Zilan telefonun ekranına boş boş bakıyordu. Video açılmamıştı henüz. Parmağı titredi. Bir bildirim daha düştü. Bir mesaj. “İzledin mi?” Derin bir nefes aldı. Ve bastı. — Görüntü sallantılıydı. Uçurum. Kalabalık. Bağırışlar. Bir kadın sesi… kırık, boş, neredeyse yok gibiydi. Asu. Zilan’ın boğazı düğümlendi. Kalbi hızlandı. Kulakları uğuldadı. Ve sonra… Çakır Selmanoğlu’nun adı geçti. O an telefon elinden düştü. Zilan geri geri gitti. Sanki biri odanın ortasına bomba bırakmıştı. — “Hayır…” dedi fısıltıyla. — “Hayır hayır hayır…” Tekrar aldı telefonu. Bir daha izledi. Bu sefer gözlerini kaçırmadı. Asu’nun boş bakışlarını gördü. Kalabalığın uğultusunu. İnsanların sessizliğini. Ve Çakır’ın yokluğunu. Zilan’ın yüzü bembeyaz kesildi. — “Ben…” dedi kendi kendine,

