Sıcak Tepe’nin rüzgârı hafifti o gün. Mardin güneşi yakmıyor, okşuyordu sanki.
Sevda, taşın üstüne oturmuş, ayaklarını sallıyordu. Elinde küçük bir poşet vardı; annesinden gizli gizli getirdiği cevizli sucuk.
Nihat biraz ötede duruyor, ellerini cebine sokmuş, etrafı kolluyordu.
Bir adım yaklaştı, sonra durdu.
— Sevda… dedi kısık sesle.
— He? dedi kız, başını kaldırmadan.
— Vallahi biri görür diye ödüm kopuyor. Özellikle de…
Sevda gülerek başını kaldırdı.
— Çakır abim mi ? 😂
Nihat derin bir iç çekti.
— Kızım, sen bunu gülerek söylüyorsun ama… Çakır abi beni bir yakalarsa, beni Sıcak Tepe’den aşağı yuvarlar. Hem de dua bile ettirmez.
Sevda kahkaha attı.
— Abim serttir evet ama… bak, sana bir şey diyeyim mi?
— Deme, korkuyorum zaten.
— Korkma ya! Abim kız kardeşine düşkündür. Sevdiğimi bilse… biraz bağırır, biraz çağırır ama verir.
Nihat kaşını kaldırdı.
— “Biraz bağırır” dediğin şey, benim mezar taşım olur kızım.
Sevda ayağa kalktı, Nihat’ın karşısına geçti.
— Sen ne kadar kibar bir adamsın ya… dedi gülümseyerek.
— Mardinli adam kibarlık bilmez mi sandın? dedi Nihat, gururla.
— Yoo ama sen başka kibarsın. Hani annem hep sana “Bu çocuk temiz, eli yüzü düzgün” der.
Nihat utandı, yüzü hafif kızardı.
— Anneler bilir bu işleri, dedi. Sonra ekledi:
— Hem yengem sever beni diyerek.
Bir an sustular. Rüzgâr Sevda’nın saçlarını yüzüne vurdu. Nihat refleksle elini kaldırıp saçını kulağının arkasına aldı.
İkisi de dondu.
— Şey… dedi Nihat hemen, eli havada kaldı.
— Sorun yok, dedi Sevda yumuşak bir sesle.
Göz göze geldiler. O an zaman durmuş gibiydi. Ne aşiret vardı, ne korku, ne Hadi… Sadece iki genç, birbirine yeni alışan iki kalp.
Sevda poşeti uzattı.
— Al, annem yaptı.
— Vallahi mi?
— Vallahi. Ama sakın “Sevda verdi” deme.Amcanlara götür dedi annem öyle çıktım evden .
— Der miyim hiç! “Rüzgâr getirdi” derim.
Sevda güldü.
— Yalanı da çok güzel söylüyorsun ha.
— Senin yanında yalan bile romantik oluyor, dedi Nihat.
Sevda başını eğdi.
— Nihat…
— He?
— Biz gerçekten… şey miyiz?
Nihat bir adım yaklaştı.
— Neyiz?
— Hani…
— Âşık mı?
Sevda başını salladı.
— Hıh.
Nihat gülümsedi.
— Vallahi Sevda… ben seni ilk gördüğüm günden beri kalbim yerinde durmuyor. Ama böyle… sessiz sessiz olsun istiyorum. Kimse bilmeden, kimse karışmadan.
Sevda iç çekti.
— Keşke hep böyle kalsa.
Güneş taş evlerin arasından süzülürken, iki genç Mardin’in sessizliğinde umut biriktiriyordu.
Henüz bilmiyorlardı…
Bu masum kahkahaların, ileride ne kadar kıymetli olacağını.Konak avlusu akşamüstü serinliğine girmişti.
Taş zeminin ortasına uzun sofra kurulmuş, bakır tabaklar dizilmişti. İçli köftelerin kokusu avluya yayılmış, insanın aklını başından alıyordu. Rojda bir tabak daha koydu, eteğini düzeltti.
— Anne, babam birazdan iner mi?
— İner kızım, dedi annesi. O baban sofraya geç kalmaz.
Adar çoktan minderlerden birine çökmüş, kolunu dizine atmıştı. Nihat da annesinin yanındaydı. Sesleri kısık, aralarındaki konuşma gizliydi. Annesi oğluna eğilmiş, neredeyse fısıldıyordu.
— Oğlum, bak diyorum sana… Gönül işi aceleye gelmez.
— Anne, ben acele etmiyorum ki, dedi Nihat. Sadece…
— Sadece seviyorsun, biliyorum, dedi kadın iç çekerek.
Tam o anda Adar başını kaldırdı, sırıttı.
— Lan amına koyayım, gizli gizli bitmedi sohbetiniz ha! İçli köfte soğudu lan, hadi!
Avluda bir anlık sessizlik oldu.
Annesi başını sertçe Adar’a çevirdi. Kaşları çatıldı.
— Terbiyesiz! dedi. Anasının yanında nasıl konuşur bu oğlan!
Rojda kıkırdadı, eliyle ağzını kapattı.
— Anne ama doğru söylüyor, içli köfteler küsecek vallahi.
Adar omuz silkti.
— Ne yapayım ana, ben acıktım. Bir de Nihat’ın bu hâli…
Nihat’a baktı, göz kırptı.
— Hayırdır lan, senin gönül kuşu bir yerlere mi kondu?
Nihat hafifçe kızardı.
— Saçmalama Adar.
— He he, dedi Adar. Ben de köfte yemeyi bırakıp şiir yazacağım zaten.
Annesi sofranın başına geçti.
— Yeter, dedi. Sofra kuruldu, babanız birazdan iner. Kimsenin ağzından kötü laf duymayayım.
Nihat ayağa kalktı, Rojda’ya yardım etmek için tabak taşıdı. Rojda fısıldadı:
— Abi, sen kesin âşıksın.
— Ne alaka?
— Vallahi bak, içli köfteye bakarken bile gülümsüyorsun.
Nihat istemsizce güldü.
— Çok konuşma sen.
O sırada merdivenden ayak sesleri geldi. Baba yavaş yavaş aşağı iniyordu. Herkes yerini aldı.
Ama Nihat’ın kalbi sofrada değildi.
Aklı başka bir avludaydı…
Başka bir gülüşte.
İçli köfteler sıcak, muhabbet kalabalıktı.
Ama Nihat’ın içinde, kimselerin bilmediği sessiz bir sevda büyüyordu.İçli köfteler ortaya alınmış, salata kâsesi de Rojda’nın elindeydi. Avlunun ortasından geçerken Nihat’ın telefonu minderin üstünde titreşti.
Rojda’nın gözü bir an oraya kaydı.
Ekran yandı.
“Sevda 💛”
Rojda durdu.
Bir saniye…
Sonra başını yavaşça Nihat’a çevirdi.
Sırıttı.
Böyle “heh yakaladım seni” sırıtmalarından.
Nihat hemen fark etti. Kaşlarını çattı, ters ters baktı.
— Sus kız… öldürürüm seni, dedi ama sesi sert değil, bildiğin şaka doluydu.
Rojda salata kâsesini masaya bıraktı, iki eliyle ağzını kapattı.
Sonra fermuar çeker gibi yaptı.
— Cırt! Sustuum, dedi fısıltıyla.
Adar bunu görünce kafasını kaldırdı.
— Lan ne yapıyorsun sen?
— Hiç abi, dedi Rojda masum masum. Diyet yapıyorum… konuşma diyeti.
Annesi kaşlarını kaldırdı.
— Salata getirmeye mi gittin, tiyatro yapmaya mı?
— Getirdim ya ana, dedi Rojda. Hem salata da taze, laf da taze.
Nihat başını öne eğdi. Gülmemek için dudaklarını ısırdı. Telefonu eline aldı, kimseye çaktırmadan ekrana baktı.
Sevda:
“Yemeğe mi oturdunuz? İçli köfte varsa aklın bende kalmasın 😌”
Nihat’ın içi ısındı.
Parmakları hızlıca yazdı.
“Var… ama tadı sen yokken eksik.”
Kalbi hızlandı.
Başını kaldırdı. Rojda hâlâ ona bakıyordu.
— Bak dedim sana, dedi fısıldayarak.
Rojda yine fermuar hareketi yaptı.
— Cırt! Vallahi sustum. Ama ben bu sevdayı sevdim ha.
Nihat hafifçe gülümsedi.
Hiç kimse fark etmedi belki ama o sofrada bir aşk, salatanın yanına usulca oturmuştu.
Rojda yemek boyu abisine baktı kaş göz devirdi. Nihat kafa salladı "sen görürsün" der gibi . Ama Rojda evin deli kızı durmadı . Nihat abisini çok severdi kız . Adar abisi daha sertti ama Nihat daha yumuşak bir adamdı . Kimseyi kırmaz dökmezdi .