14.BÖLÜM

2907 Words
* Midemin bulanmasıyla açmıştım gözlerimi başımın ağrısı artmıştı Araf'tan ayrılarak yavaş bir şekilde ayağa kalktım gecenin kaçı olduğunu bile bilmeden banyoya doğru yöneldim bunların hepsi bugünkü ardı ardına içtiğim içki yüzünden olmuştu buna emindim. Banyo kapısının tıklatılmasıyla Araf'ın bana seslendiğini anlamıştım. İyi misin?"diye soruyordu. Bende yüzümü yıkadıktan sonra kapıyı açıp cevap verdim."Biraz başım ağrıyor sadece!"diye mırıldandım. "Daha yeni yeni iyileşirken bu kadar çok içmen! Sahi sen neden içtin? Benim sana kızacağımı bile bile!"diye tısladı sesini yükseltmeyecek bir şekilde. Bu sorunun cevabını nasıl verecektim? "Cevabını bilmediğim ve kafamı karıştıran o kadar şey var ki!"diye mırıldandı. Daha sonra konuşmama fırsat vermeden devam etti. "Bunların hepsini kendine geldiğin zaman konuşacağız!"diye açıkladı daha sonra ikinizde odada ki balkona çıktık. Neden bilmem ama burayı çok seviyordum bana huzur veriyordu.Soğuk hava yüzüme çarptıkça kendimi daha iyi hissediyordum. Araf'a baktığımda bakışlarını karşımızda ki manzaraya çevirmiş bir şey düşünüyor gibiydi. "Özür dilerim!"diye mırıldandım sessiz bir şekilde. Araf bakışlarını bana çevirip konuşmaya başladı. "Ne için?"diye sordu düz bir şekilde. "Bugün senin iş yemeğini berbat ettiğim için! Ama bunu yapmak zorundaydım Araf! Sana anlatamayacağım şeyler var! Tıpkı senin de bana anlatmak isteyipte anlatamadığın gibi!"diyerek itiraf ettim. Araf bana doğru yaklaşarak aramızda ki mesafeyi kapattı. "Aynı şey değil! Senin yaşadıkların ve benim yaşadıklarım aynı değil yağmur! Benim yaşadıklarımı yaşamadan beni anlayamazsın!"diye mırıldandı. Her cümlesi bir bilmece gibiydi bana ipuçları verip o anlatmadan benim anlamamı istiyordu sanki. "Bilmece gibi konuşuyorsun!"diye itiraf ettim. Araf koyu kahverengi gözlerini bana sabitledi daha sonra konuşmaya devam etti. "O adam sana zarar mı verdi?"diye sordu başımı hayır anlamında salladım. "Zarar vermedi! Ama ben zamanında müdahale etmeseydim bugün iş yemeğinde senin yanında değil o adamın yanında yer alacaktım!"diye itiraf ettim başımı öne eğerek. Araf kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu. Nasıl?"diye sordu öfkesini kontrol ederek. "Daha fazla soru sorma bu kadarını bilmen yeter!"diye mırıldandım. Araf ellerini yüzüme yerleştirerek konuşmaya devam etti. "Sende biliyorsun benim bu kadarla sınırlı kalmayacağımı! Sen anlatmazsan gerekirse şimdi onun yanına gideceğim ve gerçekleri öğreneceğim!"diye açıkladı. Bunu yapabilirdi Araf dediği her şeyi yapabilirdi. "Neden bu kadar çok bilmek istiyorsun Araf? Hani sen demiştin geçmişim sadece beni ilgilendiriyor diye! Benim geçmişim seni neden bu kadar çok ilgilendiriyor?"diye sordum. Araf kaşlarını çatmıştı yine benden biraz uzaklaşarak aramızda ki mesafeyi açtı. "Seni bu kadar rahatsız eden şeyi öğrenmek istiyorum sadece!"diyerek itiraf etti."Ama neden? Senin gözünde benim diğerlerinden farkım yoktu! Peki şimdi niye bu kadar öğrenmek istiyorsun yaşadıklarımı?"diye sordum. "Ben yakında o adamla bir projeye girebilirim! Ve sen o adamdan neden rahatsız olduğunu anlatırsan bunlara gerek kalmaz! O adamı bir daha görmek zorunda kalmazsın!"diye açıkladı. O adamı bir daha görmemek için Araf'a anlatmam gerekiyordu. "Seninle karşılaştığımız o gece! Aslında o gece ben sadece babamdan kaçmıyordum!"diye itiraf ettim. Araf yanıma yaklaşarak pür dikkat beni dinliyordu. "O gece yaşanmadan bir kaç gün önce babamla o adamı konuşurken görmüştüm! Daha sonra babam bana o adamla görüşmemi söyledi amacı beni o adama verip para kazanmaktı!"diyerek anlatmaya devam ettim. Araf kaşlarını çatmıştı bende göz yaşlarımı silerek anlatmaya devam ettim. "O gece ben babamdan kaçmıyordum sadece! O adamdan kaçıyordum!diye mırıldandım. "Neden daha önce anlatmadın bana bunları? Bilseydim seni oraya götüremezdim!"diye açıkladı. "Olan oldu artık zamanı geriye alamayız!"diye fısıldadım. Bir kaç dakika sonra içeri geçmiştik ben yatağın diğer ucuna uzanırken aynı şekilde Araf'ta aynı şekilde uzandı. Sıkıca gözlerimi kapatıp uykunun kollarına teslim olmuştum. Sabah edanın sesiyle açmıştım gözlerimi etrafa bakındığımda Araf yoktu. Ayağa kalkıp kapıyı açtım. "Günaydın!"diyerek karşıladı beni eda bende aynı şekilde gülümseyerek cevap verdim. Daha sonra aklıma Araf gelince konuşmaya başladım. "Araf nerede?"diye sordum. "Ben geldiğimde arabaya biniyordu! Selam verdim fakat duymadı beni!"diye açıkladı. Sabah sabah nereye gitmiş olabilirdi ki? Yoksa dün anlattıklarımdan sonra o Muhsin denen adamın yanına mı gitmişti? Eğer öyle bir şey yaptıysa onu durdurmalıydım. Odaya tekrar dönerek önce Araf'ı aradım fakat telefonu kapalıydı. Burağ'ı arayıp ona sormalıyım diye düşünüp burağı aradım ilk çalışımda açmıştı. Günaydın yenge!"diye söylendi telefonu açar açmaz. "Günaydın Burak! Sen ofiste misin?"diye sordum. Bir kaç saniye sonra Burak'ta cevabını vermişti. "Evet! Bir sorun mu var?"diye sordu. "Araf orada mı?"diye sordum tedirgin bir şekilde. "Hayır! Ama istersen nerede olduğunu hemen şimdi öğrenebilirim!"diye önerdi. "Çok iyi olur!"diye açıkladım. Bir kaç dakika sonra burağın sesi duyuldu kulaklarıma. "Ben adresi sana mesaj atıyorum!"deyip telefonu kapattı. Araf'ın nereye gidebileceğini düşünürken mesaj geldi ve hemen toplanıp edaya bile bir açıklama yapamadan bir taksiye binip burağın gönderdiği adrese gittim. Burası bir dubleks bir evdi. Yoksa Araf Muhsin denen o adamla görüşmeye evine mi gelmişti? Her ne kadar içeri geçip geçmeme konusunda kararsız kalsam da yavaş ve ürkek adımlarla evin zilini çaldım. Kapıyı hizmetçileri açmıştı. "Buyurun kime bakmıştınız?"diye sordu nazik bir şekilde. "Muhsin bey?"devamını getiremeden hizmetçi kız konuşmaya başladı. "Kendisi evde fakat misafiri var!"diye açıkladı. Misafir! Araf olabilir miydi? Hizmetçi kıza cevap vermeden içeri geçtim etrafımı incelediğimde büyük camdan Araf'ı görebilmiştim kaşlarını Çatmış bir şekilde muhsinle konuşuyordu. Bende hızlı adımlarla büyük havuzun hemen yanına diğeri ilerledim. İkiside şaşkın bir şekilde bana bakarken hemen Araf'ın yanına yaklaştım. "Sen buraya neden geldin!"diye sordum hala bana şaşkın bir şekilde bakan Araf'a. "Bunu ben sormalıyım sana senin ne işin var burada?"diye sordu kaşlarını çatarak."Sevgili kocan beni uyarmaya gelmiş yağmurcuğum!"diye tısladı karşımızda bizi izleyen Muhsin bey! "Konuşmalarına dikkat et!"diye karşı çıktı Araf öfkeyle solurken. "Sakin ol! Dikkat etmezsem ne olacağını biliyorum! Fakat sende şunu unutma her şeyin bir karşılığı olacaktır elbet!"diye gülümsedi pişkin pişkin. Ben Araf'ı kolundan sıkıca tutarken Muhsin denen o adam tekrar konuşmaya başladı. "Ayrıca sana gelince yağmur! Kaçıp Araf Demirsoya sığınman hiç hoşuma gitmedi! Oysa biraz daha sabretseydin bugün o adamın yanında değil şu an benim yanımda ellerimi tutmuş olacaktın!"diye mırıldandı ben onun bu iğrenç sözlerine karşı yüzümü buruştururken Araf çoktan Muhsin beyin yanına gitmiş yakasına yapışmıştı. "Bir daha onun adını ağzına bile almayacaksın! Ve eğer bir daha karşılaşırsak tesadüf bile olsa seni gördüğüm yerde öldürürüm!"diye gürledi daha sonra benim yanıma gelip elleri tutup buradan çıkardı. Ben az sonra Araf'ın söyleyeceklerine maruz kalacağım için şimdiden hazırlandım. Bir kaç dakika sonra Araf beni arabayla kendisi arasına sıkıştırmıştı. "Sen buraya nasıl gelirsin? Dünkü yaşananlardan sonra bir daha o adamın yüzünü görmeyeceğini zannetmiştim!"diye çıkıştı sert bir şekilde. "Ben o adamı görmeye değil seni durdurmaya geldim!"diye tısladım Araf öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu. "Bak Muhsini tanıyorsam bu işin peşini bırakmayacaktır! Seni ondan koruyabilmem için senin de bana yardım etmen gerekiyor!"diye açıkladı. "Ne yardımı?"diye sordum. "Mesela benim sözümden çıkmamak gibi! Benim sinirleneceğimi bildiğin halde neden geliyorsun?"diye sordu. "Seni durdurmak için! Yanlış bir şey yapmaman için!"diye ekledim. Araf'ın yüz hatları gerilmişti."Ben bir şeyi yapmak istiyorsam yaparım! Buna sen bile engel olamazsın! Şimdi bana akıl vermeyi kes ve arabaya bin!"diye emir verdi. Bende başımla onaylayıp arabaya bindim benim hemen arkamdan Araf'ta bindikten sonra hızla arabayı çalıştırdı. "Neden o adamı uyarmak istedin?"diye sordum Araf önce yutkundu daha sonra kısa bir süreliğine bana baktı. "Eğer o adam edanın veya babaannemlerin yanında karşımıza çıkarsa o zaman herkes her şeyi öğrenecek! Bu riski göze almak istemediğim için o adamı uyarmak zorundaydım!"diye açıkladı. "Yani ben dün sana anlattıklarım için değil! Sadece kimsenin bizim oyunumuzu öğrenmesin diye uyarmaya gittin!"diye mırıldandım başımı öne eğerek. Araf'ta başıyla onayladıktan sonda yol boyunca ikimizde hiç konuşmadık. Bende dün anlattıklarım yüzünden yanına gider diye düşünmüştüm fakat o oynadığımız oyununun o adam yüzünden açığa çıkmaması için ona uyarmaya gitmişti. Her defasında beni yanıltmayı nasıl başarıyordu? Araba duraksadığın da Araf'ın bana bakıp konuşmaya başladığını gördüm. "Benim işim var sen git!"diye emir verdi bende hiç bir şey demeden arabadan indim ve az sonra edanın sorularına hazırlıklı bir şekilde içeri geçtim. İçeri geçer geçmez eda konuşmaya başlamıştı. "Sabah sabah nereye kayboldunuz öyle?"diye sordu. "Sabah kahvaltısını dışarıda yaptık! Sana haber veremedik kusura bakma!"diye mırıldandım. Eda da anlayışla karşılamıştı. "İkinizde de