The Judge From Hell, Run Away
Akıl Hastanesi, Birinci Hafta
Hastalar, öğle saatinden sonra bahçeye çıkarttırılmışlardı. Cedric, ilk günündeki hemşirenin zoruyla dışarı çıkmış, me yapacağını bilemeden elleri cebinde ne yapacağını bilemez bir şekilde duruyordu.
Yanından geçen hastalardan biri “Kaç yaşındasın sen?” Diye sordu. Yaşlıca bir kadındı. Buruş buruş olan elleri kahverengi bir bastonu tutuyordu. Kadının üzerinde beyaz bir elbise, ayağında da elbisesiyle aynı renk bir terlik vardı.
“17 yaşındayım teyze.” Dedi Cedric sakince.
Kadın, onu baştan aşağı süzdü. “Gençsin daha.” Dedi pürüzlü sesiyle. “Neden buradasın oğlum?”
“Suçum olmamasına rağmen buraya kapatıldım.” Dedi adam. Sesi bu sefer sakin değildi, titremişti. Dostunun ettiği ihaneti hatırladığında dişlerini sıktı.
“Suçun olmasaydı burada olmazdın, oğlum.” Dedi kadın gülümseyerek.
“Ya üzerime suç atıldıysa?” Diye sordu adam biraz öfke biraz da merakla. Akıl hastanesinde olduğu bir hafta boyunca uzun uzadıya düşünmüştü, buradaki herkese ‘Ben bir şey yapmadım.’ demek sadece boş laftı. Her ‘Ben deli değilim.’ deyişinde hemşirelerin acıma dolu bakışlarına maruz kalıyor, aynı şekilde diğer hastalar da ona alayla bakıyordu.
Buraya gelişinin beşinci gününde, ortak yemek alanında Andrew isimli bir şizofreni hastasıyla kavga etmişti. Adam Cedric hakkında bir şeyler uydurmuştu, ardından ona “Sen hastasın!” Diye bağırmıştı. "Sen küçük bir kızı öldürdün, sen hepimiz için tehlikelisin. Seni koğuşa tıkmalılardı! Ruh hastası!”
Cedric’in hakkında söylediği tek doğru şey, onun küçük bir kızı öldürmüş olmasıydı. Buradaki hastalar, dışarıda oldukları süre boyunca kimseye bir zarar vermemişlerdi, bu yüzden daha tek kelime konuşmadıkları Cedric’den uzaklaşmışlar, küçük bir kızı öldürebilecek bir vicdanı olduğu için onu yargılamışlardı.
Aslında Cedric hiç kimseye bile isteye zarar verecek biri değildi. Okulda ettiği tek tük kavgalar dışında kimseye elini dahi kaldırmamıştı. Lina ile ilişkisi de güzeldi, sevgilisine bir kez olsun bağırmamış, onu hiç kırmamıştı.
Mahkemede Cedric’i de böyle savunmuşlardı. Avukatı, “Müvekkelim, ömrü hayatında hiç kimseye duygusal ya da fiziksel olarak bir zarar vermemiştir. Yalancı tanıklık yapılmıştır. Cedric Cyrus, bahsi geçen küçük kızı öldürmemiştir.”
Lakin tanıklık yapan kişi Cedric’in en yakın arkadaşı Nico’ydu.
İfadesine göre Nico, işi bitince arkadaşının evine uğramak istemişti. Kapıda Lina ve Cedric’in ayakkabıları olmasına rağmen kapıyı açan olmamıştı. Nico yedek anahtarın yerini biliyordu, bu yüzden içeriye girebilmişti. Evin içinde ağır bir koku hissetmiş ardından depodan gelen sesleri duyarak aşağıya yönelmişti.
Demir kapıyı açtığında evdeki koku daha da ağırlaşmıştı. Önce Lina’nın ağlayan sesini duydu, hızla içeriye girdiğinde Cedric’i duygusuz gözlerle sevgilisini izlerken görmüştü. Lina, küçük bir kızın elini tutuyor, başında ağlıyor ve arada Cedric’e bağırıyordu.
Evdeki kokunun sebebi, Cedric’in öldürdüğü kızın cesedinin kokusuydu.
Nico gördüklerinin şokuyla donakalmıştı. Cedric gözlerini sevgilisinden ayırdığında en yakın arkadaşını ona korku ve öfkeyle bakarken görmüştü.
“Nico!” Diye bağırdı Cedric, ellerini arkadaşının omzuna koydu ve onu sarstı. “Ben yapmadım!”
Lakin Nico ne gördüğünü biliyordu. Bu yüzden ağır hareketlerle telefonunu çıkardı. Polisi ararken Cedric ona “Ben yapmadım!” Diye bağırıyordu. “Nico! Yemin ederim ben yapmadım! Neden bana inanmıyorsun?”
Yaklaşık yirmi dakika sonra Nico, arkadaşının, evinden kelepçelerle çıkarılışını izlemişti.
Lina, gelen ambulansla hastaneye kaldırılmıştı ve o günün akşamı ortadan kaybolmuştu.
——•——
Nico’nun Gözünden
Gözlerim tedirginlikle önce kardeşimi, sonra en yakın arkadaşlarımı buldu. Oynayacağımız oyun, beni korkutmuştu. Arkamda bırakmak istediğim bir geçmiş vardı ve bu oyun, üzerine toprak attığım geçmişi yeniden gün yüzüne çıkaracaktı. Ne demişti o ses?“Girdiğiniz odadaki her eşya belirli bir anıyı simgeler. Kendinizle ilgili olan üç eşyayı bulduğunuzda oyunu geçersiniz. Süre dolduğunda hâlâ eşyalarını seçemeyen grup elenir.”
Oyunu süre ile oynayacaktık, bu demek oluyordu ki bu alanda beklediğimiz sürece süremiz boşa gidecekti.
“Hadi Ivy.” Dedim kardeşime, önce genzimi temizlesem de sesimin boğuk çıkmasına engel olamamıştım.
Diğerleriyle göz göze gelmedim, muhtemelen hiç kimse birbirinin gözüne bakamadı. Hepimiz sırasıyla kapıdaki ekranlarda hangimizin ismi hangi kapıda yazıyorsa o kapıya ilerledik.
“Hey, millet!” Dedi Ezra, hepimiz odalara girmeden önce. “Yaşayın, olur mu?”
Bu soruyu alayla sorsa da hissettiği son şeyin alay olduğunu biliyordum. Ronan, Ezra’nın ensesine elini geçirerek “Yürü, zevzek.” Dedi. “Birazdan muhtemelen ölebileceğimiz bir oyunu oynayacağız, sen hala boş konuşma peşindesin.”
Ezra arkadaşına homurdanarak onu odaya itti, ardından kendisi girdi.
Kardeşimin elini tutarak, onunla beraber odaya girdim.
Önümüzde bir koridor uzanıyordu, yanıp sönen lambalar vardı ve oldukça korkunç gözüküyoru. Hafif bir koku duyumsadım önce, bu kolu iki yıl önce aldığım koku gibiydi.
Ivy ile sessizlik içinde koridorun sonuna kadar yürüdük. Hissettiği gerginliği de korkuyu da hissedebiliyordum.
Karşıma ne çıkacağını ya da bize ne olacağını bilmiyordum ama kardeşime zarar gelmesine izin vermeyecektim.
Koridorun sonuna yaklaştıkça aldığımız koku da artıyordu. Kardeşim eliyle burnunu tutarak “Ne kokuyor burası böyle?” Dedi yüzünü buruşturarak. Boş olan diğer eliyle de burnunu kapatmıştı, etrafa tiksinir bakışlar atıyordu.
“Bilmiyorum.” Diye yanıtladım onu lakin biliyordum. Burası ceset kokuyordu.
Koridorun sonunda bir merdiven vardı, hızlı adımlarla indiğimizde demir bir kapıyla karşılaştık. Kardeşim kapının kolunu çevirdi ve kapı gıcırdayarak açıldı.
Girdiğimiz yeni oda, bir hapishane gibi döşenmişti. Önümüzde dört tane parmaklıkla döşeli alan vardı, her biri ayrı bir hapisti. Hemen karşımızda, ne kadar süremizin kaldığını gösteren bir ekran yer alıyordu.
On beş dakikadan geriye sayaç başladığında, kardeşim hızlıca “Burada ne arayacağız biz?” Dedi. “Sen nezarete mi düştün? Hapisle ne alakan var?”
2 yıl önce Cedric, mahkemesi gelene kadar tutuklu yargılanacaktı ve onu bir hapishaneye kapatmışlardı.
“Benim alakam yok.” Dedim hissettiğim gerilim ve korkuyla. Kardeşim kaşlarını çatarak alayla baktı bana. Doğruyu söyleyecektim. Hayatta kalmamız ve oyunu geçmemiz geçmişten daha önemliydi. “Cedric’in alakası var.” Dediğimde Ivy eski arkadaşımın adını anmamla kaşlarını kaldırdı.
“Ne arayacağımızı da biliyorsun o zaman.” Dediğinde başımı salladım.
“Bir tane kırmızı ip, bir kapüşonlu bir tane de,” deyip sustum.
“Bir tane de ne?” Dedi kardeşim, gözlerini etrafta gezdirirken.
"Beyaz bir kurdele.” Diye mırıldandım sessizce.
Cedric’in tutuklandığı ertesi gün, ifademi almak için polisler evimize gelmişti. Annem, kaşlarını çatarak “Kimle kavga ettin bu sefer?” Dediğinde ona cevap verdim. “Cedric tutuklandı anne. Şahitlik yapmam için çağırıyorlar.”
Babam bizi arabayla takip edeceğini söyleyerek garajdan arabayı çıkarmaya gitmişti. Ivy evde değildi, arkadaşı Arielle ile beraber dışarıdaydı.
Karakola geldiğimizde beni telaşlı bir ortam karşıladı. Polislerin çoğu dört bir yandan koşturuyor bazıları da aceleyle ilerlerken telefonla konuşuyordu.
Beni sorgu odasına aldılar. Odada renkli olan tek bir şey yoktu, her şey gri rengindeydi. Odanın ortasına çelik bir masa konulmuş, iki yanına da sandalyeler yerleştirilmişti.
Başka bir görevli polis gelerek tam karşıma oturdu. “Merhaba Nico.” Dedi gülümseyerek. “Muhtemelen neden burada olduğunu biliyorsun.”
“Sanırım.” Dedim tereddütle. “Beni tanıklık etmem için çağırmadınız mı?”
“Bana biraz Cedric’ten bahsetmeni istiyorum.” Dedi adam, elindeki dosyaları karıştırarak.
“Tam olarak neyden bahsetmemi istiyorsunuz?” Dedim hissettiğim gerginlikle.
“Mesela, Cedric nasıl biriydi? Çabuk öfkelenir miydi? Birisine zarar verebilecek biri miydi?”
“Ne? Hayır.” Dedim hızla. “Çabuk öfkelenmezdi hatta hiç öfkelenmezdi. Hiç kimseye de bile isteye zarar vermezdi.”
“Bu kadar net konuşmanın nedeni nedir peki?”
“Çocukluktan beri arkadaşız Cedric ile.” Diye mırıldandım. “Doğrusunu söylemek gerekirse Cedric’in birini öldürdüğüne inanmıyorum.”
“Onu ihbar eden sendin.” Diye karşılık verdi polis, kaşlarını kaldırarak bana baktı. “Madem arkadaşın yapmadı, neden polislere arkadaşının cinayet işlediğini söyledin?”
“Şoktaydım.” Dedim hızla. Cedric’in evinde yaşananları hatırlayınca nefesimin daraldığını hissettim. “Bilmiyorum. Benim kaç yıllık arkadaşım o. Cedric yapmış olamaz.”
“Anladım.” Dedi adam sakince, elindeki kapıda birkaç not alarak. “Yardımın için teşekkür ederim Nico.”
“Cedric’i görebilir miyim?” Diye sordum birden. “Onu merak ediyorum.”
“Ne yazık ki göremezsin Nico. Şu an bir şüpheli hatta suçlu konumunda. Bu imkansız.”
“Lütfen. Sadece beş dakika.” Dedim yalvarırcasına. Ayağa kalkarak görevli polisle göz teması kurdum. “Lütfen. O benim en yakın arkadaşım.”
“Pekala.” Dedi komiser, elindeki dosyaları topladı. “Beni takip et. Yalnızca beş dakika.”
Nezarethaneye indiğimizde Cedric’in olduğu bölümü gördüm. Hızlıca, hatta koşarcasına, yanına gittiğimde onu gerçekten mahvolmuş bir halde buldum.
“Nico?” Dedi beni görünce şaşkınlıkla ayağa kalkarak. “Neden buradasın?”
“Seni merak ettim.” Dedim hızlıca. “Yalnızca beş dakikam var Cedric. Özür dilerim.”
“Evet, senin yüzünden buradayım.” Dedi sakince. “Ama bir suçum yok Nico. Buradan çıkacağımı biliyorum.”
“Seni ben çıkaracağım.” Dedim ona. Gözlerindeki güvenle bana baktı. Ona bileğimi gösterdim. “Sen benim kardeşimsin Cedric. Seni burada bırakmam.”
Bileğimde kardeşlik yemini ettiğimiz ve ikimizinde bileğinde olan kırmızı ince bir ip vardı.
“Biliyorum.” Dedi gülümseyerek. Gözleri dolmuştu, parmaklıklara yaslanıp bana yeniden baktı.
“Sana bir şey vereceğim.” Dedi. Cebinden bir kurdele çıkardı. “Bunu lütfen Arielle’ye ver.”
“Tabii ki.” Dedim gülümseyerek. Kurdeleyi elinden alırken Cedric’in ellerinin ne kadar soğuk olduğunu fark ettim.
Üzerimdeki kapüşonluyu çıkarırken bana ne yaptığımı anlamaya çalışırmış gibi baktı.
Sweatimi ona uzatırken “Üşümüşsün.” Dedim. Ardından gülümseyerek “Çıkınca bana geri verirsin.”
“Tabii ki.” Dedi beni taklit ederek. Kapüşonlumu üzerine geçirdi. “Sağ ol Nico.”
“Buradan çıkacaksın.” Dedim ona güven verircesine. “Seni buradan çıkaracağım kardeşim.”
Cedric oradan çıktı. Ama bu sefer hapis olacağı yer akıl hastanesiydi.
“Pekala.” Dedi Ivy. “Etrafı aramaya başlayalım.”
İkimizde etrafı aramaya başladık. İçimdeki gerilim ve anıları hatırlamanın getirdiği hüzün artıyordu.
Sayaca baktığımda geriye on dakikamız kaldığını gördüm.
Kardeşim, başka bir parmaklığın içine girdiğinde çıkan bir ‘klik’ sesiyle hızla onun tarafına döndüm.
Kardeşim parmaklıkların arkasına kilitlenmişti.
“Ivy!” Diye bağırdım dehşetle. Hızla kapıyı ittirdim. Elde ettiğim şey hiçbir şeydi.
“Abi!” Dedi kardeşim, sesindeki korkuyu hissedince daha sert çektim parmaklığı.
“Seni buradan çıkaracağım kardeşim.” Dedim onu sakinleştirmek için. “İlacın yanındaydı değil mi? Onu sık abim. Hiçbir şey olmayacak.”
Kardeşim ilacını kullanırken ben de onu oradan çıkarabilecek bir anahtar ya da işime yarayabilecek herhangi bir şey aramaya başladım. Ama yeterli ışık yoktu, aradığım kadarıyla da işime yarayacak hiçbir şey bulamamıştım.
Korku ve endişe bedenimi ele geçirirken Ivy’nin de hızlanan nefeslerini, etrafı karıştırırken çıkardığı sesler duyuyordum.
“Abi!” Diye seslendi bana, ben tüm parmaklıkları hızlıca kontrol ederken. “Beyaz kurdeleyi buldum!”
Bileğimdeki kırmızı ipi çıkarmak istemiyordum. Ümit ettiğim şey, etrafta herhangi bir kırmızı ip olmasıydı.
Ama kardeşimin önce oradan çıkması gerekiyordu.
Sayaca baktığımda sadece beş dakikamız kaldığını gördüm, bu beni daha da telaşlandırırken kardeşim de yerinde duramıyordu.
“Abi sakinleş.” Dedi kardeşim telaşla. Son dört dakikamız kalmıştı.
“Nasıl sakinleşeyim?” Diye bağırdım öfkeyle. “Sen orada kaldın!”
“Görüyorum onu!” Diye çıkıştı bana sertçe. “Telaş etmeden ara etrafı! Bu endişeyle sadece bir şeyleri gözden kaçırırsın.”
Sayaçtan çıkan sesler bizim nefes seslerimize karışıyor, zaten gergin olan ortamı daha da gerginleştiriyordu.
“İp bulamadın mı?” Dedim Ivy’ye bakabileceğim her yere bakmıştım. Lakin ne ip, ne bir kıyafet ne de kurdele bulabilmiştim.
“Bulduğum tek şey kurdele.” Dedi sakince. Elimizden daha fazlası gelmiyordu, ben de her yere bakmıştım ama aradıklarım yoktu.
“Benim ipimi kullanabiliriz.” Dedim birden, her ne kadar arkadaşımdan kalan son hatırayı bırakmak istemesem de hem kardeşimin hem de benim hayatım için onu kullanmak zorundaydım.
“Başka bir şey yok mu?” Dedi kardeşim sesinde belirgin bir korkuyla. “Abi son yedi dakikamız kaldı! Gerçekten yok mu hiçbir şey?”
“Bulamıyorum Ivy!” Diye bağırdım, yumruğumu parmaklıklara geçirerek. “Seni buradan çıkarabileceğim hiçbir şey yok!”
“Bağırma!” Dedi öfkeyle, belli etmese de onun da korktuğunu biliyordum. “Ölmeyeceğim aptal! Bakmadığın tek bir yer kaldı mı?”
“Ölmeyeceksin zaten.” Dedim ters ters. Ardından “Her yere baktım. Tek eksiğimiz kapüşonlu.”
“Üzerindeki kapüşonluyu çıkart!” Diye karşılık verdi bana. Evet, bir şey bulamadığımıza göre üzerimizdeki eşyaları kullanabilirdik. Kapüşonlumu çıkartınca “Bana ver.” Dedi Ivy.
“Ne yapacaksın?” Diye sordum.
“Giymeyeceğim herhalde abi.” Dedi kardeşim tersçe. “Şurada bir bölme buldum. Galiba bulduğumuz eşyaları buraya koyacağız. Uzat bana şunu.”
Hızlıca dediğini yaptım ve kapüşonlumu ona uzattım. Kardeşim bulduğumuz üç eşyayı da oturakların önündeki bir bölmeye koydu.
Kapının yeniden çıkardığı klik sesi ile kilidin açıldığını anlamıştım. Kardeşim eşyaları orada bıraktı. Hızlı adımlarla tıkıldığı yerden çıktı.
Onu kendime çekip sıkıca sarıldım, bir an burada kalıp ölme ihtimali beni korkutmuştu.
Derken sayaçtan gelen bir sesle ikimizindedikkati sayaca döndü.
Son yirmi saniyemiz kalmıştı.
İkimizde birbirimize baktık, kalan son gücümüzle girdiğimiz odadan çıkmak için koşmaya başladık.
Koridorda son hız koşarken arkamızda sanki bir fıskiye açılmış gibi bir sesin geldiğini duydum.
Oyunu tamamlamıştık ve oynadığımız alandan çıkmak için kapıya geldiğimizde, kardeşim hızla kapıyı açtı. Yüksek kuvvetle açılan kapı geriye doğru çarparak gürültü çıkardı. Kardeşim kendini odadan dışarı atarken ben de onun peşinden çıktım.
Üzerime bir damlanın sıçradığını hissettim. Damla, tenimi yakarken engel olamadığım bir inlemeyle kendimi yere fırlattım.
O çıkan seslerin nedeni asit miydi?
Bizim çıkmamızla diğer kapıların da açılması bir oldu.
Tek bir kapı dışında.
Zara ve Elara çıkmamıştı ve süre dolmuştu.