11.BÖLÜM

2841 Words
* Gözlerimi açtığımda hemen yanı başımda duran Araf'ı görmeyi beklemiyordum gözleri benim aksine çok yorgun gözüküyordu sahi ben kaç saatir uyuyordum ki? Araf tepkisiz bir şekilde bana bakıyordu nerede olduğumuza baktığımda çoğu tahtadan bir evdi burası çok güzel döşenmişti tam karşımızda yanan şömine etrafı ısıtmaya yetmişti uzandığım yataktan doğrulmak isterken karnımın üzerinde hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum karnım beyaz bir sargıyla kaplanmıştı. "Ben kaç saatir uyuyorum?"diye sordum yorgun çıkan sesimle. "Yirmi bir!"diye fısıldadı soğuk sesiyle. Yirmi bir saat neredeyse bir güne eş değerdi. "En son klupteydik sonra sen beni dışarı çıkarmıştın! Ve son olarak!"devamını getiremeden Araf sert bir şekilde çıkıştı. "O adamın bedeninde bir bıçak izi bırakmasına nasıl izin verirsin?!"diyerek çıkıştı gözlerinde ki öfkeyi görebiliyordum. "Araf eğer!"devamını getiremeden tekrar bağırmaya başladı. "Ben sana zarar vermemeleri için bu kadar uğraşırken sen nasıl böyle bir şey yapabilirsin? Kendini bile bile o bıçağın önüne nasıl atarsın?!"diye bağırarak ayağa kalktı Araf'ın sinirlerini kontrol etmek için derin bir nefes aldığını gördüm. Fakat hala çok öfkeliydi. "Biri sana zarar mı verecek bir tek ben zarar verebilirim!"diye kükredi. Her ne kadar konuşmaya çalışsam da Araf her seferinde araya giriyordu. Gözlerimin dolmasına engel olamamıştım yavaşça ayağa kalkarak Araf'ın önünde durdum. "Neden böyle bir şey yaptın?!"diye sordu bağırarak. Cevap veremiyordum çünkü söyleyeceğim her şey Araf'ın biraz daha öfkelenmesine neden olacaktı. Ben sustukça Araf daha da sinirleniyordu kolumdan sıkıcı tutarak konuşmaya devam etti. "Cevap ver bana neden o bıçağın önüne atladın? Neden kendine böyle bir şey yaptın?"diye sordu soğuk sesiyle. Göz yaşlarımı elimin tersiyle silip cevap verdim. "Sana zarar vermelerini istemedim!"diye mırıldandım başımı öne eğerek."Beni neden düşünüyorsun? Bugüne kadar kimse beni düşünmemişken bile! Bana zarar verip vermemeleri seni neden bu kadar endişelendiriyor? Sana bu kadar zarar vermeme rağmen neden hala benim için bu kadar endişeleniyorsun!"diye bağırdı. "Bilmiyorum bende her gün bu soruyu kendime soruyorum! Sana bu konuda verecek bir cevabım yok!"diye bağırdım. Sesimi yükseltmemle karnıma saplanan acı bir olmuştu. Araf bana yaklaşarak yatağa uzanmamı sağladı. "O adamı gördüğüm yerde öldüreceğim!"diye fısıldadı benim duyamayacağım bir şekilde fakat ben duymuştum. "Peki sen Araf? Neden benim için bu kadar endişeleniyorsun? Sonuçta ben senin gözünde anlaşma yaptığın sıradan biriyim!"diye mırıldandım Araf'a bakarak. Araf aramızda ki mesafeyi açarak konuşmaya devam etti. "Benim kimse için endişelendiğim falan yok! Biz seninle altı aylık bir anlaşma yaptık ve bu altı ay boyunca bana ölün değil dirin lazım!"diye cevap verdi umursamaz sesiyle daha sonra yan tarafta duran poşetin içinden bir ilaç kutusu çıkarıp kutunun içinden bir hap ve bir bardak su doldurup yanıma geldi daha sonra bana hapı uzattı. Ben hapı ağzıma atarken Araf su bardağını çoktan bana içirmişti. "Sen uyumadın mı? Gözlerin çok yorgun bakıyor!"diye fısıldadım. "Bak beni düşünmeyi kes! Ben sana ısrarla kendinden başka kimseyi düşünmemem gerektiğini söylerken sen hala beni düşünüyorsun!"diye tısladı. "Seni düşündüğüm falan yok! Sadece merak ettim!"diye karşı çıktım. "Beni düşündüğün falan yok! O yüzden bıçağın önüne atladın değil mi?"diye sordu kaşlarını çatarak."O an yerinde kim olsa aynı şeyi yapardım!"diye mırıldandım. "Yapma işte! Hele bir de söz konusu bensem benim için sakın yapma! Ben senin sandığın gibi iyi biri değilim hala anlayamadın mı?"diye sordu. "Şöyle düşün sen nasıl Demir için gittiğimiz barda arabanın yanında seni beklerken iki sarhoş adamdan beni kurtardıysan bende dün senin hayatını kurtardım ödeşmiş olduk!"diye itiraf ettim. Araf'ın yüz hatları gerilmişti karşımda ki tekli koltuğa oturdu ve elleriyle gözlerini ovuşturdu. "Ne zaman buradan çıkarız?"diye sordum çatallaşmış sesimle. Araf önce başını geriye yasladı daha sonda bakışlarını bana doğru çevirerek soruma karşılık cevap verdi. "Ne zaman kendini iyi hissedersen! Bu şekilde görmemeli seni kimse!"diye mırıldandı. Daha sonra bakışlarını kaçırıp konuşmaya devam etti. "Bir an önce iyileşmen için dinlenmen gerekiyor o yüzden şimdi sus ve uyu!"diye emir verdi. Bende Araf'ın dediği gibi yaparak gözlerimi kapattım ve uyumaya çalıştım.Bu sefer uyanmama karnımda ki bir iğne gibi batan ağrı sebep olmuştu gecenin bir yarısı olduğu kesindi bakışlarım Araf'ı aradığında tekli koltukta ellerini göğsünde bağdaştırmış başını geriye yaslayarak uyuduğunu gördüm. Fakat ben bile üzerimde ki örtüyle bile üşürken onun bu şekilde uyumasına razı olmadım bu yüzden yan tarafta duran deri ceketle Araf'ın üzerini örttüm. Daha sonra yavaş hareketlerle büyük ve geniş yatağa geçtim ve karnımda ki acıyı düşünmeden gözlerimi tekrar kapatıp uyudum. Sabah gözlerimi açtığımda yan tarafta duran kahvaltı tepsisini görünce kısa bir şok geçirsem de dışarıda telefonla konuşan Araf'ı görünce kendime geldim. Bir kaç dakika sonra Araf'ta yanıma geldi. "Bir an önce kahvaltını yap sonra da ilacını iç!"diye mırıldandı. Bende başımla onayladıktan sonra bir yandan kahvaltımı yaparken bir yandan da Araf'a bir soru yönelttim. "Neden bana yardım ediyorsun?"diye sordum düz bir şekilde. "Sen adına ne dersen de ben bunu sadece bir an önce ayağa kalkman için yapıyorum çünkü eda ve babaannem seni sorup duruyor!"diye itiraf etti umursamaz bir şekilde. "Onlara ne söyledin peki?"diye sordum. "Benim iş için yurt dışına çıktığımı ve seninde benimle geldiğini söyledim!"diye yanıtladı. Daha sonra Araf'ın bana söylediği gibi ilaçlarımı da içtikten sonra ayağa kalkıyordum ki Araf hızla ayağa kalkıp yanıma geldi. "Nereye gidiyorsun?"diye sordu tepkisiz bir şekilde. "Ellerimi yıkayacağım sadece!"diye mırıldandım. Araf'ta başıyla onayladıktan sonra yerine oturdu bende yavaş hareketlerle lavaboya doğru ilerledim. Ellerimi yıkadıktan sonra kurutmak için havluya baktım fakat göremedim aynanın üzerinde ki dolapta olduğunu düşündüğüm sırada ayak uçlarıma basıp kapağını açacağım sırada başka bir elin benden önce davranıp dolabı açmasıyla arkamı döndüm. Araf çoktan bir havlu çıkarıp bana uzatmıştı. "Ani hareketlerde bulunacağın sırada dikişlerin açılabilir!"diye uyardı bende kaşlarımı çatarak Araf'a baktım. "Abartma Araf!"diye çıkıştım. "Abartmak mı karnının hemen üzerinde 18 tane dikiş var! Aklıma gelince delirecekmiş gibi oluyorum!"diye fısıldadı. Ben Araf'ın bu haline şaşkın bir şekilde bakarken Araf toparlanarak derin bir nefes aldı daha sonra hiç bir şey demeden çıktı. Bende ellerimi kuruladıktan hemen sonra Araf'ın yanına geri döndüm. "Araf burası neresi?"diye sordum. Araf bakışlarını bana çevirerek gözlerini gözlerime sabitledi. "Burası benim ikinci evim!"diye mırıldandı. Bende boş boş Araf'a bakarak tekrar bir soru yönelttim. "Senin kaç evin var?"diye sordum aniden. "Neden soruyorsun?"diye sordu soruma karşılık. "Hiç merak ettim sadece!"diye mırıldandım başımı öne eğerek. Araf telefonda birini arayarak tekrar dışarı çıkmıştı. Bende arkasından kiminle ne konuştuğunu öğrenmek için çıkmıştım. Araf telefonu kulağına doğru koyar koymaz konuşmaya başladı. "Ben bir kaç gün yokum! Her şey sana emanet Burak!"diye mırıldandı soğuk sesiyle. Telefonda konuştuğu kişi buraktı. "Biliyorum ama bu durum da büyük planı harekete geçiremeyiz! Sen o adamı bulur bulmaz bizim yere götür ben onun çaresine bakacağım! Unutma o adamın ölüsüne değil dirisine ihtiyacım var!"deyip telefonu kapattı. O adam diye bahsettikleri beni bıçaklayan adam olabilir miydi? Ben içeri geçerken Arafta bir kaç saniye sonra içeri geçti. "Seni bıçaklayan adamın yüzünü hatırlıyor musun?"diye sordu. Böyle bir soru soracağını tahmin etmiyordum. "Hayır benim hatırladığım tek şey senin arkandaydı ve elinde bıçak vardı!"diye mırıldandım başımı öne eğerek. "Neden o adamı bulup öldürmek istiyorsun? Hani senin tek amacın benim bir an önce iyileşmemi sağlayıp buradan gitmekti?"diye tısladım. Araf kaşlarını çatarak bana baktı. "Senin aklında ne var bilmiyorum! O adamın bizden biri olduğunu düşünüyorum! O yüzden bunu yapan her kimse kime bizden bilgi sızdırdığını öğrenmeliyim!"diye ciddi bir şekilde konuştu. "Bu kadar mı sadece? Onu sadece kime bilgi sızdırdığını öğrenmek için arıyorsun!"diye tısladım aynı şekilde. "Sadece bu değil! Onun hedefi bendim! Bu yüzden onu bulduğum yerde öldüreceğim!"diye karşı çıktı. Ben ne düşünmüştüm ki onun amacı başka ne olabilirdi ki? Onu öldürmeye çalışan adamdan intikam almak istiyordu! "Nasıl bu kadar rahatsın anlamıyorum! Bu kadar suç işlemene rağmen hala elini kolunu sallayarak dışarıda dolaşabiliyorsun!"diye çıkıştım. Araf kaşlarını çatmıştı. "Sana bunun cevabını vermeyeceğim! Aslında bakarsan benimle ilgili hiç bir şeyi öğrenmene izin vermeyeceğim!"diye karşı çıktı sert bir şekilde. Araf'a geri cevap vermedim çünkü biliyordum ki söylediğim her şeye ters bir cevap verecekti. Onun yapısında bu vardı istediği zaman istediğini söyle istemediği zaman da hiç bir şey söylemezdi. "Ben tüm gün dinlenmek zorunda mıyım? Dışarısı çok güzel biraz hava almaya çıkabilir miyim?diye sordum. Araf kaşlarını çatarak bana baktı. "Evden uzaklaşma!"diye tısladı daha sonra bende yavaş hareketlerle kapıyı açıp dışarı çıktım. Burası daha önce hiç görmediğim bir yerdi her yer büyük ağaçlarla doluydu ve etrafımda rengarenk çiçekler vardı. Burası bir cennetten farksızdı. Biraz daha ilerleyip hafiften çiseleyen yağmurun altında durdum elime düşen yağmur damlaları içimi huzurla kaplıyordu. Fakat bu huzur fazla sürmedi çünkü Araf'ın bana seslendiğini duymuş arkamı dönmüştüm. "Senin amacın daha fazla hastalanmak mı? Yağmurun altından çıksana!"diye uyardı. Bende Araf'a alayla bakarak cevap verdim.  "Bu bahar yağmuru! Hiç bir şey olmaz sende gelsene çok güzel!"diye seslendim fakat Araf kaşlarını çatmıştı söylediklerime bir kaç dakika sonra Araf'ı yanımda gördüm öfkeyle bana bakıyordu. "Laftan anlamıyor musun sen?"deyip beni kolumdan tuttu ve kenara çekmeye çalıştı fakat buna izin vermemiştim ani bir hareketle Araf'ın kolundan kurtulmayı başarmıştım fakat bu ani hareketle karnıma saplanan küçük bir acıyla yüzümü buruşturdum. Çiseleyen yağmur kendini şiddetli yağan yağmura bırakmıştı. Bakışlarımı Araf'a çevirirken Araf kaşlarını çatarak bana bakıyordu. "Geliyor musun? Yoksa ben kucaklamalı mıyım?"diye karşı çıktı o da benim gibi sırılsıklam olurken. "Yıllar sonra ilk defa kendimi bu kadar huzurlu hissediyorum bırakta biraz tadını çıkarıyım!"deyip Araf'tan uzaklaştım ve gözlerimi kapatarak yüzümü gökyüzüne doğru çevirdim yağmuru iliklerime kadar hissettim. Fakat ayaklarımın birden yerden kesilmesiyle gözlerimi devirerek Araf'a baktım beni kucaklamış evin içerisine geçiriyordu. Ben Araf'ın kucağında debelendikçe yaram karnımda hafif bir ağrıya sebep oluyordu Araf yavaşça beni yatağın üzerine bırakıp kaşlarını çatarak konuşmaya başladı. "Sen ne yaptığını sanıyorsun? Amacın hastalanıp ölmekse unut! Bu anlaşmanın son gününe kadar ölmene izin vermeyeceğim!"diye çıkıştı sert bir ses tonuyla. "Eğer amacım bu olsaydı sana gerek kalmadan önce ben yapardım!"diye tısladım aynı şekilde. Her defasında bana kızacak bir şeyler yaratması beni çileden çıkarıyordu. Araf Sinirle bana baktıktan sonra banyoya geçti daha sonra elinde kuru kıyafet ve havluyla geri döndü. Elindekileri bana nazik bir şekilde vermek yerine üzerime fırlatmıştı. "Hastalanıp başıma başka bir bela açmadan giyin şunları!"diye emir verdi bende lafını ikiletmeden üzerime fırlattığı kuru kıyafetleri alıp banyoya doğru ilerledim. Araf'ın bana verdiği kıyafetlere baktığımda burnuma dolan denizimsi kokuyla bu temiz ve kuru kıyafetlerin Araf'a ait olduğunu anlamam uzun sürmedi. Saçlarımı kurutmaya geldiğim sırada karnımda hissettiğim acıyla kurutmaktan vazgeçip tel tokayla bağladım ve odadan çıktım. Araf'a baktığımda beni baştan aşağı inceliyordu şu an ne kadar komik gözüktüğümün farkındaydım fakat umursamıyordum. Araf'ın elbise gibi gelen kazağının içine benden bir tane daha sığabilirdi. Araf beni incelemeyi bırakıp banyoya doğru yöneldi o da benim gibi fazlasıyla ıslanmıştı.Bir kaç dakika sonra Araf'ta yanıma geldikten sonra elinde ki havluyla dağınık saçlarını kuruladı. Daha sonra havluyu bana doğru atarak konuşmaya başladı. "Saçların hala ıslak! Kurulamadın mı?"diye sordu kaşlarını çatarak bende başımı öne eğerek konuşmaya başladım. "Akşama kadar kurur gerek yok!"diye mırıldandım. Araf yanıma yaklaşarak yanıma oturdu. "Hep böyle inatçı mısın?"diye sordu öfkeyle bana bakarak. Bende aynı şekilde cevap verdim. "Yerine ve kişiye göre değişiyor!"diye mırıldandım Araf'ın kapattığı mesafeyi açarak. Araf ben geriledikçe üstüme doğru geliyordu ben Araf'a şaşkın bir şekilde Araf'a bakarken Araf yatağın üzerinde ki havluyu kapıp saçlarıma doğru götürdü ve kaba bir şekilde havluyu saçlarımda gezdirdi. "Sen de bu kadar kaba olmak zorunda mısın?"deyip aramızda ki mesafeyi açtım. Araf kaşlarını çatarak bana bakıp konuşmaya başladı. "Yerine ve kişiye göre değişiyor!"deyip benim ona az önce kullandığım lafı kullandı. Daha sonra Araf'ın elinden havluyu alıp yavaş hareketlerle saçlarımda gezdirdim. Arafta yanımdan kalkarak karşımda ki koltuğa yerleşti. "İlk defa kendini zorla hastalanmayı hedefleyen bir kızla karşılaşıyorum!"diye mırıldandı bende kaşlarımı çatarak Araf'a baktım."Neden anlamak istiyorsun ben sadece yağmurun tadını çıkarıyordum!"diye tısladım Araf'ta öfkeyle cevap verdi. "Peki bunun sana getireceği sonuçları düşündün mü? Soğuk alıp nezle olabilirsin , Ya da zatüre bile olabilirsin tüm gün yanı başında durup iyileşmeni bekleyemem! Fazlasıyla işim var ve senin yüzünden ertelemek zorunda kalıyorum!"diye karşı çıktı. "Benim yanımda kalmak zorunda değilsin! Gitmek istiyorsan durma!"diye tersledim aynı şekilde. "Gideyim de sen yine bir şeyler bulup başına dert aç değil mi? Mesela az önce gibi!"diye tısladı sesini yükseltmeden. "Tamam söz veriyorum sen gelene kadar dışarı çıkmayacağım! Sen git bir an önce işlerini hallet hem işlerin senin için daha önemli!"diye mırıldandım. Kendimi suçlu gibi hissetmiştim tüm gün benle uğraşmak zorunda kalması! En azından o gidince ben de kafamı dinlerdim. "Bundan emin değilim! Sana güvenmiyorum!"diye mırıldandı. "Bak bu konuda duygularımız karşılıklı bende sana güvenmiyorum fakat bu durumda bana güvenmekten başka çaren yok!"diye tısladım Araf kaşlarını çatarak bana baktı daha sonra ayağa kalktı. "Sadece bir kaç saat rahat durmanı istiyorum! Hemen geleceğim!"deyip koltuğun üstünde ki ceketini alıp dışarı çıktı. Bende uzandığım yerde gözlerimi kapattım. O gece bıçaklandıktan sonra Araf'ın bana olan tavrı değişmişti daha öncede çok kaba ve sertti fakat şimdi beni dinlemediği gibi konuşmama bile fırsat vermiyordu en azından ben böyle düşünüyordum. Düşüncelerimi yarıda kesen dışarıdan gelen bir hışırtıydı daha sonra ses kesildikten sonra gözlerimi tekrar kapattım fakat yine aynı ses kulaklarımı doldurduktan sonra dayanamayıp ayağa kalktım. Ve perdeyi biraz aralayarak etrafı inceledim fakat kimse yoktu. Ses var görüntü yok gibi bir şeydi bu! Ben iyice tedirgin olsam da kapıya yaklaşıp o küçük deliğe bakmak istedim fakat yerde gördüğüm küçük bir zarfı görünce duraksadım. Yere doğru yavaşça eğilerek yerdeki zarfı aldım ve içinde ne olduğuna baktım. Küçük bir kağıt parçası ve altı çizili bir nottu. "Gerçekleri görmen için hala bir fırsatın var! Hemen şimdi evin arkasında ki küçük kulübeye gel!"diye yazıyordu. Aklıma o gün Araf'la Paris'te otobüsün yolunu kaybettiğimiz gün karşımıza çıkan adamı ve söylediklerini anımsadım. "Gerçekleri öğrenmek için yanıma tekrar geleceksin!"demişti. Fakat Araf'ta bunların bir oyun olduğunu ve ona güvenmemem gerektiğini söylemişti. Kapıyı iyice kilitledikten sonra büyük ve geniş yatağa uzandım. Araf'ın benden sakladığı gerçekleri her ne kadar öğrenmek istesem de oraya gidemezdim en azından Araf gelene kadar dışarı çıkmamalıydım. İyice gerilmiş ve korkmaya başlamıştım fakat ne onların yanına gidecek halim vardı ne de gerçekleri duyacak cesaretim vardı. Kararsız ve bir o kadar da çaresiz hissediyordum hava birazdan kararacaktı ve Araf hala ortalıkta yoktu. Kime ve neye inanacağımı bilmiyordum bir yanım oraya gidip tüm gerçekleri öğrenmek bir yanımda Araf gelene kadar dışarı çıkmamam gerektiğini söylüyordu. Yere hızlıca düşen yağmur damlaların sesi ve gürleyen gök biraz daha gerilmeme sebep oluyordu. Birden elektriğin kesilmesiyle hızlı atan kalbimin durduğunu hissettim ellerim titriyor korku tüm bedenimi sarıyordu kendimi bir korku filimin kapana kısılmış küçük kızı gibi hissediyordum. Göz yaşlarımın akmasına izin vererek sıkıca gözlerimi kapattım kapının yavaş bir şekilde açılmasıyla gözlerimi merakıma dayanamayıp araladım ve karşımda içeri yansıyan ışık kadar görebildiğim Araf'ın yüzüyle oturduğum yerden kalkıp kapının önünde bana şaşkın bir şekilde bakan Araf'ın yanına hızla koşup boynuna atladım. Ben sıkıca Araf'a sarılırken Araf'ın şu an verdiği tepkiyi az çok tahmin edebiliyordum. Bir kaç dakika sonra Araf'tan ayrılarak göz yaşlarımı sildim Araf elini yüzüme yerleştirirken ona bakmama sağladı. "Korkmuşsun! Ben geldim artık korkmana gerek yok!"diye teselli etmeye çalıştı daha sonra beni büyük ve geniş yatağıma oturturdu daha sonra kendisi de yanıma oturdu. "Ben hemen geliyorum!"diye mırıldandı ve daha sonra ayağa kalkacağı sırada kolundan tutup durdurdum. "Gitme!"diye fısıldadım titreyen sesimle. Araf karanlıktan korktuğumu düşünmüştü fakat benim asıl korkum bir an o adamın geldiğini düşünmekti. "Mumları yakıp hemen geleceğim korkma!"diye fısıldadı daha sonra karanlıkta kayboldu. Araf'a doğruları söylemeli miydim? Yarın sakin kafayla Araf'a her şeyi anlatacaktım. Bir kaç saniye sonra Araf elinde mumla geri döndü ve mumun sönmemesine dikkat ederek mumu yan tarafta ki masanın üzerine yerleştirdi daha sonra yanıma gelerek koyu kahverengi gözlerini bana sabitledi. "Seni bu kadar korkutan ne oldu?"diye sordu Araf düz bir şekilde. "Yarın konuşsak bunları? Hiç Halim yok!"deyip büyük ve geniş yatağa uzandım bir kaç saniye sonra yan tarafımda hissettiğim kıpırtıyla Araf'ın da yan tarafıma uzandığını gördüm fakat sırtım ona dönük olduğu için tepki vermeden gözlerimi kapattım ve bu gece olanları unutup kendimi uykunun kollarına teslim ettim. Sabah gözlerimi açtığımda elimin Araf'ın yeni çıkan sakallarının üzerinde olduğunu gördüm ve hızlıca elimi çektim bazen uyurken ne yaptığımı bilmiyordum. Yavaşça ayağa kalkarak banyoya doğru yöneldim ve rutin işlerimi halletim ben banyodan çıktıktan sonra Araf'ın çoktan uyandığını gördüm. "İyi misin?"diye sordu tepkisiz bir şekilde bende başımla onayladıktan sonra Araf'ın yanına yaklaştım. "Araf sana bir şey söyleyeceğim ama lütfen kızma!"diye fısıldadım Araf'ta aramızda ki mesafeyi kapatarak bana baktı ve söyleyeceklerimi duymak için beni dikkatli bir şekilde dinledi. "Dün benim o kadar çok korkmamın sebebi karanlıktan korkmam değildi!"deyip aramızda ki mesafeyi açtım ve dünkü zarfı cebimden çıkarıp Araf'a doğru uzattım. Araf zarfı incelerken vereceği tepki için başımı öne eğdim. "Neden dün söylemedin?"diye sordu öfkesini kontrol etmeye çalışarak bende öne eğdiğim başımı kaldırmadan cevap verdim. "Çünkü çok korkmuştum!"diye fısıldadım daha sonra Araf'ın yanıma gelerek aramızda ki mesafeyi kapatıp ellerini yüzüme yerleştirerek ona bakmamı sağladı. "Sen burada kal! Ben hemen geliyorum!"diye mırıldandı daha sonra tam çıkacağı sırada onu kolundan tutup durdurmayı başardım. "Nereye gidiyorsun?"diye sordum ürkek bir şekilde. "Dışarıyı kontrol edip geleceğim!"diye mırıldandı bende karşı çıkarak cevap verdim. "Bende geliyorum!"diye mırıldandım Araf önce kaşlarını çatarak bana baksa da bir şey demedi ben ve Araf evin arkasında ki kulübeyi kontrol ederken Araf'ın bir şeyler mırıldandığını duydum ve ne söylediğini daha iyi anlamak için yanına yaklaştım. "Benim evden çıkmamı beklemiş şerefsizler!"diye fısıldadı yanlış duymadıysam. "Neden dışarı çıkmam için o kadar ısrar ettin ki? Eğer gitmeseydim tüm bunlar yaşanmayacaktı!"diye mırıldandı. Aslında bunun cevabı çok basitti kendimi zorla onu yanımda tutuyormuş gibi hissetmemdi hissetmek bir yana bunu kendi dile getirmişti. "Sen dün benim yüzümden işlerini ertelediğini söyleyince kendimi suçlu hissettim!"diye mırıldandım. "Bunu bu kadar sorun edeceğini bilseydim söylemezdim!"diye karşı çıktı. Ben bunları sorun etmemiştim beni yine yanlış anlamıştı. "Ben bunları sorun etmedim! Sen söylemeseydin bile ben bunun farkındaydım!"diye mırıldandım daha sonra Araf'ın bir şey söylemesine izin vermeden konuşmaya devam ettim. "Özür dilerim! Kendini bana yardım etmek zorunda bıraktığım için!"diye fısıldadım Araf bana yaklaşarak kulağıma doğru eğildi. "Şunu unutma; Benim istemediğim hiç bir şeyi kimse bana zorla yaptıramaz. Ve sen ufaklık her seferinde kocan olduğum gerçeğini unutuyorsun."diye fısıldadı. l
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD