Beren telefonu kapatıp kapıya yöneldiği anda Aras önüne dikildi.
-"Babamla konuştum problem yok. Hadi gidiyoruz." Onu kandırıp yola çıktıklarında Aras'ın telefon ekranına o meşhur isim düştü. Hemen yanıtladı.
-"Buyrun Ferit Bey."
-"..... " Ne duyduysa kulağında telefonla beraber yavaşça arkasını dönüp Beren'e baktı.
-"Beren hanım sizinle konuştuğunu söyledi. Haberiniz varmış." Bir an karşı tarafı dinledikten sonra kocaman olmuş gözlerle Beren'e dik dik baktı.
-"Yolu yarıladık Ferit bey. Ancak Beren hanım sadece iki araçla gelmek istemişti. Korumaların yarısı evin civarında kaldı." Karşı taraftan duyduğu yaratıcı küfürlerle Aras telefonu hafifçe kulağından uzaklaştırdı.
-"Ben hemen haber veriyorum Ferit bey." Aras telaşla birilerini aradı.
-"Hemen mezarlığa gelin." Bu kadar telaş edecek ne vardı ki alt tarafı bir ziyaret. Beren böyle düşünürdu çünkü daha tehlikenin boyutunu bilmiyordu.
Beraber mezarlığın önüne geldiklerinde sadece Aras'la beraber içeri girdi. Annesinin baş ucuna beraber gittiler.
-"Annemm ben geldim." Aras o konuşmaya başlayınca biraz gerileyip ona alan açtı. Belli ki yine konuşmak dertleşmek istiyordu annesiyle. Ve başladı Beren anlatmaya. Yeri geldi ağladı yeri geldi gülümsedi. Yalandan mutluymuş gibi yaptı.
Sonunda gitmeye karar verdi. Aras eşliğinde mezarlık çıkışına geldi. O sırada evdeki korumalar çoktan gelmişti. Arabalardan inip çevreyi kontrol edeceklerdi ki sabahın huzurlu anlarını yaran uğursuz bir silah sesi tüm sessizliği bozdu. Silah sesini duyar duymaz Aras anında belindeki silahı çıkarıp Beren'i arkasına çekti.
-"Herkes saldırı pozisyonuna geçsin. Çabukkk. Önceliğimiz Beren hanımı korumak duydunuz mu beni." Silah sesleri arttı. Berenle birlikte arabanın yanında eğilip diz çöktüler. Telefonu çıkarıp hemen Ferit Bozoğlu'nun büyük evdeki adamlarından güvenlik müdürünü aradı.
-"Saldırıya uğradık Şevket abi. Duydun mu saldırıya uğradık. Acil destek gönder çabuk. Çok az kişiyiz dayanamayabiliriz." Şevket zaten Ferit beyin talimatıyla onunla beraber yola çıkmıştı. Ferit bey bu bilgiyi yanında telefonla konuşurken duydu. Anından Şevket'ten telefonu alıp kendi konuşmaya başladı.
-"Beni dinle Aras. Biraz daha dayanın yoldayız geliyoruz. Beren'in evindeki korumalar da yolda. Dayanın. Beren'i koruyun. Ne olursa olsun kızımı koru Aras" Aras bu emri aldığında da pek birşey fark etmedi. Zira bu kızı gençliğinden beri tanıyor, kardeşi gibi görüyordu. Kimsenin söylemesine gerek yoktu. O zaten bunu yıllardır kendi isteğiyle yapıyordu. Şimdi de canı pahasına koruyacaktı. Telefonu kapattığında Beren'i torpidoya uzanırken gördü. Yedek silahlardan birini aldı. İyi derecede silah kullanabiliyordu. Ferit Bozoğlu ona bunu öğretmişti.
-"Eğer olurda bize yaklaşırlarsa hiç arkana bakmadan kaç Beren." Beren'in kaşları çatıldı.
-"Olmaz öyle şey."
-"Hedef sensin. Bize birşey olmaz. Sen kaçarsan peşine düşerler. Ama biz onları oyalarız. Bu sırada kaçabildiğin kadar kaç. Bizimkiler yolda. Anayola çıkıp onların önüne çıkabilirsen zaten gerisi kolay. Anlaşıldı mı Beren?"
-"Aras-"
-"Şimdi kendini koru. Arkamdan sakın çıkma." Aras artık düşmanların daha yakına geldiğini silah seslerinin artmasından anladı. Beş araba dolusu koruma on araba ile gelen saldırganlara direnmeye çalışıyordu. Buna Berende dâhil. Attığı hiçbir kurşunu boşa atmıyordu. Ancak yarım saatin sonunda kurşunlar azalmaya başladı.
-"Bizimkiler nerede kaldı?" Diye sordu. Kendi canını geçti yanındaki adamların teker teker ölmesi canını sıkıyordu.
-"Telefonlar çekmiyor arasam da ulaşamıyorum. Jammerla sinyali kesmiş olmalılar. Tek yol kaçman. Orman yolundan devam edersen anayola çıkabilirsin. Torpidoda ki yedek telefondan büyük evin güvenlik müdürü şevket beye ulaşabilirsin. Numarası kayıtlı. Ferit beyle beraber yoldalar. Seni karşılarlar."
-"Sen?" Dedi o kadar cümle içerisinden sadece. Sen gelmiyor musun demek istedi. Biliyordu gelmeyecekti ama yine de sordu.
-"Ben burada kalıp sana zaman kazandıracağım. Haydi git. Vaktimiz daralıyor. Kurşunumuz azaldı." Aras'ın yeşil gözlerine baktı.
-"Yola çıkıp bizimkilerle buluşup yardım getireceğim. Dayanın. Eğer kimse gelmezse bana zaman falan kazandırmayı unut. Arabaya atla buradan uzaklaş Aras. Eve sağ salim döndüğünü göreceğim ona göre." Aras gülümsedi.
-"Geleceğim merak etme." Gözü arkada kalmış bir halde geldikleri arabaya bindi. Gaza bastığı gibi çakıl yoldan devam etti. Torpido gözüne uzanıp Aras'ın bahsettiği telefonu aldı. Şifresi olmayan telefonun tuş kilidi açıldı. Ancak üst taraftaki sinyal çubukları hala yoktu. Bu da demek oluyordu ki hala jammerin kapsama alanındaydı. Gaza daha çok yüklendi. O sırada arkasından gelen üç jeepi dikiz aynasından görünce kalbi göğüs kafesine sığmaz bir halde gümlemeye başladı. Korkuyu iliklerine kadar hissediyordu. Önünü arkasını düşünmeden gaza daha çok yüklendi. Ana yola bağlanmasına nerdeyse 200 metre kala önüne çıkan başka bir jeeple aniden fren yapmak zorunda kaldı. Hepsi bir anda arabadan inip silahlarını arabasına doğrulttu.
-"Kahretsin." Elleri direksiyonda üzerine doğru gelen adamları izledi.
O sırada jeepten bütün heybetiyle aşina olduğu o yüz indi. Hamit Kağnıcı... Babasının bahsettiği fuhuş baronu. 30'lu yaşlarının ortasındaki bu adam son zamanlarda yeraltı alemine racon kesip tek büyük olmak isteyen genç bir liderdi. Babasının krallığını devralıp yeni bir düzen inşa etmiş masadakilerin biatının kendisine sunulmasını istiyordu. Beren çatık kaşlarla ona baktı. Koltuğun kenarındaki silahı yavaşça beline sakladı. Camları, kapıları kilitleyip arabaya yaklaşmasını nefretle izledi. Dalgalı saçları, düzgün fiziği ve üzerindeki takım elbise ile oldukça yakışıklı ve ciddi bir iş insanına benziyordu. Oysaki nasıl pislik bir adam olduğunu Beren biliyordu. Tam kapısının önüne geldiğinde eli kapı koluna gitti ancak açılmadı. Cama tıklattı. Sanki günlük bir rutinde tesadüfen karşılaşmış gibi yüzünde kocaman gülümseme ile bakıyordu.
-"Böyle camların arkasından konuşmak hiçte hoş değil Beren hanım. Açın çamı da karşılıklı konuşalım." Ancak Beren sinirle kafasını çevirip ona kaşları çatık bakmaktan başka bir tepki vermedi. Hamit Kağnıcı kızın uysal olmayacağını anladı. O yüzden çok ısrar etmeden geri dönüp adamlarına emir verdi.
-"Camları kırıp kızı arabadan çıkarın. Ama dikkat edin zarar gelmesin. O bizim en büyük sermayemiz." Ve emir iki dakika içerisinde yerine getirildi. Camlar kırılıp Beren zorla iki adamın kollarından tutmasıyla dışarı çıkarılıp Hamit'in önüne getirildi. Fotoğraflardan gördüğü kızı şimdi kanlı canlı karşısında görünce hafiften dili tutuldu. Çünkü yakından daha güzeldi. Fotoğraflarını dakikalarca izlemiş, güzelliğine hayran kalmıştı. Kaçıracak adamı bir saldırıda ölmeseydi şimdi bu güzel kızı göremeyecekti. Bir an yapacağı şeyden vazgeçmek istedi. Kendisine saklayabilir, onun tadını çıkarabilirdi. Ancak bir anlaşma yapmıştı. Eğer o anlaşmaya uymazsa kellesinin gideceğini biliyordu. Canı sıkıldı bu duruma.
-"Bir merhaba demek yok mu Beren Bozoğlu." Karşılığında yüzüne Beren tarafından bir tükürük yedi. Yüzündeki ıslaklığı silip sinirle ona döndü. Ve kendine engel olma gereksinimi duymadan Beren'in yanağına şiddetli bir tokat attı. O şiddetle kendini yerde bulan Beren elini yanağına bastırıp yerden kalkmadı.
-"Demek sende baban gibi dikbaşlısın öyle mi?" Korumalara başıyla işaret verdiği anda geriye çekildiler. Şimdi Beren ve Hamit karşı karşıya kaldılar. Beren aradığı fırsatın bu olduğunu anladı. Elindeki fırsatı kaçırmamak için adamın kendine daha da yaklaşmasını bekledi. Bekledi bekledi bekledi. Konuşa konuşa geliyordu.
-"Seni öyle bir terbiye edeceğim ki. Öyle bir cehenneme atacağım ki... Baban da sende her gün yanacaksınız Beren." İşte aradığı fırsat tam tam da ayağına geldi. Yerden hafifçe doğrulup sırtını lastiğe yasladı. Hamit'in başını çevirip korumalara baktığı bir anda belindeki silahı çıkarıp Hamit'in boğazına sarıldı. Ne olduğunu kimse anlamadı. Ne Hamit ne korumalar. Hepsi silahlarına davranıp Beren'e yönelttiler.
-"Atın silahlarınızı yoksa patronunuzun beynini uçururum." Hamit tedirgin oldu ancak bunu ustalıkla sakladı. Alayvari bir şekilde gülerek onunla alay etti.
-"Güldürme beni Beren. Sen adam vuramazsın." Daha demin kurşun sıktığı anları görmedi anlaşılan. Beren güldü.
-"Öyle mi? Demeyelim o halde." Ve hiç düşünmeden silahı Hamit'in bacağına ateşledi. Tek el silah sesine karışan bağırış Hamitten başkasına ait değildi.
-"Ahhh siktir." Beren sinirden koyulaşmış gökyüzünü andıran gözlerini korumalara çevirdi.
-"Eğer yolumu açmazsanız bir dahaki kurşun beynini deler geçer haberiniz olsun." Korumalar kararsız bakışlarla bir ona bir Hamit'e bakarken genç adam başıyla çekilmeleri emrini verdi.
-"Açılın." Kendi aracına doğru çekti Hamit'i. Şoför koltuğuna oturtup arka koltuğa geçti.
-"Bas gaza çabuk." Arabayı çalıştırıp oradan uzaklaşırlarken bile Hamit onca acısına rağmen hala konuşuyordu.
-"Elimden kalabileceğini mi sanıyorsun Beren. Buradan çıkış yok. Benden asla kurtulamazsın. " Ancak dinlemedi Beren.
-"KES SESİNİ. SÜRMEYE DEVAM ET." Bir süre yol altından sonra arabayı izbe bir yerde durdurttu.
-"İn." Hamit ikiletmedi. İndi. Ve o iner inmez itip kendisi geçti direksiyona. Gaza basıp oradan uzaklaştı.
Ana yoldan çok uzakta kaldığını hissetti. Zira Hamit arabaya binip oradan kaçtıkları zaman anayola çıkmak yerine mezarlığın arkasında kalan ormana yönelmişti. Sıkıntıyla iç çekti.
-"Allah'ım yardım et." Koltuğun altına sakladığı telefona baktı. Sinyalin çekip çekmediğini bilmiyordu. Sonra o sinyal çubuklarını gördü. Çocuk gibi sevindi gözleri hazine bulmuş gibi parladı. Hemen rehberdeki güvenlik müdürünü aradı. Tek çalışta açıldı. Açan Şevket beydi.
-"Aras? Nerdesiniz koçum?" Tedirgin ses tonu karşısında Beren'de gerildi.
-"Ben Beren." O sırada telefon el değiştirdi. Babasının sesini duydu.
-"Beren. Kızım. Neredesiniz?"
-"Çok vaktim yok baba beni dinle. Korumaların hepsi mezarlığın orada kaldı. Çatışma yaşanıyordu. Aras beni arabaya binip kaçmam için gönderdi ama yakalandım. Şimdi ellerinden kaçtım ama peşimdeler. Mezarl-" Derken aniden kapanan telefon ve ek olarak peşine takılan arabaları görünce şansına küfretti. İşte o an artık yalnız olduğunu anladı. Kendisinden başka kimse onu bu durumdan kurtaramazdı. Telefonu bir kenara fırlatıp gaza yüklendi. O bastı arkasındakiler de bastı. Baktı böyle olmayacak arabayı aniden durdurdu. Silahını alıp ormanın içine kaçtı.
Peşindeki onlarca adama rağmen hızlı koşuyor onlardan kurtulmaya çalışıyordu Beren. Ormanın sık ağaçları ve bolca görünen oyuklu çukurların kendisini saklayacağını umuyordu. Kendisini oyuklu bir ağacın altına attı. Üstüne çalıları çekip bir örtü gibi kapattı. Kalbi adeta ağzında atıyordu. Kaçmak için tek yolu ormanın kendisini saklamasını ummaktı.
-"Her yeri didik didik arayın. O kızı bana getirmeden kimse buradan çıkmayacak. Zarar vermeyin. O bana sağ lazım." Korkuyla geriledi. Hamit Kağnıcı'nın sinirli sesi çok yakından duyuluyordu. Dal çıtırtılarından başka ayak sesleri geldi. Olduğu yere daha çok sindi.
Saatlerce bekledi. Bekledi, bekledi, bekledi. Sonunda çıkmaya karar verdi. Zira onu arayan adamlar ilerlediğini sanıp daha da gitmiş saklandığı yerden uzaklaşmışlardı. Tedirgince yerinden çıktı. Etrafına bakındı. İn cin top oynuyordu adeta. Ve saat epey ilerlemiş bırazdan güneş batmaya başlayacaktı. Gerileyerek geldiği yola koştu. Bilmediği bir yolda deli gibi koşuyor anayola çıkmaya çalışıyordu. Bir ağaç kovuğuna yaslanıp nefeslendi. Koşmaktan ciğeri patlayacak gibi hissediyordu. Derin derin soluklar alırken ağacın arkasından gelen çıtırtı ile derin derin aldığı nefes bir anda durdu. İçini kaplayan korku daha çok arttı. Peşindeki adamlar da olabilirdi, bir hayvan da? İkisi de iki ucu boklu değnekti. Yaslandığı ağaçtan doğruldu. Yavaş hareketle başını ağaç gövdesinden uzattı. Ağacın arkasında kalan yerde hiçbir şey yoktu. Sonra ayağa kalkıp tamamen baktı. Ne bir insan ne bir hayvan. Rahat bir nefes koyverdi.
-"Kimse yok. Korkma Beren. Herşey geçecek." Yüzünde asılı kalan tebessümle ağırca arkasına dönmüştü ki tam karşısında dikilen upuzun boylu, yeşil gözlü, kısa saçları yana yatık, üzerinde beyaz keten gömlek ve açık kahve pantolonlu bir adam ile korkudan öyle bir çığlık attı ki bütün orman inledi. Korkudan eli ayağı boşalmış, kendini boşluğa bırakırken genç adamın onu tuttuğunu hayal meyal hatırladı. Ve ona söylediği son sözleri de... Ancak anlamadı. Zira konuştuğu dil yabancıydı.
-"Yeni hayatına hoşgeldin vahşi güzel." O son cümlenin hayatında derin bir iz, bırakacağını bilmiyordu.
🪽
Ferit Bozoğlu haberi alır almaz bütün adamlarını seferber etmiş mezarlığa doğru yola çıkmıştı. Kızı, çiçeği tehlikedeydi.
-"Daha hızlı sür şunu Şevket." Güvenlik müdürü ile çıktığı yolda o kadar sabırsızdı ki çatmaya yer arıyordu. Nihayet araç mezarlığa geldiğinde gördüğü manzara ile kalbi korkuyla tekledi. Zira adamlarının hepsi yerde cansız bir şekilde yatıyordu. Hepsinin olduğu yer kan gölüne dönmüştü.
-"Kızım." Seri adımlarla her korumanın başına gitti. Ancak hiçbirinde yaşam belirtisi yoktu. Gökhan'ın yanına gitti. Elini şah damarına atmıştı ki küçük bir yaşam belirtisi yakaladı.
-"Şevket ambulanslar nerede kaldı. Bu çocuk yaşıyor." Ferit'in gözleri Beren ve Aras'ı aradı ancak bulamadı. En sonunda bir araba arkasında buldu Aras'ı. Yediği iki kurşun bembeyaz gömleğini kan içinde bırakmıştı.
-"Aras, oğlum iyi misin?" Aras gözlerini zorlukla araladı. Ferit beyin sorusunu es geçti.
-"Telefonumdaki programdan arabanın konumu görünüyor. Beren hanımı kurtarın." Kesik kesik söylediği o cümleyi Ferit hemen anladı. Onun cebinden dediği programı açtı. Ama yüzünün rengi attı birden. Beren'in arabası duruyordu. Bir an içini korku esir aldı. Kaçan bir insan neden dururdu ki? Konumu açtığında kendilerine olan mesafesi biraz vardı. Hemen yanına getirdiği korumalardan birilerini alıp arabanın olduğu konuma geldi. Geldiğinde ise beyninden vurulmuşa döndü. Zira arabanın kapıları açık etrafında yöresinde kimse yoktu. Adamları temkinle arabadan indi.
-"Siz arabada kalın efendim olası bir saldırıya karşı." Ancak Şevket'in sözünü dinlemedi.
-"Kızım ortada yokken ne saldırısı Şevket. Canım önemli değil. Önemli olan kızım." Belindeki silahı çıkardığı gibi arabadan indi. Koşarak kızının arabasına geldiğinde kocaman bir boşluk karşıladı onu. Sadece sürücü koltuğunun üstünde kanlı bir kağıt parçası vardı. Yüreğindeki acı büyüdü. Korkuyla notu alıp açtı ve okudu.
-"Senin vermeyi reddettiğin haracı ben kızına kestim Ferit Bozoğlu. Bundan sonra hesabı ondan alacağım. Kızını bulamayacaksın. Benim kızlarımı ihbar etmenin bedeli olarak say. Bana çalışıp zararımı misliyle karşılayacak. Bundan sonra akıllan ve bana itaat et aksi takdirde ailenden hiçbir kimsenin kellesi gövdesinde kalmayacak." Elindeki kağıt yere düşerken eli kalbine gitti. Çiçeği gitmişti...