Gece, Mardin’in dış yoluna çökmüştü. Ay yoktu, sadece farların uzun beyaz çizgileri…
Üç tır, konvoy halinde ağır ağır ilerliyordu. En önde Çakır’ın arabası, camlar kapalı, içeride sessizlik. Direksiyonda Azat, gözleri yolda ama kulağı Çakır’daydı.
Çakır arka koltukta oturuyordu. Siyah ceketi açık, sigarası dudaklarının kenarında yanıyordu. Camdan dışarı bakarken konuştu:
— Bak Azat… bir daha söylüyorum. Elektronik dışında tek parça mal görmeyeceğim.
— Abi, dedi Azat hemen. Söz. Televizyon, telefon, parça… ne bok varsa hepsi elektronik.
— Uyuşturucu, silah, bok püsür… benim sevkiyatımda yok. Anladın mı lan?
— Anladım abi, dedi Azat. Zaten o iş Hadi’nin kafası… bizlik değil.
Çakır’ın kaşı hafifçe kalktı.
— Hadi… dedi, ismi ağzında acı bir tat bırakmış gibi.
— Abi, dedi Azat, tereddütle. Kulağıma bir şeyler geldi ama…
— Söyle.
— Hadi, bu gece ayrı bir sevkiyat sokuyormuş. Uyuşturucu. Hem de büyük iş.
Çakır sigaradan derin bir nefes çekti, dumanı yavaşça verdi.
— Ben demedim mi o pezevengin işi boklu diye… dedi sakin ama tehditkâr bir sesle.
— Abi, sen karışmadın zaten, dedi Azat. Hiç muhatap olmadın adamla.
— Olmam da. Ama benim bölgemde, benim gecemde iş çeviriyorsa…
Bir an sustu, gözleri sertleşti.
— …birileri kulağıma fısıldar.
Konvoy bir depoya yanaştı. Kapılar açıldı. Adamlar indi, hızlı ama sessiz. Kutular indirildi. Çakır arabadan indi, ortamı süzdü. Her şey planlandığı gibiydi.
Tam o sırada, uzaktan bir patlama sesi duyuldu.
BOOM.
Herkes irkildi.
Azat refleksle silaha davrandı:
— Abi… bu ses…
— Sakin ol, dedi Çakır. Bizim taraf değil.
İki dakika sonra telefonlar çalmaya başladı. Aynı anda. Adamlar birbirine baktı. Azat telefonu açtı, yüzü anında gerildi.
— Abi… dedi fısıltıyla.
— Konuş.
— Hadi’nin sevkiyatını… patlatmışlar.
— Nasıl yani?
— Polis değil… başka biri. Mal gitmiş, adamları da darmadağın etmişler.
Çakır’ın yüzünde tek bir mimik oynamadı. Sadece çenesini sıktı.
— Kimin yaptığını biliyor mu?
— Hayır abi. Kimse bilmiyor. Adam delirmiş durumda.
Sanki çağırılmış gibi, Hadi’nin sesi başka bir telefondan yankılandı. Adam küplere binmişti. Bağırıyordu:
— AMINA KOYAYIM!
— Kim yaptıysa burnundan fitil fitil getireceğim!
— O pezevengi bulup diri diri yakacam lan!
— Benim malıma el uzatanın anasını sikerim!
Telefonu yere fırlattığı duyuldu. Çevresindekiler susturmaya çalışıyordu ama nafile.
Çakır sessizce dinledi. Sonra Azat’a döndü.
— Görüyor musun, dedi soğuk bir sesle.
— Abi…
— Ben konuşmadım, karışmadım. Ama bu şehir hata kaldırmaz.
— Sence kim yaptı abi?
Çakır sigarasını yere attı, ayağıyla ezdi.
— Bilmem, dedi.
Bir adım attı, gözlerini karanlığa dikti.
— Ama kim yaptıysa… akıllı biri. Hadi’yi vurdu, beni bulaştırmadı.
Azat yutkundu.
— Abi, Hadi şimdi kudurmuştur.
— Kudursun, dedi Çakır.
Kafasını hafif yana eğdi.
— Benim işim temiz. Elektronik. Defterim açık.
Sonra tok bir sesle ekledi:
— Ama biri gelip benim sevkiyatımı karıştırmaya kalkarsa…
Gözleri buz kesti.
— O zaman ben yakarım.
Uzaktan siren sesi duyuldu. Ama yönleri farklıydı.
Çakır arabasına bindi.
— Hadi gidelim Azat. Bu gece bizim işimiz bitti.
— Abi…
— Bırak, dedi.
Motor çalıştı.
— Şehir şimdi biraz karışacak.
Hadi, meyhanenin kapısını tekmeyle açtı.
İçerisi duman, rakı kokusu, eski türküler… Ama onun gözleri kan çanağıydı. Masaya vurdu.
— Rakı getir lan!
Garson irkildi, hemen şişeyi bıraktı.
Hadi bardağı doldurdu, tek seferde dikti. Ardından bir tane daha. Eli titriyordu ama öfkesi daha ağırdı.
— Kim yaptıysa… dedi kendi kendine, dişlerini sıkarak.
— Kim yaptıysa anasını mezarında ters döndüreceğim!
Masadaki adamlardan biri lafa karıştı:
— Hadi abi sakin ol, bulunur o iş…
Hadi bir anda ayağa fırladı, adamın yakasına yapıştı.
— SEN Mİ YAPTIN LAN?!
— Abi yok…
— KES LAN!
Adamı masaya fırlattı. Sandalyeler devrildi. Meyhane bir anda karıştı. Başka biri ayağa kalktı, Hadi ona da yumruğu bastı.
Şişe kırıldı. Kan aktı.
Hadi bağırıyordu:
— Bu şehirde bana oyun oynayanın yaşama hakkı yok lan!
— Pezevengi bulacam, diri diri yakacam!
Polis sirenleri uzaktan duyuldu ama umurunda bile değildi. Rakıyı kafasına dikti, masayı dağıttı, camları yumrukladı.
İçinde tek bir soru vardı ama cevabı yoktu:
Kim yaptı?
Aynı saatlerde…
Selmanoğlu Konağı sessizdi.
Avluda hafif bir rüzgâr, taş duvarlarda gece serinliği… Çakır geniş koltukta oturuyordu. Ayağını ayağının üstüne atmış, elinde kahvesi. Televizyon açıktı ama bakmıyordu.
Azat karşısında, hafif gergin.
— Abi… Hadi ortalığı yakıyormuş. Meyhaneyi dağıtmış.
Çakır dudak kenarından çok belli belirsiz bir gülümseme bıraktı.
— Yaksın, dedi sakin sakin.
— Abi…
— Bak Azat, dedi Çakır, sesi alçak ama tok.
— Benim adım geçmedi değil mi?
— Yok abi. Kimse bilmiyor.
— Güzel.
Kahvesinden bir yudum aldı.
— Ben sevmem gürültüyü, dedi.
— İş sessiz halledilir. Gürültüyü başkaları yapar.
Azat dayanamadı:
— Abi… bunu sen ayarladın değil mi?
Çakır başını çevirdi, Azat’a baktı. O bakış netti: fazla soru sorma bakışı.
— Bilmen gereken kadarını bil, dedi.
— Hadi kirli iş yapar. Ben temiz kalırım amına koyayım.
— Kirli olanı da… kirin içinde boğarlar.
Azat başını salladı.
— Valla abi… sen cidden şeytansın yanlız Hadi bayağı ters bir adam abi uzak dur yinede derim ben sana .
Çakır hafifçe güldü.
— Estağfurullah, dedi.
Sonra gözleri karardı.
— Sadece hesabını önceden yapan bir adamım.Ama merak etme , benim tersim de düzümde aynı " siker atarım" diyerek sırıttı
Dışarıdan rüzgâr sesi geldi. Konağın ışıkları sakindi.
Şehir karışıyordu ama Çakır’ın dünyasında tek bir dalga bile yoktu.
Kahvesini bitirdi, ayağa kalktı.
— Hadi kudursun, dedi.Hadi, meyhaneden çıktığında gecenin ayazı yüzüne çarptı ama içindeki yangını söndüremedi. Gömleğinin yakası açık, elleri kanlıydı. Arabaya bindi, direksiyona yumruğunu indirdi.
— Lan kim yaptıysa…
— Beni bu hale düşüreni diri diri gömeceğim!
Telefonu eline aldı. Numarayı çevirdi.
— Getirin lan Şero’yu.
— Nerede olursa olsun, sürükleyin buraya!
Yarım saat sonra, şehir dışındaki eski depo…
Floresan lambalar titriyordu. Şero ve iki adamı karşısındaydı. Korkudan dizleri çözülmüş, ne olduğunu bile anlamıyorlardı.
— Hadi abi vallahi biz…
Hadi lafı kesti.
— KES LAN!
Bir anda yumruğu bastı Şero’nun yüzüne. Adam yere kapaklandı.
— Benim sevkiyatı kim patlattı?!
— Abi biz elektronik bile görmedik yeminle…
— YEMİNİNİ SİKEYİM!
Tekmeledi. Bir tane daha. Adamın ağzı yüzü dağıldı. Yanındaki çocuklardan biri ağlamaya başladı.
— Abi valla biz Hadi’ye değil, Selim abiyle çalışıyoruz…
Hadi durdu. Bir an düşündü.
— Selim mi?
Gözleri karardı.
— Heh… işte bu koktu zaten!
Yanındaki adamlara döndü:
— Alın bunları.
— Mallarını yakın.
— Kimleri tanıyorlarsa hepsinin adını alın.
— Ama abi…
— AMA MAMA YOK LAN!
Depoda bağırışlar yükseldi. Şero’nun adamlarının malları yakıldı, arabaları parçalandı. Olan biteni duyan herkes Hadi’nin delirdiğini konuşmaya başladı.
Ama gerçek şuydu:
Yanlış adamlardı.
Hiçbirinin Çakır’la uzaktan yakından alakası yoktu.Aynı gece…
Çakır Selmanoğlu, konağın üst katında balkonda durmuş, sigarasını yakmıştı. Azat sessizce yanına geldi.
— Abi… Hadi Şero’ya sarmış.
— Depoyu dağıtmış.
Çakır dumanı yavaşça üfledi.
— Şero mu?
Kısa bir gülüş.
— Yazık… yanlış kapıyı çalmış.
— Abi işler büyür mü?
Çakır gözlerini karanlığa dikti.
— Büyür, amına koyayım dedi sakince.
— Ama bana değil…
— Kendi başına.Yesin kendi başını amına koyayım puştu.