BÖLÜM 3

2468 Words
Çiçek ÖNCÜ "Kızım neden alık alık suratıma bakıyorsun? Hadi soğumadan götür çayı." Annemin uyarısı ile kendime geldim.      Duyduğum kahvaltı davetinin üzerine ne kadar dalıp gittiğimin farkında değildim. "Tamam." Derken dış kapıya yöneldim. Dikkatli bir şekilde terliklerimi giyindikten sonra kendimi haşlamamak için küçük adımlarla apartmandan inmeye başladım. "Dikkat et de kendini yakma!" Arkamdan bağıran annemle gözlerimi devirdim. Benim sakarlık potansiyelimi bilmesine rağmen yine benimle göndermesine ne demeli? Kendimi yakmadan apartmandan çıktığımda rahat bir nefes aldım. Aparmanın kapısına geldiğimde bir süre zili nasıl çalacağımı düşündükten sonra korkarak burnumu düğmeye yaklaştırdım. Basmayı başardığımda hemen geri çekilip elimdeki tepsiye diktim gözlerimi. Otomatik kapı açıldığında sırtımla ittirerek ağır kapıyı açtım. Acun o kadar parkur kuracağına yarışmacıların eline bir demlik kaynar çay versin bence. Bundan zoru yok! Sonunda Sezen teyzelerin kapısına vardığımda beni gördüğü an genişçe gülümsedim. "Çiçek hoş geldin. Neden zahmet ettin?" "Ne zahmeti Sezen teyze annem yolladı. Soğumadan için." Ben gülümseyerek konuşurken Sezen teyze kapıyı ardına kadar açtı. "Kapıda kalma gel içeri kızım." "Ben rahatsızlık vermeyeyim." Kaşlarını yalancı kızgınlıkla çatarken; "Gir hadi." Dediğinde karşı gelemedim. Terliklerimi çıkarıp dikkatle içeri girdiğimde önden gitmesi için bekledim. Sezen teyze salona girdiğinde bende onun arkasından girdim. Said amca beni görünce yayıldığı koltuktan hızla toparlanarak kalktı. İnsanların rahatını bozmak beni huzursuz ederken salonun girişinde kaldım. "Kızım gelsene. Tepsi ağırdır bırak şöyle masaya." Said amcanın sıcak ses tonu ile gülümseyerek yemek masasına yöneldim. Ağır tepsiyi sağ salim bıraktığımda içimden derin bir oh çektim. "Anne kim gelmiş?" Duyduğum tok sesle bir anda tüylerim diken diken oldu. O gözlerle karşılaşmaya hazır olmasam da arkam dönük durmak saygısızlık olacağından mecburen Selim beyin olduğu yöne döndüm. Salonun girişinde tüm boşluğu kaplamış bir şekilde dururken bana bakıyordu. Allah aşkına bu adamın boyu kaç? Resmen kocaman kapı yanında ufak kaldı. Donuk bakışları yüzümde gezindikçe çaresizce gözlerimi kaçırdım. Bu yaşıma kadar hiç kimseden gözlerimi kaçırmayan ben bu adama bakmaya cesaret edemiyorum. "Bahar teyzen bize çay yollamış." "Ben artık gideyim." Derken sesim normalden kısık çıkmıştı. Neden çekindiğimi bir türlü anlayamazken tek istediğim bir an önce karşımdaki donuk bakışlardan kurtulmaktı. "Olur mu kızım buraya kadar zahmet ettin bir bardak çay iç bari." Said amcanın dedikleri ile bakışlarımı ellerime indirdim. Nasıl kurtulacağımı düşünürken çalan telefonumla az kalsın sevinçten çığlık atacaktım. Arka cebimden telefonumu çıkardığımda abimin aradığını gördüm. "Efendim yakışıklım." "Fındığım çayı verdiysen in de dondurma yemeye gidelim." "Yaşasın. Hemen iniyorum." Telefonu kapattığımda bana merakla bakan iki çift göz ve bakışları iyicene buz tutan bir çift göz vardı. "Ş-şey benim gitmem lazım. Size afiyet olsun. İyi geceler." Hızlı hızlı konuştuktan sonra salonun çıkışına yöneldim. Selim bey istifini bozmadan aynı şekilde duruyordu. Tekrar bakışlarımı kaçırırken aklıma gelen şeyle arkama döndüm. Beni uğurlamak için hareketlenen Sezen teyze durdu. "Az kalsın unutuyordum. Annem yarın sabah sizi kahvaltıya bekliyor." "Biz daha fazla zahmet vermeyelim." Sezen teyzenin itirazı ile gülümsedim. "Valla Sezen teyze annem pek hayır cevabını kabul etmez. Sen bilirsin." O da benimle beraber gülümserken; "Tekrar iyi akşamlar." Diyerek yeniden kapıya döndüm. Selim bey hala aynı şekilde duruyordu. Kapıda dikildiği için ona doğru adım attığımda çekildi. Gözlerimi yerden ayırmadan yanından geçtikten sonra hızla dış kapıyı açtım. Terliklerimi giyindikten sonra; "Görüşürüz Sezen teyze." Dedim. "Görüşürüz güzel kızım. İyi akşamlar." Bana sarılıp yanaklarımdan öptüğünde gülümsedim. İçten hali onu daha çok sevmemi sağlarken abimi bekletmeden hızla merdivenleri inmeye başladım. Aklıma gele şeyle duraksayıp telefonumu tekrar aldım. Ebru'yu aradığımda çok geçmeden telefonu açtı. "Kuzum abimle dondurma yemeye gidiyoruz sende gelsene." Dediğimde duraksadı. Heyecanlandığını tahmin ederken güldüm. "Babam izin vermez." İtirazını duyduğum an indiğim merdivenleri tekrar tırmanmaya başladım. Sezen teyzelerin bir üst katına çıktığımda kapıyı çaldım. Çok geçmeden Nazım amca açtı. "Çiçek hoş geldin kızım. Girsene." "Yok Nazım amca ben girmeyeyim. Abimle dondurma yemeye gideceğiz izin verirsen Ebru da gelsin." Dediğimde kaşlarını çattı. "Lütfen Nazım amca. Hem abimde bizimle olacak." Israrımla bakışları yumuşadı. "Ebru, Çiçek seni dondurma yemeye çağırıyor." İçeri bağırdığında gülümsedim. Ebru şaşkın şaşkın kapıya geldiğinde kendimi gülmemek için zor tuttum. "Kuzum sen hazırlan in. Ben abimle aşağıda bekliyorum." Dedikten sonra ona söz hakkı tanımadan merdivenlere yöneldim. "İzin için teşekkürler Nazım amca." Bağırarak konuştuğumda arkamdan; "Deli kız." Diyerek gülmeye başladı. Apartmandan çıktığımda kapıda bekleyen abimin kolunun altına girdim. "Gelmeseydin küçük fare."   "Ebru'da gelecek. Nazım amcadan izin alıyordum." Dediğimde abim sessiz kaldı. Çok geçmeden siyah eşofmanlarını giyinmiş Ebru da yanımıza geldi. O geldiğinde abimin sarılışından sıyrılıp koluna girdim. Ebru da benim koluma girdiğinde yürümeye başladık. Mahalleye on beş dakikalık yürüme mesafesinde sahilimiz vardı. En çok sevdiğimiz şey yaz akşamları oraya gidip dondurma yemekti. Ne var ki babalarımız bizi bırakmadığı için abimde her seferinde bizimle gelmek zorunda kalıyordu. Zamanla o da bunu alışkanlık haline getirmişti. Şimdi biz ona demeden o bize teklif ediyordu. "İkinizde çok sessizsiniz kızlar." Abimin konuşmasıyla Ebru ile aralarında diyalog olsun diye bilerek sessiz kaldım. Ebru çekingenliğinden sessiz kalınca sıkıntılı bir nefes aldım. "Fındığım sen iyi misin?" "İyiyim abicim." Derken koluna biraz daha sarıldım. "Ebru sen neden hiç konuşmuyorsun. Dilini mi yuttun yoksa?" Abimin gülerek söylediği cümle üzerine bende güldüm. "Yutmadım." Diyen Ebru'nun ciddi cevabı üzerine abimin kaşları çatıldı. "O zaman benimle konuşmak istemiyorsun." Dediğinde Ebru telaşla abime baktı.     "Olur mu öyle şey Taha abi? Bugün yorucuydu, akşamda misafir gelince iyice yoruldum." "Keşke yarın akşam gitseydik. Çiçek de yorgun bugün. Ben düşünemedim." Parmak uçlarımda yükselip abimin yanağından öptüm. 1,75 boyuma rağmen abime ulaşamamamın adaleti nerede? "Boş ver sırıkcığım iyi oldu." Dememle Ebru kıkırdadı. "Bana bak küçük fare bir daha seni sahile götürmem. Sadece Ebru'yu alır giderim görürsün." Abime yalandan surat asarken yan gözle Ebru'ya baktım. Çoktan kıpkırmızı olmuş yanaklarıyla başını önüne eğmişti. Onun bu tatlı haline gülümserken abimle uğraşmaya başladım. Yol boyu devam eden laf dalaşımıza bir süre sonra Ebru da katılmıştı. Güle, eğlene sahile indiğimizde her zamanki dondurmacımıza gittik. Abim ve Ebru külahta alırken ben her daim favorim olan kağıt helva arasında istedim. Dondurmamı büyük bir iştahla ısırırken sahildeki banklardan boş olan birine yöneldik. Ben ortaya, abim sağıma, Ebru da soluma oturmuştu. Sessizlik içinde dondurmalarımızı yedikten sonra bir süre daha oturduk. Herkes kendi iç dünyasında savaşlar verirken hiçbirimizden ses çıkmadı. "Hadi gidelim geç oldu." Diyen abimle ayaklandık. Dönüş yolumuz daha sessiz geçmişti. Apartmanlarımızın önüne geldiğimizde Ebru evine çıkana kadar bekledik. Sonrada bizim apartmana girip eve çıktık. Annem ile babam çoktan uyuduğundan sessizce odalarımıza yöneldik. "İyi geceler yakışıklım." Diye fısıldadıktan sonra abimi öptüm. "Sana da güzelim." Abim odasına girerken bende kendi odama girdim. Üstümü değiştirip banyodaki işlerimi hallettikten sonra yatmaya hazırdım. Yatağıma girmeden önce güneşliğimi açmak için camın önüne geçtiğimde Selim beyi gördüm. Elinde büyük bir kupa vardı ve o donuk bakışlarıyla sokağı izliyordu. Kafasını kaldırdığında göz göze geldik. Bakışlarımı çekmeden önce son anda bana başıyla selam verdiğini fark ettim. Bende aynı şekilde karşılık verdikten sonra perdemi düzelttim ve yatağıma girdim. O donuk bakışlı adamın yarın tüm kahvaltı boyunca bizde olacağı kafama dank ettiğinde mideme kramplar girmeye başladı. Ondan bu kadar çekinirken yarın nasıl rahat hareket edeceğim ben? Selim DEMİRHAN "Selim hadi kalk oğlum." Annemin kapının dışından seslenmesiyle uyandım. "Günaydın." "Sana da günaydın. Bahar'lara kahvaltıya gideceğiz. Oyalanmadan hazırlan." Annem direktiflerini verip uzaklaşmaya başladığında adım seslerini dinledim. Meleğimin evin içindeki varlığı yüzümü gülümsetirken yatağımdan doğruldum. Banyoya geçip işlerimi hallettikten sonra odama döndüm. Kapalı olan pencereyi açtığım sırada gözüm karşımdaki cama takıldı. Çiçek odasının içinde dolanıyordu. Bir şey arıyormuş gibi olan hali ile güldüm. Bu kız bir garipti. Bakışları, benim karşımdayken devamlı gözlerini kaçırması istemsiz dikkatimi çekmişti. Neden bu kadar çekindiğini anlayamadım bir türlü. Tamam dışarıya karşı soğuk biri olabilirim ama onu korkutacak bir şey yapmamıştım ki. "Selim hazır mısın?" "Giyiniyorum anne." Sezen sultanın seslenmesiyle kendime gelip dolabıma yöneldim. Hastanedeki toplantıma öğleden sonra gideceğim için rahat bir kot pantolon ve tişört giyindim. Saçlarımı ellerimle normal bir hale soktuktan sonra gerekli eşyalarımı aldım. Şarjdaki telefonu alıp bildirimlerini kontrol ettikten sonra odamdan çıktım. Babam salonda oturuyordu. "Günaydın baba." "Günaydın evlat. Hadi hazırsan çıkalım. Annen söyleniyor." Dediğinde ikimizde gülmeye başladık. Annem elindeki koca kapla içeri girdiğinde ikimize de kaşlarını çatarak baktı. "Hadi beyler geç kalıyoruz." Derken kabı benim elime tutuşturmayı da ihmal etmedi. Tam itiraz etmek için ağzımı açacakken babam dirseğiyle beni dürtüp susmamı sağladı. "Yakma başımızı evlat." Fısıldamasıyla sessiz kaldım. Annemi kızdırmamamız gerektiğini bildiğim için kaderime razı geldim. Evden çıktığımızda sırayla merdivenlerden inmeye başladık. Karşı aparmandan girdiğimizde vakit kaybetmeden dördüncü kata çıktık. Boncuk gibi sıraya dizildiğimizde gözlerimi devirmeden edemedim. "Selim rica ediyorum buz kütlelerini burada bırak anneciğim tamam mı?" Annemin sözleri üzerine sırıtırken kapıyı çaldı. Vakit geçmeden uzun boylu ve oldukça yakışıklı bir adam kapıyı açtı. "Hoş geldiniz." Derken gülümsedi. "Yakışıklım, babam mı geldi?" Çiçek'in sesini duyduğumda kaşlarımı çattım. Ailesinin yanında bu ne rahatlıktı. "Oğlum misafirlerimizi içeri alsana." Bahar teyze kapıda göründüğünde içten gülümsemesiyle bende hafif tebessüm ettim. "Hoş geldiniz buyurun lütfen." Derken kapı ardına kadar açıldı. O anda garip bakışlar kısa bir an beni bulup sonrasında hızla benden uzaklaştı. Uzun süre bakmamın yanlış anlaşılacağını düşündüğümden bende bakışlarımı kaçırdım. Anne ve babamın arkasından eve girdiğimde iç dizayn olarak bizim evle aynı olduğunu fark ettim. Salona girdiğimizde kocaman bir sofra kurulmuş, üzerinde ağız sulandıracak bir sürü yiyecek vardı. "Komşum sıcak sıcak yiyelim diye poğaça yaptım." Annem elimdeki kapları göstererek konuştuğunda Bahar teyzenin bakışları beni buldu. "Çiçek al kızım kabı çocuğun elinden." Dediğinde istemsiz kendime baktım. Pek çocuk denecek bir yanım olmasa da sessiz kalmayı tercih ettim. "Eşim sıcak ekmek almaya gitti gelir şimdi. Çiçek'i zaten tanıyorsunuz. Bu da oğlum Taha." Bahar teyzenin oğlum demesi ile taşlar yerine oturdu. Demek abisi olduğu için Çiçek bu kadar rahat davranıyordu. "Mahallemize hoş geldiniz." Derken babamla ve benimle tokalaşıp anneme de başıyla selam vermişti. En başta buraya gelmekte tereddütlerim olsa da buranın sıcak kanlı insanlarını tanıdıkça iyi ki geldik diyorum. "Buyurun geçelim sofraya." "Bey efendide gelsin öyle geçelim." Diyen babamla koltuklara oturduk. "Nasıl yerleşebildiniz mi?" Bahar teyzenin sorusu ile annemler sohbete başladılar. Ben sessizce onları dinlerken Taha bana dönüp; "Nasıl buldun mahalleyi?" Diye sordu. "Sıcak, samimi bir yere benziyor. Şimdilik her şey yolunda." Cevabım üzerine aramızda yeniden bir sessizlik oldu. Kapının sesi odaya dolduğunda Çiçek hızla yerinden kalktı. Çok geçmeden geri döndüğünde yanında babası da vardı. "Hoş geldiniz." Derken babam ve ben ayaklandık. "Ben Haluk. Mahallemize hoş geldiniz." "Bende Said. Hoş bulduk." Babamlar tokalaştıktan sonra bende elini sıktım. "Bende Selim efendim." "Hoş geldin evlat. Amca demen yeterli." Kibarca gülümsediğim sırada Bahar teyze; "Haydi sofraya geçelim." Dedi. Herkes ayaklandığında ilk bizim geçmemiz için beklediler. Annemle babam yan yana otururken bende babamın yanına oturdum. Taha benim yanıma otururken Haluk amca masanın başına geçti. Bahar teyzede onun yanına geçtiğinde tek boş sandalye karşımdaydı. Çiçek mutfağa gittiğinde babam ile Haluk amca arasında hoş bir sohbet başladı. "Nereden geldiniz Said bey?" "Selim Kars'da görev yapıyordu bizde onu yalnız bırakmamak için peşinden gittik. Üç senedir oradaydık." "Güzel yerdir ama kışın çok soğuk olur." "Baya soğuk oluyordu ama alışmıştık. Oranında insanı çok sıcak kanlıydı." Babam cümlesini bitirdiğinde Bahar teyze; "Mesleğin ne oğlum?" Diye sordu. "Genel cerrahım Bahar hanım." "Aa hanım ne oğlum teyze de." Samimiyeti karşısında sadece yalancı bir gülüş sundum. İnsanlarla gereksiz samimiyetlere girmekten hoşlanmasam da yaptıkları iyilikleri düşününce soğuk davranmak haksızlık gibi geliyor. Çiçek elindeki tepsiyle gelip çayları dağıttıktan sonra yerine oturdu. Yine bana bakıp aynı hızla bakışlarını kaçırdığında rahatsız oldum. Bu kız herkesin gözüne bakarak konuşurken neden benden devamlı bakışlarını kaçırıyor? "Mesleğin çok kutsal evlat." Haluk amcanın yorumuna başımı eğerek karşılık verdim. Çok konuşmayı sevmediğimden bu şekilde cevap vermek kolayıma geldi. "Selim benim yolumdan ilerledi. Bende Beyin cerrahıyım." "Ya ne güzel maşallah." Haluk amcanın yorumu üzerine Taha; "Hala doktorluk yapıyor musunuz?" Diye sordu. "Ne yazık ki artık yapamıyorum. Geçirdiğim bir trafik kazası sonucu sol elimde titreme kaldı. Uzun süre yorduğumda titriyor. Beyin ameliyatları da uzun ve yorucu olduğunda kendim mesleği bıraktım. Hastaların hayatını riske atamam." "Çok geçmiş olsun." Diyen Taha tekrar sessizleşti. "Olsun mirim önemli olan can sağlığı. Hem bak oğlun bıraktığın yerden devam ediyor ne güzel." "Öyle." Diyen babamın gururlu bakışları bana döndü. "Senin mesleğin ne Taha?" Sessizliğim yanlış anlaşılmasın diye ilk aklıma geleni sordum. "Bende senin gibi babamın yolundan gittim. Sınıf öğretmeniyim." "Genç bir nesli yetiştirmek çok güzel." Dediğimde genişçe gülümsedi. Anlaşılan o da benim gibi mesleğini severek yapıyordu. "Sizde mi öğretmensiniz Haluk bey?" "Ne beyi Said. Bundan sonra yüz yüze bakacağız Haluk de bana. Ayrıca evet öğretmenim. Emekli matematik öğretmeniyim." Babamlar meslekleriyle ilgili sohbete daldığında bende karnımı doyurmaya başladım. Annemlerde kendi arasında sohbet ediyordu. Arada Çiçek de katılıyordu. "Çiçek kızım sen çalışıyor musun?" Annemin sorusu ile tüm bakışlar ona döndü. Çiçek'in yanakları anında pembeleşirken bakışlarını kaçırdı. Onun bu hali nedense bende gülme istediği uyandırdı. Hala utanan kızlar var mıydı? "Mahallenin başındaki küçük pastane benim Sezen teyze." "Ay ne güzel. Pastacı mısın?" Annem heyecanla sorduğumda başımı alayla iki yana salladım. Annem ve tatlıya olan sonsuz aşkı. "Evet. İlgim tüm tatlılar üzerine. Pasta ve aklına gelebilecek her türlü tatlıyı yapıyorum." Sustuğunda kısa bir an yine bakışlarımız kesişti. Devamlı gözlerini kaçırması beni rahatsız etse de sessiz kaldım. "Sen şimdi çok güzel profiterolde yapıyorsundur." "Hem de çok güzel yapar. Bir ara gidip yiyelim Sezen'cim." Annesinin sözleri ile Çiçek'in gözleri parladı. "Her türlü tatlıda iddaalıyım Sezen teyze." Heyecanlandığı her halinden belli oluyordu. Sohbet hız kesmeden devam ederken ben keyifle karnımı doyurmaya başladım. Bahar teyzenin eli de en az anneminki kadar lezzetliydi. "Kızım Selim'in çayını tazele." Bahar teyzenin uyarısı ile Çiçek yerinden kalktı. Bardağımı alırken bakışlarını özellikle benden uzak tuttuğunu anladım. Ben inatla ona bakarken bir an göz göze geldik. Bakışlarını kaçırırken çıkan kırılma sesiyle eline baktım. Anlaşılan bardağım tuzla buz olmuştu. "Ay çok özür dilerim." Derken hızla eğildi. Ben onu göremezken Taha hızla kalkıp; "Sen dur fındığım." Dedi. Hemen yanına giderken kaşlarını çattı. "Ah be Çiçek dur dedim kızım sana." Söylenirken Çiçek'i kaldırdı. Elinden kan süzüldüğünü gördüğümde mesleğimin verdiği alışkanlıkla bir peçete alıp bende kalktım. Kimseden ses çıkmazken yanına gidip peçeteyi sıkı bir şekilde parmağına sarıp tutmaya başladım. "Kan akışı dursun da yarana bakalım." Dediğimde başını kaldırmadan; "B-bir şeyi yok. Küçük bir kesik." Dedi. Elini çekmek istese de izin vermedim. "Cam kalmış olabilir. Bakmakta fayda var." Dediğimde sessiz kaldı. Birkaç dakika sıkıca tuttuktan sonra elimi açıp kanı kontrol ettim. Kanın kesildiğini anladığımda kıpkırmızı olan peçeteyi kenara koyup kesilen yere bakmaya başladım. Kesilen yerin yanlarında ve üzerinde parmağımı gezdirirken; "Batan bir yer var mı?" Diye sordum. "H-hayır yok." Dediğinde elimin içinde titreyen eli serbest bıraktım. "Yaran temiz." Derken tekrar yerime oturmak için masaya döndüm. "Güzelim gel eline yara bandı takalım. Çayı ben doldururum." Diyen Taha Çiçek'i de alıp gözden kayboldu. "Telaş etme Selim oğlum. Bizim Çiçek'in her zaman ki sakarlıkları." Diyen Bahar teyze ile büyükler güldü. Bense hala giden kızın arkasından bakıyordum. Bakışlarını kaçırması yetmiyormuş gibi şimdi de elinin titremesi aklıma takılmıştı. Ne var bu kızda? Taha'ların masaya dönmesiyle kahvaltımıza kaldığımız yerden devam ettik. Kahvaltı bittiğinde ikram edilen kahvelerimizi de içtik. Evimize dönmek için kalktığımızda annemlerin ayak üzeri sohbeti yüzünden bir süre kapıda dikildik. Bu kadınları gerçekten anlamıyorum. Madem konuşacaksınız neden kalkıyoruz? Sonunda eve geldiğimizde vakit kaybetmeden hazırlanmak için odama geçtim. Yeni hastanemdeki ilk toplantıya geç kalmamak için seri olmam lazımdı. Hazırlığımı bitirip üzerimi giyindikten sonra annemlerle vedalaşıp evden çıktım. Park ettiğim arabama bindiğim sırada gözüm karşımdaki apartmandan çıkan Çiçek'e takıldı. İsmi gibi çiçeklerle süslü bir elbise giyinmiş, abisiyle birlikte sarmaş dolaş yürüyordu. Sen ne kadar kafa karıştırıcı bir kadınsın böyle Çiçek. Neden bu kadar aklıma takıldın? Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD