Hilal..
Eve vardığımda Ebru da bizdeydi. Avluda beni görünce koşarak gelip boynuma sarıldı "bebeğim nasılsın, sınavın nasıl geçti?"
"çok güzle geçtiğini düşünüyorum insAllah hayal kırıklığına uğramam ya." "Takma kafaya güzel geçtiğini düşünüyorsan öyledir, hem çok çalıştın güzel geçsin bir zahmet"
"Ebruu yapma ya"
"tamam tamam şaka yaptım"
Ebru da iki yıl önce sınava girmişti ve şuan da işletme ikincisi sınıf öğrencisi. Üniversite yıllarını bir daha mı geleceğiz dünyaya diyip dolu dolu yaşıyor ve ben herzaman ki gibi onun bu enerjisine ve hızına yetişemiyorum. Birlikte avludaki sedirlere ilerlerken bizimkilerin yanında Miran abiyi de gördüm belli ki oda merak edip gelmiş.
Beni görünce "nasılsın Hilal sınavın nasıl geçti?" diye sordu. Tebessüm edip "sağol Miran abi iyim, sınavım da çok güzel geçti inşAllah yarın ki sınavım da böyle geçer."
Bana içten bur şekilde gülümseyip "ben sana inanıyorum yarın da sınavını başarıyla tamamlayıp çıkacaksın." onun bana olan bi güveni içimin sıcacık olmasını sağlıyordu sanki o bana güvendiği sürece herşeyi başarırmışım gibi.
Nenemin yanina oturup kolunun altına girdip kafamı göğsüne yasladım saçımı okşarken elindeki tespihi şakırdatıp başını hafifçe kaldırdı, o kısık gözleriyle Miran’a bakıp
"Hele bakın hele," dedi sesi kısık ama etkiliydi. "Miran Ağa, Hilal’in sınavını kendi meselesi yapmış. Aferin, kardeşine sahip çıkmak böyle olur."
Miran hafifçe boğazını temizledi, belli ki bu kadar dikkat çekmek istememişti. "Çok emek verdi çalıştı emeklerinin karşılığını almasını istiyorum. Hem..." diye sustu, gözleri bir an benim gözlerime kilitlendi. "...Hilal istediği sürece herşeyi başarır elinden hiçbir şey kaçmaz, o azimlidir."
kalbimin hızlanması normal mi? Miran ilk defa bana bu kadar doğrudan, sanki bir yetişkinmişim gibi bakıyordu. sesimdeki heyecanı bastırmaya çalışarak.
"Daha çok çalışmam lazım Miran abi, daha yolun başındayım. Hem belki bir bakmışsınız hemşire olayım derken tıp fakültesi için ter döküp doktor olurum, değil mi?"
Bu sözler üzerine avluda kısa bir sessizlik oldu. Ebru, şaşkınlıkla bana baktı. Miran ise hafifçe gülümsedi ama bu seferki gülümsemesinde başka bir anlam vardı; sanki benim bu hırsım hem hoşuna gidiyor hem de onu biraz şaşırtıyordu.
Miran, başını hafifçe yana eğerek. "Doktor mu? doktor mu olmak istiyorsun Hilal?"
"Neden olmasın?" diye atıldı Ömer, oturduğu sedirden kalkıp omzuma kolunu attı. "Benim ablam isterse her şeyi yapar. Değil mi abla?"
Ömer’in bu sahiplenici tavrına gülümsemeden edemedim. "Tabi ki ablacım siz böyle bana güvenip arkamda durduğunuz sürece ben herşeyi başarırım"
gözlerim hala Miran’ın üzerindeydi. Miran’ın bakışları, hemşire olamak istideğimi söylediğim o günden beri biraz daha samimi ama aynı zamanda sorgulayıcıydı.
"Hadi bakalım," dedi Miran, oturduğu yerden kalkarken. Ellerini birleştirerek bakışlarını önce sedirde oturan, başı yazmalı, elinde gümüş bir tespih çeviren neneme, sonra da biraz ileride işlerle meşgul olan anneme çevirdi sesi hem saygılı hem de kararlıydı.
"Daye, Turna teyze" , annem başını kaldırıp Mirana baktı. yanıma gelip, bir eliyle hafifçe beni işaret ederek söze girdi " diyorum ki kızları dışarı çıkarayım Ebru finallere Hilal de sınava çalışırken baya strese girdi. Müsaade ederseniz, çarşıya, Gümrük Hanı’na götüreyim. Bir çay içip hava alsınlar, kafaları dağılsın. ikisine de moral olur."
Nene, gözlerini kısıp ikimize birden baktı. Sessizlik birkaç saniye uzadı, avludaki havuzun sesi bile bir anlığına kesildi sanki.
"Gitsin," dedi Nenem, sesi pürüzlü ama yumuşaktı. "Keçamın yoruldu, yüzü sarardı. Miran, emanetimdir sana; dikkatli olun, akşam ezanına kalmadan da dönün."
Annem ise hafifçe başını sallayıp "Gidin bakalım, ama Dayenin de değdiği gibi çok geçe kalmayın."
Miran hafifçe başını eğerek "Başım üstüne," dedi. Sonra bana dönüp, "Hadi Hilal, Daye'den de izin çıktığına göre gidebiliriz," dedi. İzin çıkana kadar sedirde ağırbaşlı oturmaya çalışan Ebru yerinden bir fişek gibi fırladı. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu.
"Oley! İşte benim abim! İşte benim canım ağam!" diye sevinçle bağırdı. Sonra hızla nenemin yanına gidip iki eliyle onun yanaklarını kavradı ve kocaman bir öpücük kondurdu. "Daye’lerin en güzeli, en akıllısı, en büyük hanımağası sensin! Sen olmasan biz ne yapardık iyi ki varsın!"
Nene, Ebru’nun bu deli dolu haline hafifçe gülümseyip, "Deli kız, hiç yerinde durmazsın ki! Git, git de biraz hava al, beynin açılsın, mektebin de iyi geçsin," dedi ama sesindeki o gizli şefkati herkes duyabiliyordu.
Ebru, nenemin ellerini bırakıp anneme döndü, önünde bir reverans yapar gibi eğilip, "Turna teyze akşam ezanına kalmadan, çarşının tozunu attırıp geleceğiz, söz!" diyerek şaklabanlık yapmaya devam etti.
Miran, kız kardeşinin bu cıvıl cıvıl haline bakarken, bana dönüp hafifçe göz kırptı. Şimdi niye böyle birşey yaptı ki ve en önemlisi ben neden yüzümün yandığını hissediyordum.
Bende önce nenemin yanaklarından kocaman öpüp daha sonra Turna sultana sıkıca sarılıp "sultanım akşam yemekte görüşürüz" diyip Ebru'nun yanına ilerledim
Ebru, koluma girip çekiştirerek kapıya doğru yöneldi. "Hilal, çabuk ol! Abim arabayı çalıştırdı bile valla bak son dk karar değiştirip bizi bırakıp gider ha" onun bu enerjisiyle gülmekten kendimi alamadım. Konağın kapısından çıkıp arabaya binerken Miran hızla yanıma gelip ön koltuğun kapısını açtı Ebru "abi biz Hilal'le arkada oturacağız" diyip arka kapıyı açıp binmemi bekledi, şu anda ikisi arasında kalmıştım. Mantıklı olan tabikii de Ebru ile arkada oturmaktı.
arkatarafa geçince Ebruda yanıma geçti Miran hala olduğu yerde ayakta bekliyordu Ebru vamdan kafasını çıkarıp "abi hadi seni bekliyoruz"
Miran arabanın kapısını sertçe kapatıp ifadesiz bir şekilde şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Ebru arabanın içinde bir o yana bir bu yana hareket edip şarkılar mırıldanmaya başlarken, gözlerim Miran’a kaydı. O da , dikiz aynasından Ebru’yu bakıp, onun bu hallerine yüzünde nadir görülen o içten tebessümlerinden biriyle gülümsedi.
Araba konağın taşlı yolundan çıkıp asfalt yola girdiğinde, Urfa’nın kavurucu öğlen sıcağı camın ötesinde titremeye başladı. Ebru, neşeyle kıpırdanıyor, radyonun sesini hafifçe açıp ritim tutuyordu.
Bir süre sonra dönüp abisine baktı, gözlerinde o muzip ışık yandı sesini bilerek biraz şen şakrak tutarak "Abi biliyorsun Hilal bu sınav için çok emek verdi. Hemşirelik hayali de cabası. Şimdi bu kızcağız büyük bir başarıya imza atacak, biz eli boş öyle kuru kuruya mı tebrik edeceğiz. Hani bir 'başarı hediyesi' falan olsa, fena mı olur?"
Ebru’nun bu çıkışıyla yerin dibine girdiğimi hissettim "Ebru! Saçmalama, ne hediyesi? Benim için asıl hediye şu an benimle birlikte olmanız bana destek olmanız, yeterince şımardım zaten."
Ebru elini "aman canım" der gibi sallayıp "Sen sus hele! Abim KURT Aşireti'nin ağası, bir sınav başarısına hediye mi veremeyecek?"
Miran direksiyonu tek eliyle kontrol ederken, dikiz aynasından Ebru’ya bakıp hafifçe güldü. Gözleri bir anlığına aynada benim gözlerimle buluştu hemen bakışlarımı camdan dışarı, tozlu ovalara çevirdim ama Miran’ın sesindeki o tonu farketmiştim.
"Ebru haklı," dedi Miran, sesi sakindi ama içinde bir yerlerde ciddi bir ifade gizliydi. "Senin azmin, bizim de aşiretin de gururudur Hilal. Ne istersin? Çarşıda neye gözün takılırsa, çekinme söyle. Ben yanında olduğum sürece, senin hak ettiğin her şey benim boynumun borcudur."
Ebru hiç istifini bozmadan devam etti. "Bence şöyle şık, zarif bir elbise yada güzel anlamlı bir saat veya böyle göz alıcı bir pırlanta yakışır ona!" Ebru'nun dediği ile tükürüğüm boğazımda kaldı ben kıpkırmızı olmuş şekilde nefes almaya çalışırken Ebru sırtımı sıvazlayıp "tamam tamam heyecan yapma birşey demedim" dişlerimin arasından sadece onun duyacağı şekilde "Ebru sus artık yoksa üniversite maceralarını anlatmaya başlarım şimdi".
"Cik cik cik çok ayıp yakışıyor mu sana böyle tehdit şantaj numaraları."
Baktım susacağı yok beline çimdik atıp benden uzaklaşmasını sağladım "Aayh çok acıdı kızım ya." Onu umursamayıp dikiz aynasından Mirana baktığımda iradesiz bir şekilde yola odaklanmıştı umarım yanlış anlamamıştır ah Ebru ahh sen benim başımı yakacaksın.
Arsız Ebru dur durak bilmediği için "ee abi ne düşünüyorsun hediye önerilerim konusunda "
Miran hafifçe başını sallayıp aynadan gözlerimin içine bakıp "Güzel fikir. Gümrük Hanı’nın orada o eski kuyumcular var, ustası tanıdıktır. Bakarız bir şeyler"
Ebru’nun bu kadar ısrarcı ve rahat oluşuna hem hayret ediyor hem de utançtan yerin dibine giriyordum. Ama Miran’ın dikiz aynasından gelen o bakışları... çok tuhaf hissettiriyordu.
Arabanın içindeki o hafif parfüm dışardan gelen hafif esintiyle sıcağın aksine içimi serinletiyordu.
Camdan dışarıyı seyrederken Miran, kırmızı ışıkta durup tekrar aynadan baktı. "Ne düşünüyorsun Hilal? Yoksa hangi hediyeyi seçeceğini mi düşünüyorsun?"
utançla başımı öne eğip saçlarımla yüzümü örttüm. "Hayır hiçte bile... Hiç düşünmedim şey sadece her şeyin bu kadar çabuk değişmesini hayallerimin gerçekleşme ihtimalini düşünüyorum ben"
Miran tekrar hareket ederken dudağın kenarıyla gülümseyip, Ebru’nun şarkısına eşlik eder gibi hafifçe mırıldandı "Hayaller, onları gerçekleştirecek cesareti olanlara kapısını açar Hilal. Sen o kapıyı araladın, gerisi kolay."
Ebru neşeyle alkış tutup. "Duyun ağamızı! Hilal, yandın valla, abim şimdiden danışmanlıktan tut, hayat koçluğuna kadar her şeye başladı senin için!"
"Ebru ne alaka abartma artık" Miran'a dönüp biraz utangaç bir şekilde "sağol abi benim için çok şey yapıyorsunuz hakkınız ödenmez". Diyip konuyu tamamen kapattım neyse ki Miran da üstelemedi daha fazla o da kapattı konuyu müziğin sesini biraz daha açıp yola odaklandı
Arabanın içindeki kahkahalar, Urfa’nın o eski sokaklarına doğru yükselirken, hayatımın en güzel günlerinden birini yaşadığımı biliyordum. Sınavın stresinden, konaktaki o sıkışmışlık hissinden bir anlığına da olsa kurtulmuştum.