bir tuhaflıklar var!"diye itiraf etti. "Tuhaflık mı? Yoo gayet iyiyiz!"diye geçiştirmeye çalıştım. Fakat eda pek inanmamış gibi gözüküyordu. "Bak biliyorum kuzenim zor biri! Ama o küçükken yaşadıkları yüzünden ağır bir darbe aldı kendisine gelmesi uzun sürdü! Onu eski mutluluğuna kavuşturmak için hepimiz çok çabaladık fakat Araf değişmişti! Ama ben inanıyorum! Onu eski mutluluğuna kavuşturacak tek insan sensin!"diye itiraf etti. Edanın söyledikleri aklımın daha da karışmasına sebep olmuştu. "Aldığı darbe?"diye sordum. Eda gerilmişti önce bir kaç saniye düşündü daha sonra soruma yanıt verdi. "Araf bu konuyu bir daha dile getirmemiz için çok uyardı! Zaten geçmişi konuşmak bana uygun bir şey değil! Ama sen dediklerimi hiç unutma olur mu?"diye mırıldandı bende başımla onayladıktan sonra eda duş alacağını söyleyip yanımdan ayrıldı. Araf'ın küçük yaşta annesi ve babasını kaybettiğini biliyordum! Bir de babasının onu küçük yaşta eroinle tanıştırdığını tesadüfen öğrenmiştim. Bilmediğim daha ne vardı? Araf'ın benden sakladığı daha ne vardı? Bu soruların cevabı sadece Araftaydı. Ama kararlıydım Araf'tan bu gece her şeyi öğrenecektim onu bu kadar üzen , değiştiren olayın sebebini bugün öğrenecektim. Ama bunun için Araf'ı beklemeliydim hızla mutfağa geçip hepimiz için güzel bir akşam yemeği hazırladım. Eda her ne kadar yardım etmek istese de izin vermedim bugün her şeyi kendim yapmak istiyordum.Nihayet hava çoktan kararmış Araf'ın gelmesine az bir zaman dilimi kalmıştı. Kapı tıklatıldığın da Araf'ın geldiğini anlamıştım. Araf içeri geçer geçmez odaya geçmişti az sonra çıkar umuduyla edayla beraber masayı hazırladık. Araf çıkmayınca daha fazla dayanamayıp odasına doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda Araf'ı büyük ve geniş yatağa doğru uzanmış gördüm ve yanına yaklaştım. "Yemeğe gelmen için özel bir davet mi bekliyorsun?"diye sordum. Araf gözleri kapalı bir şekilde cevap verdi. "Ben yemeyeceğim siz yiyin!"diye mırıldandı. Bende kaşlarımı çatarak cevap verdim."Neden dışarıda mı yedin?"diye sordum. "Hayır yemedim! Hiç yemek yiyecek durumda değilim! Siz yiyin!"diye tısladı. Araf'ın bu hali biraz garipti. Dayanamayıp elimi Araf'ın alnına koydum Araf birden gözlerini açmıştı. "Ne yapıyorsun?"diye sordu kaşlarını çatarak. "Araf senin ateşin var!"diyerek Araf'ın yanına oturdum. "Eee ne olmuş?"diye çıkıştı. Bende öfkeli bir şekilde Araf'a bakıp konuşmaya devam ettim. "Ne demek ne olmuş! Ateşini düşürmemiz gerekiyor! Hadi kalk!"deyip onu kaldırmaya çalıştım fakat Araf'ın kalkacağı yoktu. Bu sefer daha hızlı bir şekilde kaldırmak isterken kendimi Araf'ın üstünde bulmuştum. Ben şaşkın bir şekilde Araf'a bakarken o sadece gözlerime odaklanmıştı. "Seni bu kadar tedirgin eden ne?"diye sordu fısıldayarak. Derin bir nefes alıp Araf'ın bana sorduğu soruyu cevapladım. "Ateşin var ve bunu bir an önce düşürmezsek daha kötü olabilirsin!"diye mırıldandım başımı öne eğerek. Daha sonra Araf'tan uzaklaşarak onu ayağa tekrar kaldırmak için harekete geçirdim. "Bana niye yardım ediyorsun?"diye sordu. "Bu sana özel bir şey değil!"diye cevap verdim Araf'ta ayağa kalktıktan sonra gerçekten de çok halsiz olduğunu gördüm! Ayakta bile zor duruyordu! Eve kadar gelmesi bile bir mucize sayılırdı. Araf'ın dengesini kaybetmemesi için ona yürümesinde yardımcı oldum ve onu odamızda ki banyoya doğru götürdüm. "Beni buraya niye getirdin? Yoksa hasta Halim'den faydalanmak mı istiyorsun?"diyerek dudaklarını alayla kıvırdı. Ben kaşlarımı çatarak Araf'a bakarken cevap verdim. "Saçmalama sadece ateşinin düşmesi ve kendine gelmen için soğuk suya ihtiyacın var!"deyip onu duş kabininin içine geçirip soğuk suyu açtım. Bir kaç dakika sonra Araf'ın ateşini kontrol etmek için ellerimi tekrar alnına doğru götürdüm fakat kendimi duş kabinin içinde Araf'a tutunurken görmem bir olmuştu. Ben şaşkın bir şekilde Araf'a bakarken Araf koyu kahverengi gözlerini bana sabitlemişti. Soğuk su bedenimin titremesine sebep olurken başımı öne eğmiştim. Araf aramızda ki mesafeyi kapatıp beni kendisi ve duş kabini arasında sıkıştırırken bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Araf bana doğru eğilerek konuşmaya başladı. "Hem bu kadar saf hem bu kadar iyi biri olmayı nasıl başarıyorsun?"diye fısıldadı. Ben kalbimin hızlı atışlarından dolayı cevap vermeyi bile unutmuştum. Önce yutkundum daha sonra cevap vermek için konuşmaya başlayacaktım ki edanın dışarıdan bize seslenmesiyle Araf'la aramızda ki mesafeyi açtım. Ve duş kabininden çıktım. Araf'a doğru dönerek konuşmaya başladım. "Ben bir doktor çağırsam iyi olacak!"deyip dışarı çıktım. Ve bize seslenen edaya"Geliyoruz!"diye cevap verdim. Daha sonra üzerimi değiştirip kuru kıyafetlerimi üzerime geçirip edanın yanına gittim. "Eda Araf için bir doktor çağırabilir miyiz?"diye sordum telaşla. "Neden? Araf'ın neyi var?"diye sordu çatallaşmış sesiyle. "Ateşi var!"diye açıkladım eda da başıyla onaylayıp konuşmaya devam etti. "Benim arkadaşımın babası çok iyi bir aile doktoru hemen arayayım!"deyip telefonu kulağına doğru götürdü ve bahsettiği arkadaşıyla konuştuktan sonra telefonu kapatıp bana doğru döndü."Az sonra gelir!"diye cevap verdi bende edanın yanından ayrılıp Araf'ın yanına doğru yöneldim. Araf duştan çıkmış kuru ve temiz tişörtünü üzerine geçiriyordu beni görünce bakışlarını bana doğru çevirdi. "Neden öyle bakıyorsun?"diye sordu. Bende başımı öne eğerek cevap verdim. "Iyi misin?"diye sordum. Araf yanıma yaklaşarak ona bakmamı sağladı. "Beni her dakika kontrol edip durmazsan iyi olacağım! Bana yardım etmene gerek yok!"diye tısladı. "Etmek zorundayım çünkü sende bana yardım etmiştin! Bıçaklandığım zaman sende bana yardım etmiştin!"diye açıkladım. Araf kaşlarını çatarak bana baktı. "O durum farklıydı sen o gün bilincini kaybetmiştin! Ama benim bilincim açık! Şimdi beni rahat bırakırsan daha iyi olacağım!"deyip büyük ve geniş yatağa uzanıp gözlerini kapattı. Bende aynı şekilde Araf'ın yanına uzandım. Ateşinin tekrar yükselmemesi için yanında olmalıydım. Araf gözlerini açıp bana baktı. "Bana yardım etmek zorunda değilsin! Biraz dinlenirsem geçer!"diye mırıldandı. "Bu sadece dinlenmekle geçer gibi gözükmüyor! İyi olduğuna emin olana kadar beni yanında görmeye alışmak zorundasın!"diye fısıldadım Araf kaşlarını çatarak bana baksa da saniyeler sonra gözlerini çoktan kapatmıştı. Yaklaşık yarım saat sonra doktor çoktan gelip Araf'ı kontrol etmiş ve ilaçlar vermişti. "Kuzenime iyi bak yağmur! Benim dışarıda biraz işim var!"diye açıkladı bende başımı olumlu anlamda iki yana salladıktan sonra eda çıkmıştı bende Araf'ı yemeğini yeyip ilacını içmesi için uyandırmak zorunda kalmıştım. Her ne kadar karşı çıksa da yemek yemeyi kabul etmişti. "Beni bu kadar çok önemsemem farklı şeyler düşünmeme yol açıyor!"diye itiraf etti. Ben Araf'ın söylediklerini görmezden gelmeye çalışarak konuşmaya devam ettim. "İnan bu benim hiç umurumda değil! Ben sana neden yardım ettiğimi açıkladım!"diyerek karşı çıktım. Araf'ta dudaklarını alayla kıvırarak cevap verdi. "O yüzden mi tüm gün başımda durup beni iyileştirmeye çalışıyorsun?"diye sordu. "Her zaman unutuyorsun! Hatırlasana benim yaralandığım gün sende tüm gün benim başımda durmuştun!"diyerek kesin bir şekilde cevap verdim. "O zaman benim amacım senin bir an önce iyileşip o evden çıkarmak ve tekrar işlerimin başına geçmekti! Senin amacın ne?"diye sordu. Araf'ın bu sorusuna karşı cevabım olmadığı için ayağa kalkıp Araf'ın ilaçlarını getirdim bu sayede bana sorduğu soruyu bu bahaneyle unuturabilirdim diye düşündüm. Ben Araf'a ilaçlarını uzatırken Araf çoktan ayağa kalkmıştı. "Ben ilaç içmiyorum!"diye karşı çıktı. "Daha iyi olman için bunu içmen gerek!"diye tersledim. Araf'ta kaşlarını çatarak bana bakıp odaya doğru yöneldi. Bende hemen arkasından odaya ilerlemiştim. "Neden ama?"diye sordum. Ama Araf cevap vermemişti benim duymazdan gelerek büyük ve geniş yatağa uzandı. "İstemiyorum!"diyerek net bir şekilde cevap verdi. "Kusura bakmayın Araf bey ama sağlınıza bir an önce kavuşmak istiyorsanız bunu içmek zorundasınız!"diye direttim. Daha sonra bende yanına oturarak elimde ki ilacı ona doğru uzattım. Araf önce bana daha sonra ilaca baktı. "Bunu içersem beni rahat bırakacak mısın?"diye sordu. Bende alayla gülümseyerek başımla onayladım. Araf'ta hızlıca elimden hapı alıp suyu içti. Ben zafer kazanırmışçasına gülümserken o kaşlarını çatmıştı. Bende konuşmasına izin vermeden odadan çıktım. Yarım saat sonra tekrar odasına girip ateşini kontrol etmeliydim. Ama önce masayı toparlamıştım hastayken bile bu kadar kaba olması da ayrı bir konuydu. Yarım saat geçtikten sonra yavaşça odanın kapısını açmış içeri geçmiştim. Araf hala uyuyordu bende uyandırmayacak şekilde elimi onun alnıma götürdüm fakat Araf'ın gözlerini açmasıyla elim yanmış gibi hızlı bir şekilde ellerimi çektim. "Nasıl hissediyorsun kendini? Yani daha iyi misin?"diye sordum yutkunarak. "Değilim!"diye fısıldadı. Bende telaşla bir şekilde hemen konuşmaya başladım."Ne oldu? Neyin var?"diye sordum. "Uyuyamıyorum!"diye cevapladı düz bir şekilde. "Neden?"diye sordum başımı öne eğerek. "Bir şeyler eksik gibi sanki?"diye mırıldandı ben neyi kast ettiğini anlamaya çalışırken Araf beni kendine çoktan çekmiş kendimi onun hemen yanında bulmuştum. Ben şaşkın bir şekilde Araf'a bakarak konuşmaya başladım. "Ne yapıyorsun?"diye sordum üzerimde ki şaşkınlığı atamamış bir şekilde. "Saçlarının kokusu daha çabuk uykumun gelmesini sağlıyor! Ben uyuyana kadar burada kal! İstiyorsan sonra tekrar gidersin!"diye fısıldayıp gözlerini kapattı. Aklıma Araf'ın kabus görürken yanına gittiğim ve onun yanında uyuyakaldığım aklıma geldi. O gün sabahı gitmeden önce Araf'ın bana saçlarımın kokusunu beğendiğini itiraf ettiğini hatırladım. Bu da ister istemez yüzümde farklı bir tepkiye yol açmıştı. Bakışlarımı Araf'a çevirdiğimde gözlerinin hala kapalı olduğunu gördüm bende aynı şekilde gözlerimi kapattıktan sonra uykunun kollarına teslim olmuştum. Araf'ın telefonuna gelen mesaj sesiyle açmıştım gözlerimi yan tarafta duran telefonu elime alıp mesaja baktım. Gelen mesaj kaydedilmemiş bir telefon numarasıydı. Mesajı açıp açmama konusunda kararsız kalsam da dayanamayıp mesajı açtım. "Kapışmalar haftaya başlıyor! Seni de aramızda görmeyi çok isteriz Demirsoy!" Araf'ın kıpırdandığını görür görmez mesajı kapatıp telefonu yerine koymuştum. Araf gözlerini açtığında önce bana baktı daha sonra yan tarafta duran telefonu eline aldı. "Mesaj geldi sana!"diye mırıldandım. Araf'ta telefonla uğraştıktan saniyeler sonra ayaklanmıştı. "Gidiyor musun?"diye sordum. "Evet!"diye net bir şekilde cevap verdi. Mesajı görüp ayaklandığına göre bir şeyler döndüğü kesindi. "Nereye?"diye sordum. Ardı arına sorular sorduğumun farkındaydım fakat bu halde gitmesi hiç iyi olmayacaktı. "İşim var!"diye mırıldandı ceketini üzerine geçirerek bende ardından ayağa kalkıp gitmeden önce onu durdurmuştum. "Araf bu halde gitmen tehlikeli!"diye karşı çıksam da Araf dudaklarını alayla kıvırıp cevap vermişti. "Tehlikede değilim! Tehlike benim!"deyip göz kırptı. Her ne kadar biraz toparlanmış gözükse de tekrar yorgun düşebilirdi. Araf çoktan gitmiş koca evde tek başıma kalmıştım. Aklım hala Araftaydı onu böyle göndermek beni nedenini bilmediğim bir şekilde rahatsız etmişti. Saate baktığımda gece yarısına bir kaç saat kalmıştı. Bu saatte nereye gidebilirdi ki? Zaman geçtikçe içimde ki korku atıyordu. Telefonuma gelen mesaj düşüncelerimin yarıda kesilmesine sebep olmuştu. Araf'ın attığını düşünerek hızlıca açtım gönderilen mesajı fakat bu mesaj Araf'tan değil yabancı bir numaraydı. "Ben Mehmet kapının önündeyim hemen gel!"diye bir mesaj atmıştı. Araf gelmeden Mehmet'i buradan göndermeliydim yoksa Araf'ın yine bir sorun çıkaracağından emindim. Hızlı bir şekilde kapıyı açıp dışarı çıktım. Mehmet ağaçların arkasından bana seslenerek beni yanına çağırdı bende tedirgin bir şekilde yanına gittim. "Yağmur o adamın seni burada zorla tuttuğunu biliyorum eğer şimdi sende istersen seni o adamın hiç bulamayacağı bir yere götürürüm!"diye mırıldandı daha sonra yanıma yaklaşarak konuşmaya devam etti. Ben sadece Mehmet'in söylediklerini ürkek ve bir o kadar telaşlı bir şekilde dinliyordum. "Ben seni buradan götürmeye geldim."deyip elini uzattı. Ben şaşkın bir ifadeyle Mehmet'e bakarken bir yanım da bu buradan kaçıp kurtulmanın son fırsatı olabileceğini söylüyordu.Buradan sonsuza dek ayrılmalı mı? Yoksa burada kalıp bu anlaşmanın bitmesini mi beklemem gerekiyordu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD