Hadi'nin takıntısı 🫥

1140 Words
Aradan bir ay geçmişti. Mardin çarşısı her zamanki gibi kalabalıktı. Baharat kokusu, esnafın bağırışı, taş sokakların üstüne çöken öğle sıcağı… Çakır Selmanoğlu, koyu renk gömleğinin kollarını dirseğine kadar sıvamış, ağır ağır yürüyordu. Yanında Azat vardı. Rahat, gevşek, her zamanki gibi ağzı laf yapan hâliyle. Tam o sırada… Çakır durdu. Karşı kaldırımda Asu’yu gördü. Yanında annesi, biraz geride de Hadi. Hadi’nin yüzü her zamanki gibi asık, gözleri sert, yürüyüşü hoyrattı. Annesine bir şey söylüyor, Asu suskun, başı hafif önde yürüyordu. Çakır’ın bakışları önce Hadi’ye kilitlendi. Gözleri karardı. Çenesini sıktı. — …Lan, dedi kısık bir sesle. Azat fark etti bakışın yönünü. — Ne oldu abi? Çakır cevap vermedi hemen. Asu’ya baktı bu kez. İnce, sessiz, ürkek bir duruş… Kalabalığın içinde bile yalnızdı kız. Dudaklarının arasından soğuk bir cümle döküldü: — Bu aileye doğması büyük acı. Azat kaşlarını kaldırdı, dikkat kesildi. — Tanıyor musun abi? — Tanımıyorum, dedi Çakır. — Ama görüyorum. Hadi tam o anda başını kaldırdı. Çakır’la saniyelik bir bakışma oldu. Hadi’nin gözlerinde küstahlık, Çakır’ınkinde ise uyarı vardı. Konuşmadan edilen bir tehdit gibi… Hadi bakışını kaçırdı. Çakır da. Azat sırıttı, lafı gevşetti. — Abi ama… — Kız kardeşi falan mı bu piçin? — Güzel lan kız, yazık valla. Çakır bir anda Azat’a döndü, kaşları çatıldı. — Lan sana ne elin kızından, puşt herif? — Ağzını topla. Azat kahkahayı bastı. —Abim benim , benim babam hele sakin . Güzel dedik lan ne dedik . Asu yürürken başını bir an kaldırdı. Kalabalığın içinde… onu gördü. Kalbi minik bir an sendeledi. Aklına istemeden o gün geldi; arabanın üstüne su sıçrattığı an, sert bakış, tek kelime etmeden dönüp gitmesi. “Of…” diye geçirdi içinden. “Bu gıcık hanzo… bu soğuk adam yine çıktı karşıma.” Çakır Selmanoğlu çarşının tam ortasında yürüyordu. Öyle bağırıp çağırmadan… Ama herkes farkındaydı. Bir esnaf yanına yaklaştı, saygıyla eğildi. — Hoş geldin Çakır Ağa. Çakır başını hafifçe eğdi. Bir başkası geldi, eli uzandı. Sonra bir diğeri… Birbiri ardına el öpenler, hal hatır soranlar, yol açanlar… Çarşı adeta onun etrafında dönüyordu. Asu’nun kaşları istemsizce çatıldı. Gözlerini devirdi. “Ağa ya…” “Öperler tabi.” Dudaklarını büktü, içinden homurdandı. “Bu memlekette sert bak, sus, konuşma… hop herkes baş tacı.” Tam o sırada Hadi de fark etti olan biteni. Bakışları Çakır’a kaydı. El öpenleri gördükçe yüzü gerildi, çenesi kilitlendi. İçindeki kıskançlık zehir gibi yayıldı. “Kim lan bu…” “Herkesin etrafında döndüğü bu herif kim ha bu benim hatunun abisi Çakır Selmanoğlu . Sik herif o kız olmasa sikerdim senide neyse ?” Bir an annesine baktı, sonra tekrar Çakır’a. İçinden küfürler savurdu ama sesi çıkmadı. Asu ise hâlâ bakıyordu. İstemeden… Sinirle… Ama merakla da biraz. Çakır’ın bakışları bir an boşluğa kaydı… Sonra Asu’ya. Bu kez uzun değildi. Ama netti. Asu hemen başını çevirdi. Kalbi hızlandı, kendi kendine kızdı. “Neden gerildim şimdi ben?” Çakır yürümeye devam etti. Arkasında saygı, önünde yol açılan bir adam gibi. Hadi ise olduğu yerde kaldı. Damarları kabarmıştı. — Hadi… diye seslendi annesi. — Yürü oğlum. Ama Hadi’nin gözü hâlâ Çakır’ın arkasındaydı. “Bu herif…” “Bu herif bir gün karşıma çıkacak.Yada ben onun kapısına kız almaya gideceğim. Söke söke alacağım o kızı ”diyerek sigara yaktı pis adam . Hadi o gün çarşıdan eve döndüğünde içinde bir huzursuzluk vardı. Sanki biri, hiç tanımadığı hâlde üstüne basmış, gururunu ezmişti. Çakır Selmanoğlu. İsmi bile sinirini bozuyordu. Avludaki sandalyeye sertçe oturdu, sigarasını yaktı. Dumanı içine çekerken dişlerini sıktı. — Lan bu Selmanoğlu kimmiş… diye mırıldandı. — Herkes el öpüyor, herkes önünü açıyor… Kim bu amına koyduğum? Yanındaki adamına döndü. — Araştır, dedi. — Ama öyle yüzeysel değil. — Kimdir, ne iş yapar, kiminle düşman, kiminle dost… — Bir de ailesini istiyorum. Hepsini. Adam başını salladı. — Tamam ağam. Hadi sigarasını yere bastırdı. Gözleri karardı. Zaten aklında bir isim vardı. Bir süredir… Hatta uzun süredir. Sevda. O kız… O masum yüzlü, gülen gözlü kız. “Ben seni ilk gördüğüm gün kafaya koydum,” diye geçirdi içinden. “Kaçsan da kurtulamazsın.” Hadi’nin Sevda’ya olan ilgisi çoktan ilgiyi geçmişti. Bu, düpedüz takıntıydı. Kızın nereden geçtiğini, kiminle konuştuğunu, hangi gün halasına gittiğini bile biliyordu. Ama bir şey vardı ki… Canını sıkan. Bir isim kulağına çalınıyordu son zamanlarda. Nihat. “Kim bu Nihat?” “Ne alaka Sevda’yla?” Hadi ayağa kalktı, avluda bir ileri bir geri yürüdü. — Yoksa… dedi kendi kendine. — Yok lan… Çakır Selmanoğlu’nun kız kardeşi öyle herkesle olacak kız değil. Ama içi rahat değildi. O sırada adamı geri geldi. — Ağam… dedi temkinli. — Çakır Selmanoğlu… büyük balık. Hadi durdu. — Anlat. — Kaçakçılık var ama… uyuşturucu yok. — Elektronik, silah, mal… ama pis işe girmez. — Konağı var. Sözü geçer. — Bir de… bir kız kardeşi var. Hadi’nin gözleri parladı. — Sevda, dedi adam. — Yirmi yaşında. — Ama… ağam… bir söylenti var. Hadi’nin yüzü karardı. — Ne söylentisi lan? Adam yutkundu. — Amcasının oğluyla… — Nihat Selmanoğlu’yla görüşüyormuş derler. Bir an sessizlik oldu. Sonra… Hadi güldü. Ama bu gülüşte zerre neşe yoktu. — Demek öyle… dedi. — Demek benim sevdiğim kız… gizli gizli başka bir itle görüşüyor. Dişlerini sıktı. — Güzel. — Çok güzel. Bir sigara daha yaktı. — O zaman iş daha eğlenceli olacak. Gözleri karardı, sesi alçaldı. — Sevda habersiz sanıyor kendini… — Nihat aşk yaşıyor sanıyor… — Çakır da hiçbir şey bilmiyor. Bir an durdu, sırıttı. — Ama ben biliyorum. Sigaranın dumanı havada dağıldı. — Ve bu hikâye… dedi Hadi. — Böyle bitmeyecek.Hadi işi şansa bırakmadı. Ne Sevda’yı… Ne de Nihat’ı. İkisini de ayrı ayrı takibe aldırdı. Sabah Sevda’nın konaktan çıkış saati, akşam Nihat’ın hangi sokaktan geçtiği, kiminle konuştuğu, nerede durduğu… Hepsi tek tek not alındı. Ama Hadi için bu yetmezdi. Konağın arka tarafında, kimsenin kolay kolay girmediği eski bir oda vardı. Pencereleri kapalıydı. Perdeler ağırdı. Duvarlarda saat yoktu. Zamanın akmadığı bir yer gibiydi. O odada… Sevda’nın fotoğrafları vardı. Kimi uzaktan çekilmişti. Kimi farkında olmadan. Kimi gülerken… Kimi dalgınken… Hadi tek başına odaya girdi. Kapıyı kilitledi. Sessizlik. Duvara asılı fotoğraflardan birine yaklaştı. Sevda’nın yüzü… Masum, temiz, hiçbir şeyden habersiz. Elini uzattı, parmaklarıyla fotoğrafın kenarını okşadı. — Bak hele… diye mırıldandı. — Ne kadar da saf bakıyorsun. Bir adım geri çekildi. Sonra tekrar yaklaştı. Sesi sertleşti. — Ama bilmediğin bir şey var, güzel kız. Fotoğrafa dik dik baktı. — Ben ne istersem aldım bugüne kadar. — Kim karşıma çıktıysa ya sustu… ya yok oldu. Dişlerini sıktı. — Seni istiyorum, dedi. — Ve alacağım. Fotoğrafı duvardan kopardı. Elinde buruşturdu ama atmadı. — Senin o çocuğa güvendiğin kadar… — O çocuk sana güvenemez. Bir kahkaha attı, boğuk ve sinirli. — Kaçsan da kurtulamazsın. — Saklansan da. Fotoğrafı masanın üstüne bıraktı, üzerine eliyle bastırdı. — Benim olacaksın, dedi tehditkâr bir sesle. — İstemesen bile. O sırada dışarıdan bir ses geldi. Hadi irkildi, yüzü yeniden buz kesti. Fotoğrafı çekmeceye koydu, kilitledi. Kapıyı açmadan önce aynaya baktı. Yüzünde tek bir duygu vardı: Takıntı. Ve bu takıntı… Sevda ile Nihat’ın aşkına doğru sessizce yürüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD