Sene 2024.
Mardin’in Nusaybin ilçesinde, Sıcak Tepe’de iki âşık genç gizli gizli buluşmuştu: Sevda ve Nihat.
Nihat, Sevda’nın amca oğluydu. Kimse henüz ilişkilerini bilmiyordu. Sevda’nın abisi Çakır duysa kızardı belki ama verirdi; çünkü Nihat’ı severdi.
Sevda daha yirmisinde bir kızdı. Neşeli, güler yüzlü, akıllıydı. Üniversite okumak istemedi. Aklı fikri Nihat’tı.
Nihat da yirmi yaşında, yağız bir adamdı. Akıllı, mert, delikanlı biriydi.
Abisi Çakır Selmanoğlu sert, acımasız bir adamdı ama kız kardeşine aşırı düşkündü. Evin tek oğluydu; bir de kız kardeşi vardı, Sevda.
Annesi Hacer Hanım sert bir kadındı ama merhametliydi. Babası ise acımasız, gaddar bir adamdı.
Günler böyle geçti gitti. Sevda bir gün halasına giderken bir adamla çarpıştı.
Bu adam Hadi’ydi. Duran Aşireti’nin küçük oğluydu. İpe sapa gelmez biriydi. Uyuşturucu satıyordu; pisliğin tekiydi.
Bir de kız kardeşi vardı: Asuman. Ama herkes ona kısaca Asu derdi.
Hadi, kız kardeşine değer vermezdi. Sevmezdi; ha var ha yok hesabıydı. Babası Ahmet Ağa kızını severdi ama oğluyla arası pek yoktu.
“Bu adam olmaz,” derdi hep.
Annesi ise oğluna aşırı düşkündü. Varı yoğu Hadi’ydi.
Hadi kıza baktı, süzdü, ıslık çaldı.
— Melekler yere inmiş ha bugün, dedi.
Sevda rahatsız oldu, sertçe baktı ve geçti.
Hadi ardından baktı.
— Araştır bu kızı. Kim, nereli, neci… Her şeyini öğren, dedi.
Yanındaki adam başını salladı.
— Tamam ağam.
Çakır ise hayatına yeni birini almıştı. Daha çok yeniydi. Adı Zilan’dı; bir ağa kızıydı. Görüşmeye başlamışlardı, birbirlerini seviyorlardı.
Bugün yine buluştular.
— Çakır sevgilim, ne zaman evleneceğiz biz ya? diye sordu kız nazlı nazlı.
Çakır gülümsedi.
— Biliyorsun, henüz yeni tanıştık güzelim. Ama evleneceğiz. Sana çok güzel bir düğün yapacağım. Çok güzel bir gelin olacaksın, dedi ve kızın saçını sevdi.
Çakır sinirlendiğinde kimseyi görmezdi. Acıması yoktu. Bu huyu babasına benzerdi.
Asu yine okul dönüşü arkadaşına gitti. Oturup sohbet ettiler, çay içtiler.
Asu bir süredir birine sevdalıydı. Bu adamın adı Fırat’tı. Ağa oğlu falan değildi; okuldan bir çocuktu. Fırat da Asu’ya aşıktı. Kısa süre önce sevgili olmuşlardı.
Fırat iyi bir adamdı. Kızı seviyordu ama ailesinin onu vermeyeceğini biliyordu.
Asu, arkadaşı Suzan’a anlattı:
— Görsen çok yakışıklı biri Suzan. Çok aşığım ona, çok seviyorum. İnşallah bir gün çok mutlu oluruz.
Suzan kafa salladı.
— Kızım, senin kısmetin, kaderin çok açık. Güzelsin, boyun posun harika, dedi ve yanağından makas aldı.
Oysa kader, Asu’ya çok farklı bir oyun oynayacaktı.
Asu eve dönerken bir araba yoldan geçerken üstüne su sıçrattı.
Asu bağırdı:
— Sana ehliyet veren adamın ben! Mal herif!
Adam arabadan indi.
— Sen bana mı dedin lan? Onu seni burada gebertirim! Dua et kadınsın! Kemiklerini eline vermeden git bence!
Asu’nun gözleri doldu.
— Özür dilerim, diyerek yürüdü.
Abisi hep böyle derdi ona. Aklına geldi. Kaç kere vurmuştu kıza… Günlerce kemikleri ağrımıştı.
Adamın yanındaki kişi kıza baktı.
— Yazık lan kıza. Gözleri doldu bir de… Güzel kız, dedi.
Hadi sinirle döndü:
— Bize ne amına koyayım! Güzelse kocası sürsün sefasını. Yürü hadi!
Arabaya binip gittiler.
Asu eve koştu. Abisi avludaydı.
— Neredeydin lan bu saate kadar sen? diye bağırdı.
— Suzan’a gittim abi, dedi Asu ve yere baktı.
Hadi kafa salladı.
— Geç odana.
Asu yürürken arkasından gelen sözleri duydu:
— Ölsen de kurtulsam senden.
Bu adamın gaddarlığı canına tak etmişti artık.
Odasına geçti. Duş aldı, giyindi, yatağa uzandı. Saatlerce Fırat’ı düşündü.
“Abim beni sana verir mi acaba?” diye geçirdi içinden.
Biliyordu… Abisi gaddar ve acımasızdı. Onu Fırat’a vermezdi.
Asu odasında düşünceleriyle boğulurken, Hadi de pis planları için avluda yine bir rakı sofrası kurmuştu.
İçti, içti, içti… Aklında tek bir kişinin sureti vardı: Sevda.
Bu kızı kafaya koymuştu.
Adamını aradı:
— Ne yaptın ulan! Buldun mu kızı? Bak bir bulmadım de, bir bulmadım de… Senin belanı nasıl sikiyorum!
— Buldum ağam. Çakır Ağa’nın kardeşi. Çakır Selmanoğlu’nun kız kardeşi. Kızın adı Sevda. Yaşı küçük, daha yirmi yaşında. Bir de şey ağam…
— Ne lan! Ne geveleyip duruyorsun ahmak herif! Anlat lan çabuk!
— Ağam, kız amcasının oğluyla görüşür. Hani şu adam var ya, Nihat Selmanoğlu… Onunla görüşürler. Bilirsin, onun yaşı da küçük. Ailelerin haberi yoktur ama bunlar sevgili olmuşlardır.
Hadi elindeki içki bardağını tüm gücüyle sıktı. Gözlerini kıstı, kafasını yana eğdi.
Bardağı sertçe masaya vurdu.
— Tamam, kapat ulan amına koyduğumun puştu!
Telefonu kapattı.
— Doldur! diye bağırdı.
Avludaki adam koşup bardağı tekrar doldurdu. Hadi bardağı eline aldı, uzağa bakarak konuştu:
— Benim radarıma girdin bir kere, küçük kız. Kaçışın yok. Sen o iti unut. Gerçek bir erkek lazım sana… Benim gibi, benim gibi.
Sırıttı.
Sonra bardağı bir kez daha sertçe masaya vurdu.
Sevda ise bir saplantının içine düştüğünden habersizdi. Yatağında uzanmış, sevgilisiyle çekilmiş fotoğraflarına bakıyor, gözleri gülüyordu.
Nihat Selmanoğlu, ailenin genç delikanlısıydı. Henüz toyca seviyordu belki ama seviyordu; o da kızı seviyordu.
Sevda ile birbirlerine açılmaları uzun sürmüştü. İlk açılan Sevda olmuştu hatta.
O gün Nihat avluda oturuyordu. Sevda önce uzaktan izlemiş, sonra yaklaşmıştı.
— Nihat, benim seninle bir şey konuşmam lazım. Ama burada değil… Yani konakta değil. Yarın buluşsak? diye sormuştu.
Nihat hem şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu.
Benim cesaret edemediğime bu kız cesaret etti, dedi kendi kendine...
Ertesi gün buluştular. Sevda, lafı uzatmadan konuştu:
— Ben seni seviyorum Nihat. Uzatmak istemiyorum. Sen de bana karşı boş değilsin bence. Birbirimize bir şans vermeliyiz. Hem ailemiz de ister bu görüşmeyi. Buralarda akraba evliliği çok.
Nihat gülümsedi.
— Kızım bir dur, hemen evliliğe getirdin olayı kız! Evet, ben de seni seviyorum Sevda. Seninle ne zaman konuşmak istesem bir şey oldu, gelemedim. Konak aşırı kalabalıktı. Seni bir türlü yalnız göremedim. Bir de Çakır abi… Vallahi ödüm kopuyor ondan!
Sevda kahkaha attı.
— Abim serttir, acımasız gibi görünür ama ponçik bir kalbi vardır ya, dedi gülerek.
Nihat kafa salladı.
— Aman ne ponçik, ne ponçik… Senin o abin içimden geçer kızım. O beni öldürür, öldürür!
Sevda yine kahkaha attı ve sordu:
— Şimdi biz neyiz Nihat?
— Amca çocukları Sevda!
Sevda sinirlenip adamın koluna vurdu.
Nihat ellerini teslim olur gibi kaldırdı, kıza baktı ve gülümsedi.
— Âşık, dedi iç çekerek.
Sevda da hemen gülümsedi.
— Âşık, diye tekrarladı.
Ve o gün, aşkları başladı.
Ama " Hadi " baş belası adam . Bu aşkı yerle yeksan edecek. Aşk kırıntıları bir bir kalkacaktı raflara . . . . . .