontrol etmek adına ellerini yumruk şeklinde yapmış gözlerini sıkıca yummuştu. "Sen de çok pişmansın değil mi yağmur? Böyle kaba ve kadınların ruhundan anlamayan bir adamla evlendiğin için!"diyerek dudaklarını alayla kıvıracaktı ki Araf ani bir hareketle muhsinin yakasına yapışmış yüzüne sert bir yumruk atmıştı. "Sana daha önce de karımın adını ağzına almayacaksın diye uyarmadım mı?!"diye gürledi Araf! Ellerini yüzüne doğru götürmüş acı içinde yüzünü buruşturmuş olan Muhsine bakarak. Dışarıdan polis sirenlerini duymamla irkilmiş bakışlarımı Araf'a çevirdim. Muhsine baktığımda Araf'a bir şeyler söylediğini duydum. "Planım başarılı oldu! Planımın başarılı olmasına yardım ettiğin için teşekkür ederim Demirsoy! Karakolda görüşürüz!"diye tısladı sesini yükseltmeden. Saniyeler sonra polis Araf ve muhsini almış polis arabasına bindiriyordu ki göz yaşlarımı silerek Araf'a seslendim. "Araf!"diye seslendim ona sesimi duyuracak bir şekilde. Araf bakışlarını bana çevirdiğinde çok geçti çünkü polis arabası çoktan yanımdan uzaklaşmıştı. Göz yaşlarım benden habersiz akarken yanıma yaklaşan Burağ'ı görmem çok uzun sürmedi. "Neler oluyor yağmur ? Polis neden Araf'ı götürdü?"diye sordu endişeli çıkan sesiyle. "O geldi! Muhsin geldi kavga ettiler! Burak lütfen bizde arkalarından gidelim!"diye mırıldandım titreyen sesimle. Burak'ta başıyla onayladıktan sonra arabasına yerleştik ve karakola doğru yol aldık. "Biz toplantıdaydık ve dışarıda bir gürültü vardı! Araf'ta hemen dışarı çıktı! Fakat toplantı yarıda kalmaması için ben devam ettirdim!"diye açıkladı. "Araf'ı oradan çıkarırlar değil mi?"diye sordum. Burak gülerek bana baktı. "Araf'ın içeride kalması mümkün değil eminim çıkacak!"diyerek teselli etmeye çalıştı. Yarım saat sonra karakola varmıştık ben ve Burak hızlı adımlarla içeri girmiştik. Burak polis memuruyla konuşurken ben etrafı inceliyordum. "Araf bugün göz altında kalacak! Yarın serbest bırakılacak! Polis Araf'ı görmemize izin verdi hadi gidelim!"diye açıklayıp nezarete yürüdük. Görüş açıma Araf girdiğinde yüz hatlarının gerilmiş olduğunu gördüm bizi görür görmez ayağa kalkmıştı. "Burak benim buradan çıkmam gerekiyor o pisliğe yaptığı yanlışın bedelini ödeteceğim!"diye tısladı öfke dolu sesiyle. "Bugün göz altında kalman gerekiyor dostum! Yarın serbestsin!"diye itiraf etti. "Her şeyi planlamıştı o yüzden ofise geldi kavga çıkarıp beni kışkırttı! Ama bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödeyecek!"diye çıkıştı. "Neyse dostum bunları buradan çıktıktan sonra konuşuruz ben dışarıdayım!"diyerek yanımızdan uzaklaştı. Ben ve Araf baş başa kaldığımda Araf ellerini parmaklıklar ardından çıkarak yüzümü ona doğru çevirdi. "Ağladın mı sen?"diye sordu gözlerini bana odaklayarak. "Hayır! Hem sen nasıl onun tuzağına düştün Araf?"diye sordum.Araf önce yutkundu daha sonra toparlanarak cevap verdi. "Sana dokunmasına nasıl izin verebilirdim?"diye sordu bakışlarını üzerimden çekerek. "O da bunu kullandı! Hem sen gelmeseydin ben müdahale edecektim!"diye mırıldandım. Araf koyu kahverengi gözlerini bana odakladı ve konuşmaya devam etti. "Hayatında ben olduğum sürece senin bir şey yapmana gerek yok! Ben seninle olduktan sonra sana kimsenin zarar veremeyeceğini söylemiştim!"diye fısıldadı. "Sorunda bu zaten Araf! Sen bir ömür benim yanımda olmayacaksın ve benim kendimi sen olmadan da korumam gerekiyor!" mırıldandım başımı öne eğerek. Araf cevap verememişti zaten saniyeler sonra orada ki görevlinin çıkmam gerektiğini söylemişti. Bende son bir kez daha Araf'a baktıktan sonra yanından uzaklaşmıştım. Olduğum yerden çıkar çıkmaz Burak gelmişti. "Seni eve bırakayım yenge!"diye önerdi fakat ben o eve Araf olmadan gitmek istemiyordum."Gerek yok! Ben bugün Araf'ın yanındayım! Burada kalacağım!"diye itiraf ettim. "Emin misin? Araf kızabilir!"diye açıkladı fakat ben oldukça kararlıydım. "Eminim sen git!"diye mırıldandım. Burak'ta onayladıktan sonra yanımdan uzaklaşmıştı. Muhsinin bugün yaptıkları bile beni bu kadar korkutmuşken bu anlaşma bittikten sonra Araf'la yollarımızı ayırdıktan sonra ne yapacaktım? Bu sefer ondan kurtulamazdım. Aklımda bir sürü soru varken Araf'ın benim yüzümden içeride olması kendimi suçlu hissetmeme sebep oluyordu. Belki Araf'la yollarımız hiç kesişmesiydi onlar şimdi bir proje içine girmiş olacaklardı! Araf'ın hayatıyla beraber işini de berbat etmiştim. Gözlerimi kapatmış Araf'ın hayatından nasıl gitmemi düşünürken aslında bugünkü yaşadıklarım yüzünden yorgunluğumun üstüne kendimi uykunun kollarına teslim etmiştim. Birinin beni dürtmesiyle gözlerimi araladım. Bu Araf'tı ben rüya olduğunu düşünüp tekrar gözlerimi kapatırken Araf'ın sesini duymamla gözlerimi hemen açtım. "Sen burada ne yapıyorsun?"diye sordu kaşlarını çatarak. Ben de hemen ayağa kalkıp Araf'a baktım. "Ne zaman çıktın sen?"diye sordum tebessüm ederek. "Burağ'a seni eve bırakmasını söylemiştim!"diye karşı çıktı. Ben ona başka bir şey söylerken o başka bir şeyden bahsediyordu. "Biliyorum Burak söyledi! Ama ben gitmek istemedim!"diye tısladım. Araf'ta kolumu iyice kavradıktan sonra karakoldan çıktık. Ben Araf'a kolumu bırakmasını söylerken o beni dinlemiyordu. Dayanamayıp tüm gücümle Araf'ı itip yanından uzaklaştım. "Neyin var senin?!"diye sordum kaşlarımı çatarak. Araf yanıma gelip aramızda ki mesafeyi kapattı. "Hiç bir şeyim yok! Sadece o adama bir an önce yaptıklarının bedelini ödetmek istiyorum!"diyerek tekrar sıkıca kolumu kavradı. "O adamın yanına gitmene izin vermiyorum! Zaten bu yaşananlar yüzünden vicdan azabı çekiyorum! Bir de onun yanına gitmene izin veremem!"diye çıkıştım kavradığı kolumu ondan kurtarmaya çalışarak. Araf aramızda ki mesafeyi kapatarak yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. "Senden izin istediğimi hatırlamıyorum!"diye fısıldadı. Araf'ın denizimsi kokusu burnuma dolarken hemen ondan uzaklaştım yoksa o kokuda kendimi kaybedip her şeyi unutabilirdim."Araf gidemezsin!"diye çıkıştım aynı şekilde. "Nasıl durduracaksın beni? Çok merak ediyorum!"diyerek dalga geçti. Daha sonra aklıma gelen fikirle karakolun merdivenlerinden hızlı bir şekilde inerek yan tarafa park edilmiş olan Araf'ın arabasına yerleşerek emniyet kemerimi bağladım. Araf dışarıdan gergin bir şekilde bana bakarken yanıma gelip ne yaptığımı sormasın uzun sürmedi. "İn!"diye tısladı öfkesini kontrol etmeye çalışarak. "İnmeyeceğim! Madem gideceksin o zaman bende geliyorum!"diye tısladım. Araf öfkesini kontrol etmek adına bir kaç saniye gözlerini kapattı daha sonra derin bir nefes alarak konuşmaya devam etti. "Bak sana karşı zor kullanmak istemiyorum! O yüzden ben seni indirmeden önce sen kendi isteğiyle in ve eve git!"diye açıkladı. Fakat Araf'ın dediği hiç bir şeyi yapmayacaktım bugün olmazdı! Başını tekrar benim yüzümden belaya sokmasına izin veremezdim! "İnmiyorum!"diye tekrar ettim. Araf'ta kısa bir süreliğine bana bakıp konuşmaya devam etti. "Peki sen bilirsin!"deyip hızlıca arabadan inip benim kapımı açtı daha sonra konuşmama bile fırsat vermeden kolumdan sıkıca tutup beni indirdi her ne kadar ona karşı dirensem de o çoktan arabaya binmiş yanımdan hızlı bir süratla ayrılmıştı. Dayanamayıp bende arkasından bir taksiye binip onu takip ettim. Onu takip ettiğim için bana çok kızacaktı fakat bunun şuan için pek bir önemi yoktu. Bugün her şeyi onun için yapıyordum muhsinin başka bir tuzağına düşmesini istemiyordum. Fakat Araf'ın gözlerinde ki öfke öyle büyüktü ki yapacağı hiç bir şey umurunda değil gibi gözüküyordu. Nihayet Araf'ın arabası muhsinin evinin önünde durmuş Araf'ta arabadan inmişti bende vakit kaybetmeden taksiden inmiş Araf'ın arkasından yürümüştüm. Onu evin zilini çalmadan önce durdurmalıydım bu yüzden son çare olarak ona seslenmiştim. Araf arkasına dönüp biraz şaşkın biraz da kızgın bir şekilde bana bakıp yanıma yaklaştı. "Sen nasıl beni takip edersin?"diye öfkeyle bağırdı. Önce yutkundum daha sonra toparlanarak cevap verdim. "Yanlış bir şey yapmaman için seni takip etmek zorundaydım! Bak sen şu an çok öfkeli olduğu için doğru ve yanlışı ayırt edemiyorsun! Bu Muhsinin seni tekrar tuzağa düşürmek için hazırladığı bir oyun olabilir! O yüzden buradan gidelim!"diye mırıldandım. Araf sahte bir şekilde gülümseyerek cevap verdi. "Doğru ve yanlışı bana ayırt edemediğimi sen mi söylüyorsun?"diye tısladı. Daha sonra yanıma yaklaşarak kulağıma doğru eğildi. "Sakın! Bir daha bana ne yapacağımı öğretmeye çalışma!"diye mırıldandı. "Sen şu an öfken yüzünden ne yaptığının farkında değilsin!"diye mırıldandım Araf'a karşı çıkarak. "Git buradan!"diye çıkıştı Araf aniden. Ben Araf'ın bu haline şaşkın bir ifadeyle bakarken Araf çok öfkeliydi. "Sen gelmeden hiç bir yere gitmiyorum! İçeri mi geçeceksin? Fakat arkandan benimde geleceğimi unutma! Beni tekrar o adamla yüz yüze getirmek istiyorsan durma gir içeri!"diye çıkıştım. Araf öfkeyle solurken ellerini saçlarından geçirdi. Bana her ne kadar kızgın bir şekilde baksa da umursamadım. En azından öfkesini dinip sakinleşene kadar onun bu haline göz yummalıydım. "Biliyor musun? Eğer o gece senin bu kadar inatçı bir kız olduğunu bilseydim! Seni kaçırmayı bırak oradan önce ben kaçardım!"diye mırıldandı. Bende Araf'ın bu söylediğine tebessüm ederken Araf çoktan arabaya yerleşmiş benimde binmemi işaret ediyordu. Bende aynı şekilde arabaya yerleştikten sonra Araf arabayı çalıştırdı. "Biliyor musun Araf? Perdeyi aralayıp, kendi yarandan bakıyorsun dünyaya."diye mırıldandım. "Hiç bir şey olmamış gibi hayatıma devam etmemi söyleme bana! Bu çok zor! Ayrıca bugün o adama yaptığı yanlışın bedelini ödetmeyip seninle geliyorsam sırf o adamı bir daha seninle yüz yüze getirmemek için! Bundan sonra o adamı bir daha görmeyeceksin!"diye mırıldandı. "Görmek istemiyorum zaten!"diye tısladım. Daha sonra ikimizde eve gidene kadar hiç konuşmadık. Nihayet eve vardığımızda Araf odaya çekilmiş bende Araf'ın yan tarafında ki odayı temizlemek için temizlik malzemelerini almak için banyoya doğru yöneliyordum ki Araf'ın bana seslenmesiyle yanına gittim. "Seni bir konuda uyarmak istiyorum!"diye açıkladı. "Eğer seni takip etmem konusundaysa boş yere ağzını yorma! Çünkü ben doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yaptım!"diye tısladım. "Sana göre doğru olan bana göre çok yanlış olabiliyor! İşlerime karışılmasından hoşlanmadığımı sende biliyorsun!"diye tısladı aynı şekilde. "Sence çok fazla büyütmedin mi? Belkide bugün oraya girmeme izin verseydim muhsinin başka bir tuzağına daha kurban gidebilirdin!"diye çıkıştım sesimi yükseltmeden. "Bu seni neden bu kadar ilgilendiriyor? Başka bir tuzağına düşerim düşmem sen neden engelliyorsun?"diye sordu. "Çünkü benim yüzümden zarar görmeni istemiyorum! Belkide ben hayatına girmeseydim şu an muhsinle bir içine girmiş olacaktınız!"diye mırıldandım başımı öne eğerek. "Neden her seferinde kendini suçluyorsun? Yaptığım her şeyi istediğim için yapıyorum ve benim yaptığım veya yapacağım her şeyin sorumlusu benim! Senin kendini suçlamana gerek yok!"diye tısladı. "Ayrıca bir daha beni bu konuda engellemeye çalışırsan bugünkü kadar sakin durmam! Kendi iyiliğin için işlerimden uzak dur! Ve beni sakın bir daha engellemeye çalışma!"deyip bakışlarını çevirdi. Bende hiç bir şey demeden odadan çıktım. Araf zaten söylemek istediği her şeyi söylemişti fakat beni anlamıyordu belkide hiç bir zaman anlamayacaktı. Düşüncelerimi yarıda kesip Araf'ın yan tarafında ki odaya girip içerisini iyice temizledim. En azından artık bu odada kalabilirdim. Ben eşyalarımı odaya yerleştirirken aklıma Mehmet geldi. Acaba nasıl olmuştu? Önce Leylayı aradım fakat telefonu açmamıştı daha sonra Mehmet'i aramıştım. İlk çalışımda açmıştı."Mehmet nasıl oldun?"diye sordum. "İyiyim yağmur! Bugün taburcu olacağım!"diye söylendi. "Çok sevindim iyi olmana!"diye itiraf ettim sevecen çıkan sesimle. "Seninle konuşmama gereken önemli şeyler var yağmur!"diye itiraf etti. "Neymiş?"diye sordum düz bir şekilde. "Bunları yüz yüze konuşmak istiyorum!"diye söylendi. Araf'ın bu fikre sıcak bakmayacağını biliyordum."Ben müsait olduğum zaman sana mesaj atacağım!"deyip telefonu kapattım. Mehmet'in yanına gidemezdim Araf buna kesinlikle karşı çıkacaktı. Fakat Mehmet'in benimle konuşacak önemli bir konusu vardı ve ben onu dinlemek istiyordum. Bu ikilemde kalmak çok zordu. Bir taraftan Araf bir taraftan da Mehmet! Neye karar vereceğimi bile bilmiyordum. Bildiğim tek şey Araf'tan habersiz yaptığım her şey kötü yollara sebep oluyordu. Elimde ki temizlik malzemelerini yerine koymak için kapıyı açmıştım ki karşımda üstü çıplak altında şort olan Araf'ı görünce bakışlarımı hemen çevirdim. "Neden bu şekilde geziyorsun? Üstünü giysene!"diye mırıldandım. Araf dudaklarını alayla kıvırarak cevap verdi."Keyfimden değil! Üstümde ki bu gerginliği atmak için yüzeceğim! Sende geliyorsun benimle!"deyip elimde ki temizlik malzemelerini alıp yere bıraktı daha sonra bileğimden tutup bahçede ki büyük havuzun yanına götürdü. "Ben yüzmek falan istemiyorum!"deyip kolundan kurtuldum. "Sen bilirsin!"deyip büyük havuza atladı. Ben Araf'ı izlerken çok iyi bir yüzücü olduğunu fark ettim. Fakat bir süre sonra Araf'ı gözden kaybetmiştim. Kaşla göz arasında nereye kaybolmuştu? Ben etrafı incelerken bir elin bileğimden tutup havuza çekmesi bir olmuştu. Ben ayaklarımı yere basarak suyun yüzeyinden şaşkın bir şekilde Araf'a bakarken o sadece gülüyordu. "Delirdin mi sen? Ben yüzme bilmiyorum!"diye çıkıştım. "Ama istersen öğrenebilirsin!"diye mırıldandı. Daha sonra bir kaç hareket gösterip aynısını benim yapmamı söyledi. Her ne kadar yapmak istemesem de Araf'ın yoğun baskısı üzerine denemiştim fakat korkum yüzümden ilk denemede başarısız olmuştum. "Bak korkmanı gerektirecek bir şey yok! Su seni zaten kaldıracak! Sadece kendini suya bırak!"diye fısıldadı daha sonra bana destek olup suyun üzerinde durmamı sağladı. "Oluyor işte böyle!"deyip benden uzaklaştı. Ben suyun üstünde olduğuma hala inanamazken araf başka bir hareket göstermek için yanıma gelmişti. "Aslında senin sorunun fazla korkuyorsun! Ve korktuğun için bu kadar zayıf ve güçsüzsün!"diye mırıldandı. "Sen beni çok hafife alıyorsun!"deyip ellerimi hızlı bir şekilde suyun içine batırıp çıkararak suyun Araf'ın yüzüne doğru gelmesini sağladım. Araf ellerini saçlarına götürerek ellerini saçlarının arasından geçirdi. Daha sonra suyun altına girerek gözden kayboldu. "Araf!"diye seslendim. Bir kaç saniye sonra ensemde hissettiğim sıcaklıkla bakışlarımı o tarafa doğru çevirecektim ki dengemi kaybetmemle suya batacaktım ki son anda Araf'ın beni sıkıca tutmasıyla gözlerimi Araf'ın koyu kahverengi gözleriyle buluşturdum. Yüzümüz birbirine oldukça yakın sadece birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk. Araf bana biraz daha yaklaşıp gözlerini kapattı bende aynı şekilde gözlerini kapattıktan sonra kalbimin olduğundan hızlı çarptığını ve boğazımın düğümlendiğini hissettim fakat Araf'la birbirimize yakın olduğumuz bu an dışarıdan gelen tanıdık sesle birden yok olmuştu Araf'tan hemen uzaklaşmıştım. Araf önce yutkundu daha sonra arkadan Araf'ın yanına doğru gelen Burağ'a bakışlarını çevirdi. "Kusura bakma dostum! Romantik ortamınızı bozuyorum ama önemli bir konu var! Ve çok acil!"diye açıkladı. Araf'ta apar topar havuzdan çıkıp Burağ'ın yanına yaklaştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD