Kırmızı Sessizlik ve Eski Bir Sızı

1763 Words
ESRANIN ANLATIMIYLA Odanın içinde sağa sola bakınarak, banyo olduğunu düşündüğüm bir kapı görünce oraya doğru adımladım. Kapıyı açınca da yanılmadığımı görmüş oldum. Hızlıca banyoya girip, lavaboya yöneldim. Önce dişlerimi fırçaladım, hemen ardındanda elimi yüzümü yıkadım. Bir havluyla da yüzümü kurulayıp, banyodan odaya geçtim tekrar. Giysi dolabına ilerleyip, kapağı açtım. Renk renk elbiseler, tişörtler, pantolonlar vardı. En sevdiğim renk olan mavi renkli bir elbise aldım elime. Uçuş uçuş kısa kollu bir elbiseydi. Yatağın üzerine bıraktım elbiseyi ve kendime iç çamaşırı seçtim. Üzerimdeki gecelikten kurtulup, iç çamaşırlarını giydim ve elbiseyi de elime alıp, giyimdim. Bir de yazlık ayakkabı geçirdim ayağıma. Tam anlamıyla hazırdım artık. Ellerimle saçlarımı tarayıp, odadan çıktım. Oldukça büyük bir evdi burası. Çok da güzeldi. İlk yaşadığım hayatı hatırlattı bana. Esra Taşkın olarak yaşadığım hayatımı. Barbaros’un olduğu o güzel hayatı. O hayatımda da zengin bir kızdım. Anlayışlı ebeveynlere sahiptim ve sevdiğim adamla birlikte mutlu bir hayatım vardı. Aslında mutlu demek az kalır, musmutlu bir hayattı. Tabi sonrasında oluşan trajedi her şeyi mahvetmişti. İki kanatlı merdivenin başına geldiğimde, sağ kanadından inmeye karar verdim. Tercihimi hep sağ taraftan yana kullanan bir yapım vardı. Aşağı inerken, geride bıraktığım her merdivende, heyecanım da katlanıyordu sanki. Şimdi salona gidecek, kahvaltı masasına oturacak ve bu hayatımdaki ebeveynlerimi görecektim. Annemi tanımıştım, şimdi sıra babamda ve varsa kardeşlerimdeydi. Merdivenleri inince salon olarak düşündüğüm yere ilerledim. Tahminimde yanılmamıştım. Kahvaltı masasında oturan dört kişi vardı. Biri annemdi ama iki adam ve bir kadın daha vardı. Babamın kim olduğunu bilmiyordum ve bu durum da biraz gerilmeme sebep oldu. Kahvaltı masasına yaklaştım, bakışlar bana döndü anında. Yüzüme bir gülümseme kondurmaya çalıştım. Ne kadar başarılı olduğum tartışılırdı tabii. Masanın yanına vardığımda, annemin hemen yanında, servis açılan sandalyeyi geriye çektim ve oturdum. Bana bakmaya devam eden insanlara bakıp, bir nefes aldım. “Günaydın.” Karşımda oturan kadın, şaşkın bir şekilde yüzüme baktı. “Sen bize günaydın mı dedin halam, ben mi yanlış duydum?” Sanırım bedenine girdiğim kız bu tür davranışlar sergilemeyen biriydi ama ben öyle değildim. Bir de anladığım kadarıyla bu kadın benim halamdı. “Evet hala, garip mi geldi?” Başını hızlıca aşağı yukarı salladı. “Yani, her zamana sirke satan suratını görmüştük, elbetteki bu halin garip geldi.” Rahat bir ifade takınmaya çalışıp, omuzlarımı silktim. “Bundan sonra böyle olacak. Alışın derim.” “Alışırız tabii kızım. Demek sonunda evliliği kabul ettin. Bizi de çok mutlu ettin.” Başımı konuşan adama çevirdim. Sanırım babamdı. Masanın baş köşesinde oturuyordu. “Yani başka seçeneğim var mıydı peki?” Yan tarafımda oturan annem koluyla kolumu dürttü. “Kızım çok hayırlı bir evlilik olacak. Semih çok iyi bir çocuk. Seni çok seveceğinden eminiz biz.” Semih, demek beni bu isimdeki adamla evlendirmek istiyorlardı. Anladığım kadarıyla da bedenine girdiğim kız bunu istemediği için herkese soğuk davranıyordu. “Siz öyle diyorsanız öyle olsun,” diye mırıldanıp, kahvaltılıklara uzandım. Epeyce bir açtım. Sanırım yeni uyandığım içindi. Masada yeni bir sessizlik olurken, başımı tabağımdan kaldırdım. Yine herkes bana dehşetli bir ifade ile bakıyordu. Anlamazca göz gezdirdim hepsine. “Yine ne oldu?” Halam olan kadın konuştu. “Yani Talyacım sen fiziğine çok dikkat ederdin. Böyle yemek yemezdin ona şaşırdık.” Gözlerimi devirdim. “Bir kere geliyoruz değil mi dünyaya? Artık yemeye karar verdim.” Başlarını sallayıp, kendi tabaklarına baktılar. Kimseye takılmadan, yemeğimi yemeye devam ettim. Galiba bir kardeşim yoktu. Çünkü masada annem, babam, halam ve bilmediğim bir adam vardı. O konuşmadığı için kim olduğunu anlamamıştım. Ama benimle konuşmayan biriyle de konuşacak değildim. Kahvaltımız biterken, babam ayaklandı. Sandalyesinin arkasındaki asılı duran ceketi üzerine giyerken anneme baktı. “Nalan hanımı ara da, Talya’nın olumlu olduğunu, yarın akşam bizim otelin restoranında yemek yemek istediğimizi söyle. Bir an evvel tatlıya bağlayalım bu meseleyi.” Annem başını salladı. “Tamam canım. Ben birazdan ararım. O da çok sevinecek bu habere.” Babam başını salladı. “Aferin benim akıllı kızıma. Sonunda doğru kararı vereceğini biliyordum.” Sadece başımı sallamakla yetindim. O sırada halamda yerinden kalktı. “Servet ağabey, beni de otele bırak giderken, yapılacak işler vardı orada. Sonra gelirim şirkete ben.” Babam başını salladı. “Çabuk ol o zaman beklemeyi sevmem Sevim, bilirsin.” “Bilirim ağabey bilirim.” Onlar kalkıp giderken, bende öylece çayımı yudumlamaya devam ettim. Annem sanırım babamı geçirmek için gitmişti. Az önce halamın yanında oturan adamda onlarla gitmişti. Tek başıma kalmıştım kahvaltı masasında. Çayımın son yudumunu da içip ayaklandım. Yaşadığım evi keşfetmem gerekiyordu. Neyin nerede, hangi odanın hangi katta olduğunu bilmem gerekiyordu. Önce evin içinde gezindim. Alt katta bir banyo ve tuvalet vardı. Sanırım misafirler içindi. Koridorda biraz daha ilerleyince bir çalışma odası gördüm. Babamın olmalıydı. Başka da oda yoktu zaten. Nasıl olsa odama çıkınca üst kata bakarım diyerekten, bahçeye yöneldim. Arka bahçeye çıktığımda çok güzel bir görsel karşıladı beni. Rengarenk çiçekler dikiliydi ve çok güzeldi her yer. Bir çardak ve çardağın altında da büyük bir masa vardı. Çardağın hemen yanında ise ayaklı bir barbekü mangalı vardı. Demek ki burada barbekü yapılıyordu. Dolana dolana ön bahçeye adımladım. Kocaman bir havuz vardı. Tahmin etmiştim açıkçası. Etrafında bir kaç şezlong ve iki kenarında da masa ve sandalyeler vardı. Güzeldi her yer. Biraz oralarda takılıp, etrafa bakındım. İlk hayatımdaki evimle benzerdi. Kader işte yeniden zengin bir kızın bedenine girmeme izin vermişti. Keşke dedim içimden, keşke Barbaros’ta bu evrende olsa. Düşüncelerimin hemen sonrasında gözlerim havuzun suyundaki yansımama takıldı. Bambaşka biriydim ki ben, Barbaros olsa ne yazardı ki bu hayatta? Beni tanımayacak, bir yabancı sanıp yanımdan geçip gidecekti. Belki yan yana bile gelemezdik. Yine de görsem bile yeterdi benim için. Yüzünü bir kere görsem, yine bugüne kadar yaşadığım onca hayat, bir daha karşıma çıksa, bir daha onlarca hayat yaşasam, gık demezdim. Dayanırdım bir şekilde. Düşüncelerimi bölen, annemin seslenmesi oldu. Evin içinde beni arıyor olmalıydı. Ellerimi yüzüme götürüp, yanaklarıma dokundum. Parmaklarıma bulaşan sıvıyla, kaşlarım çatıldı. Hangi ara ağlamıştım böyle? Dudaklarımı birbirine bastırıp, başımı diğer tarafa çevirdim. Gözlerimi kuruladım hızlıca. Şimdi anne dediğim kadın gelirdi de, neden ağladığımı sorsa açıklayamazdım. Hoş bu bedeninde ağlayacak bir olayı vardı. İstemediği bir evlilik yapacaktı. Yine de ağlamamı kimsenin görmesine istemedim. Biraz kendime geldiğimden emin olduktan sonra, evin ön terasındaki kapıdan içeri salona girdim. Kahvaltı masası toparlanmıştı bile. Yavaş adımlarla salonda ilerlerken, annem salonun kapısında göründü. Yüzünde hafif sinirli bir ifade vardı. “Talya, her yerde seni arıyorum kızım, neredesin Allah aşkına? Kaçtın sandım.” Kaşlarım çatıldı. “Kaçmak mı? Yaptım mı böyle bir şey gerçekten?” Anlamaz bir yüz ifadesi ile bakan kadınla pot kırdığımı anladım. Hemen kendimi düzeltmeye çalıştım. “Yani bugüne kadar yapmadıysam, bugünden sonra da yapmam merak etme!” Başını sağa sola sallayarak yanıma geldi. “Neyse boşver şimdi ne yapıp yapmadığını da, hadi gel, alışverişe çıkalım seninle. Yarın akşam için hazırlanmamız gerekiyor. Semih’in bütün aile üyeleri orada olacak. Kusursuz olmalısın.” Hayatımda en sevmediğim işti alışveriş yapmak. Nefret ve ederdim. “Kimler gelecek ki, sen bana kusursuz ol diyorsun?” Kolumdan tutup beni çekiştirirken konuştu. “Semih’in dayısı ve amcaları da olacak yarın.” Kolumu annemin elinden kurtardım. “Allah aşkına anne, onlara mı görüneceğim sanki sende?” Kaşlarını çatarak yüzüme baktı. “Tabi en önemli kişi Semih ama ilk başta iyi bir intiba vermek de önemli güzel kızım. Hem duyduğuma göre dayısı, zor beğenen biriymiş.” Sanki dayıyla evlenecektim anasını satıyım. “Ay anne o zaman kesinlikle en güzel elbiseyi giymem gerekiyor!” “Bende onu diyorum ya kızım işte.” “Ay anne dalga geçtiğini anlamıyor musun Allah aşkına? Banane dayıdan, amcadan. Ayrıca ben kendimi beğensem yeter. Kimseye iyi bir izlenim bırakmak zorunda değilim. Hayatımı birilerinin kurallarına göre yaşamak istemiyorum!” “Olur mu öyle şey kızım? İnsanlar seni sevmeli, beğenmeli ki, herkesin gözünde bir yerin olsun.” “Ha yani güzel olmazsam, o yer olmaz mı insanların gözünde?” “Öyle mi diyorum ben kızım?” “Ya ne diyorsun anne?” “Of her neyse kafamı karıştırma benim. Çıkalım hadi.” Yeniden koluma giren annemle evin çıkışına ilerledik. Kapıda kısa bir duraksama oldu. Hizmetlilerden biri annemin çantasını ve telefonunu getirdi. Eline alır almaz bırakmadığı kolumla birlikte, kapıdan çıktık. Bahçeden geçerken, yanımıza siyah takım elbiseli bir adam yaklaştı. Bir şey söylemeden bizimle birlikte yürüdü. Bahçe kapısından çıkınca, siyah lüks bir aracın kapısını açtı bizim için, önce ben sonra da annem içeri girdik. Kapı arkamızdan kapanırken, o adamda arabanın ön tarafından dolaşıp, şöför koltuğuna geçti. Sessiz bir yolculuktan sonra, alışveriş merkezine vardık. Otoparkta araba durumda kapımız açılır açılmaz annem yeniden kolumdan tutup beş dışarı çıkardı. Önden önden ilerliyordu elinde kolumla birlikte. En sonunda bir elbise mağazasına girince kolumu bıraktı. Yanımıza yaklaşan iki kadına beni işaret etti. “Hanımlar, yarın kızımın müstakbel eşinin ailesi ile tanışacağız. Ona uygun bir şekilde giyinmesini istiyorum. Size bıraktım. Şov yapın bana.” Kadınlardan biri öne çıktı ve anneme gülümsedi. “Merak etmeyin Müjgan hanım.” Bu sefer iki koluma birde girilmesiyle ilerletildim. Bırakmıştım artık kendimi. Ne yaparlarsa sesimi çıkartmayacaktım. Bu hayatım da böyle geçecekti belli ki. O yüzden umursamadım. Bir kabine girdik ve diğer kadının getirdiği elbiselerden ilkini üzerime giydim. Toz pembe bir elbiseydi. Kabinden dışarı çıkıp, annemin önüne geldim. Etrafımda bir tur döndüm. Beğenmediğini belirtti. Sonrası ise tam bir curcuna oldu. Bir çok renk elbise denedim ama annem hiç birini beğenmedi. Nihayetinde kırmızı uzun askısız bir elbise giydim. Saten ve bir bacağımı açıkta bırakan bir elbiseydi. Güzeldi açıkçası ama bana fazla iddialı geldi. Lakin anne hanım beğendi. Bu elbisede karar kıldık. Elbisenin altına ona uygun bir de ayakkabı seçtik. Ayakkabıya uygun bir de çanta. Hepsini de annem ve çalışan kadınlar seçti. Ödemeyi falan da halledince mağazadan çıktık. Ben işimiz bitti diye sevinirken, sevincim bu sefer girdiğimiz mağaza ile kursağımda kaldı. Bir kuyumcuya gitmiştik. Yine uzun süreli bir eşya seçme maratonu başladı. Kuyumcunun önerdiği hiç bir takı setini beğenmiyordu. Onlar kendi aralarında tartışırken, gözüm damla şeklinde tek bir taşı olan kolye ve yine damla şeklinde tekli küpelere takıldı. Gayet güzeldi. Vitrinin yanına gidip, inceledim. Elbiseye uyardı. “Ben bunu istiyorum.” Bakışlar bana döndü. Kuyumcu hemen yanıma geldi. Seçtiğim sete baktı. “Ah Talya hanım, çok zarif bir seçim bu. Size de çok yakışacak.” Başımı ağır ağır salladım. “Bende öyle düşünüyorum.” Adam seti çıkartıp, annemin yanına ilerledi ve önüne bıraktı. Annem de memnunca baktı. “Zevkin güzelmiş kızım. Ben de beğendim. Bu olsun Mithat bey.” Adam başını sallayıp, takıları paketlemek için yanımızdan ayrıldı. Biz de beklemeye başladık. Az sonra elinde küçük bir çanta ile gelince annem ödemeyi yaptı. Mağazadan çıkarken diken üzerindeydim. Acaba şimdi nereye gideceğiz diye. Ama annem beni şaşırtarak, otoparka doğru ilerledi. Sanırım eve gidiyorduk. “Eve mi gidiyoruz, anne?” “Evet canım. Yeter bu kadar alışveriş değil mi?” Canıma minnetti valla. Hevesle başımı salladım. İki dakikaya otoparka indik ve arabaya binip eve doğru yola çıktık. Nihayet bu kaos da bitmişti. Derin bir nefes aldım ve arkama yaslandım. Eve gidince güzel bir uyku çekecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD