SUSKUN YÜREKLER

1285 Words
İnsanın yüreği her zaman ona gideceği yolu fısıldar. Öyle ki bu yol yanlış olsa da hayatımızda önemli ve vazgeçilmez dönüm noktaları için bir referanstır. Yüreğinin götürdüğü yere git ya da yüreğinle yola çık diyerek hayatımızda yer eden kelimelerin anlatmak istediğini doğrular gibi. Ama her zaman yüreğimizin peşinden gidemeyiz çünkü yüreğimizde biriken öfke ve intikamın bizi götüreceği yerde karşımıza çıkan her zaman mutluluk ya da huzur olmayabilir. İç güdülerime güvenen biri olsam da yüreğimi körü körüne takip eden biri hiç bir zaman olmamıştım. Kararların tüm varlığımla şekillenip aklımın süzgecinden geçtikten sonra hayat bulurdu. Ailem öldüğü zaman bana duygusal düşündüğümü ve işimden bu duygusal yoğunlukla vazgeçmemem gerektiğini söyleyenler beni tanımayanlardı. 20 yıl boyunca mesleğimi severek yapmıştım ama hep bir yanım eksik kalmıştı. Hayatına dokunduğum pek çok genç kadar elimden kayıp gidenlerde olmuştu. Ailemi kaybettiğimde yeniden mesleğime dönecek gücü kendimde bulamamıştım. İlk yıl sadece aylıksız izne ayrılıp kendimi dinledim. Bu zaman diliminde fark ettim ki çaresizlik ile yeniden boğuşmak istemiyordum. Hayatına dokunduğumdan daha fazla gencin yaşamdan kopuşuna şahit olmuştum. Üstelik ne kadar çabalarsam çabalayayım onları vardıkları uçurumun kenarından alamamak yüreğimde en büyük yaraydı. Bu çaresizlikle sınanmak hayatımın geri kalanında tek başıma savaşmak istemediğim bir durum olduğundan mesleğimden ayrılmıştım. Önceleri ailemin varlığı bana devam etme gücü verirken onları kaybettiğimde kendimi yalnız ve güçsüz hissetmiştim. Şimdi onların yanına giderken yine hayatımda kayıp giden gençler vardı ve ben hala bunları durduracak cevapların tamamına sahip değildim. Sadık ile yan yana mezarlığa girdikten sonra ailemin yanına gelene kadar havadan sudan oluşan ufak sohbetimiz dışında konuşmadık. Mezarlık, beş eski mahallenin ortasında kalan eski bir alandı. Her tarafı yemyeşil ve huzur vericiydi ama mahalleye yeni gelenler için durum ne yazık ki böyle değildi. Pek çok bahane üretildi, "Mezarlıklar çocukların psikolojisini kötü etkiliyor.", "Mezarlıklara kimin girip çıktığı belli değil.", " Şehrin ortasında mezarlığın ne işi var, insanın ruhunu boğuyor." bu ve bunun gibi nice bahaneler. Ama bu bahaneleri sunanların unuttuğu çok önemli bir gerçek vardı: " İnsana ölüp gidenlerden değil yaşayanlardan zarar geldiğiydi." Bu arada yanımda sakin sakin yürüyen Sadık'a takıldı gözüm. Gençti, ya yirmilerinin sonunda ya da otuzlarının başında. Ama gözlerinin altındaki morluklar ve yüzünde yer eden yara nedeniyle yaşından büyük gösteriyordu. Elmacık kemiğinin üzerinden başlayıp çenesinin başlangıcına kadar inen derin yara ona ürkütücü bir hava veriyordu. Neriman, Sadık için hapishane kaçkını tabirini kullansa da ben o yaranın bıraktığı izden küçük yaşta oluştuğunu anlayabiliyordum. Omuzları düşük yürürken sanki yılların yükünü taşıyormuş gibi duran Sadık, kumral saçlarının sıklığı ile hem ifadesini hem de gözlerinin eşsiz rengini saklıyordu. Vardı bir hikayesi mutlaka, ruhunu ezen hayatını ona zindan eden ama kimsenin sorduğunu sanmıyorum. İnsan oğlu işte kendi derdini anlatmak için çırpınırken başkasına kör olabiliyordu. Sadık normal Türk erkeğinin standartlarından uzundu ama duruşunun kamburluğu onu normale yakın bir boyda gösteriyordu. Yakışıklı bir gençti ama bunu kapatan pek çok etkene de sahipti. Ailemin mezarı başına geldiğimizde yan yana duran mezarların arasına yaptırdığım küçük oturağa yöneldim. Tabureyi silmek için çantamdan bir mendil çıkardım. İşimi bitirdiğimde yavaşça tabureye oturduğumda Sadık'ın sesi kulaklarıma doldu. " Hocam ben sizi yalnız bırakayım konuşacaklarınız vardır." " Sağ ol Sadık ama bu gün kelimeler ailem için suskun." Sadık, dudaklarını birbirine bastırıp karşıma dikildi. Yüzünde anlamlandıramadığım bir hüzün ile bana baktı. " Neden hocam, buraya onlarla konuşup içini dökmeye geldin. Kelimelerini ne susturdu?" Yüzümde kırık bir tebessüm oluştu. Bu sıralar yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım benim hüznümü gölgede bırakıyordu. Onların yanına içimi dökmeye gelmiş olduğum günlerden farklı olarak bu gün minnetimi sunmaya gelmiştim. Bana verdikleri yaşam, huzur ve mutluluk dolu yıllar için. Gördüklerim bana ailemin değerini bir kere daha göstermişti. Hapsedilmiş hayatlar ve kırık umutların gölgesinde yaşamdan koparılan o genç hanımlar yaşadığım yılların değerini daha iyi anlamamı sağlamıştı. Yüzümdeki tebessüm huzurla harmanlanırken Sadık'a döndüm. " Bu gün beni bıraktıkları için sitem etmeye değil bana verdikleri için teşekkür etmeye geldim Sadık. Şu iki ayda gördüklerin yaşadığım yaşamın değerini gösterdi bana. Ailem yaşadıkları zaman içinde bana her zaman özel olduğumu hissettirdiler. Bu hayattan gittiklerinde ise geride benim için yaşayacak bir hayat bıraktılar. Yanımda olmadıkları için hala üzgünüm ama artık hüznümü sırtımda kambur etmemeye karar verdim. Zira onlarda bunu istemezlerdi." Sadık karşıma, mezarları gören kaldırıma oturdu ve bakışlarını bana çevirdi. Gözlerinde anlamını tam olarak bilmediğim bir bakış vardı. Huzur, karmaşa belki de biraz imrenme... " Sen de, sana sahip oldukları için ailende çok şanslılar hocam." " Teşekkür ederim Sadık. Peki ya senin ailen." Sadık'ın yüzündeki tebessüm yavaşça kırılsa da gülüşünü bozmadı. Belki bu soruyu beklemiyordu belki de verecek cevabı hiç düşünmemişti. Derin bir nefes alıp gülüşünü düzeltti. " Annemi uzun zaman önce kaybettim, babam ... o da yakın bir zamanda hayata gözlerini yumdu." " Onları özlüyor olmalısın." Sadık, yüzündeki tebessümle başını eğip derin bir iç çekti. Çoğu kişi için görünmez olan bu adamın pek çok acıya şahitlik ederken kendi acılarını heybesinde sakladığını görüyordum. Gözlerinde hüzün yüzünde eksik olmayan tebessümü ile başını kaldırıp bana baktı. " Annem, onu pek fazla hatırlamıyorum ama onunla ilgili anılarıma bakınca hasta olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Babam ise çok başka bir adamdı, annemi de beni de çok sevdi. Ama en çok da annemi..." Sesi konuşmasının sonlarına doğru titrediğinde durdu ve hafif bir öksürükle boğazını temizledi. " Annem öldüğünde... nasıl anlatsam yıkıldı evet ama rahatladı da. Bilmiyorum belki bana öyle gelmiştir. Yine de şimdi düşününce annem acılarından kurtuldu diyebilirim. Umarım gittikleri yerde mutludurlar artık." Cümlesini tamamlamadan buğulanan gözlerinden bir damla yaş firar etti. Söylenecek hiç bir cümle karşımdaki kişinin acısına merhem olmayacağı için sustum ve bir süre mezarın başında birlikte sessizce oturduk. Yaşananları düşündüğümde içimde oluşan ve cevabını zaten bulduğumu fark ettiğim soruların huzursuzluğu vardı. Bu kızlar kendi istekleri ile kendi hayatlarından vazgeçmişlerdi. Onların yaşadıklarını ve yaşlarını düşündüğümde bu taşınamaz yük ile buldukları çözüme kızamıyordum. Belki başka biri olsa " Bir yolu bulunurdu neden hayatlarına son verdiler?" diyebilirdi ama ben yaşayabilecekleri olayların devamında destekleri olmadan bir yol bulamayacaklarını ne yazık ki tecrübelerimden biliyordum. Düşüncelerim beni boğarken sessizliği telefonumun sesi bozdu. Çantamı açıp içinden çıkardığım telefonun ekranında Dursun ismini görünce endişe ile kaşlarım çatıldı. Vakit kaybetmeden telefonu açtığımda reisin gergin sesi endişemi arttırmıştı. " Melek neredesin?" " Mezarlıktayım reis ailemi ziyarete geldim." Telefonda kısa bir sessizlik olsa da bu çok uzun sürmedi. Dursun soğuk ve keskin bir sesle söyledikleri ise yüzümdeki huzuru yok etmeye yetmişti. " Melek, Şule'nin gittiği sohbet evinden sorumlu olan kadının kardeşi ölü bulunmuş. Orada bekle seni almaya geliyorum." Ben tam cevap vereceğim sırada telefon kapanınca öylece kalakaldım. Bunun bizim davamızla ilgili olduğunu anlasam da bu reisin endişesini anlamamı sağlamıyordu. Yüzümdeki ifade endişe verici olmalı ki Sadık'ın ürkek sesi ile kendime geldim. " Hocam, kötü haber mi?" " Bilmiyorum Sadık, ama iyi haber olmadığı bir gerçek." Cümlem biter bitmez hızla oturduğum kürsüden kalktığımda Sadık'ta ayaklandı. Normalde daha uzun kalırdım ama hem reisin sesindeki endişe hem de merakım beni harekete geçirmişti. Sadık ile birlikte mezarlık yolunu geçerken gördüğüm reisin siyah pikabı ile ikimizde durduk. Reis hızla aracından inip yanıma geldi ve ellerini omzuma koyup bakışlarını bedenimde gezdirdi. Hasar kontrolü yaptığını anlasam da bu bana çok mantıksız geliyordu. " Çok şükür bir şeyin yok." Bu abartılı endişesine anlam veremediğim için şaşkınlık içindeydim. Şu ana kadar yaşanan olayların cinayet olmadığı ve şüphelinin sadece dikkatimi çekmeye çalıştığı aşikardı. Peki reisin şu anki korkusunun nedeni ne olabilirdi ki? Düşüncelerim beni ele geçirirken elimi omzumu tutan reisin koluna atarak: " Dursun, sakinleşir misin lütfen? Az önce telefonla konuştuk bir şey olsa söylerdim. Ne bu telaşın?" dediğimde omzumu hafifçe sıkarak geri çekildi. " Melek, bu davadan uzaklaşman gerek artık." " Neden?" " Çünkü, bu sefer bulunan ceset intihar etmemiş vahşice öldürülmüş." Anlamaz bir ifade ile reise baktığımda derin bir iç çekip: " Bulunan ceset döverek öldürülmüş, ardından ceset temizlenmiş ve üzerinde bıçakla kazıyarak yapılmış gün doğdu çiçeği damgası vardı. " dedi. Duydukları ile tüm düşüncelerim alt üst olurken artık aradığımız kişinin bir şeyler anlatmaya çalışan bir mağdur olduğu kadar cani bir intikamcı olduğu da kesinleşmişti. Peki intikamını aldıysa kızları neden sergileme gereği duymuştu ki?..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD