Asu ve Fırat 🩷

1162 Words
Gece, Nusaybin’in üstüne ağır ağır çökmüştü. Asu odasında, karanlığın içinde tavana bakıyordu. Evin duvarları bile ona dar geliyordu artık. Her nefes alışında, sanki göğsünün ortasına bir taş oturuyordu. Abisinin sesi hâlâ kulaklarındaydı. “Ölsen de kurtulsam senden.” Yorganı başına çekti ama olmadı. Bu evde hiçbir şey, hiçbir köşe onu saklamıyordu. Telefonunu eline aldı. Fırat’ın adı ekranda duruyordu. Yazmak istedi, yazamadı. Abim beni sana verir mi acaba? Bu cümle artık sadece bir soru değildi. Bir korkuydu. Avludan kahkahalar yükseldi. Hadi’nin sesi… Rakı sofrası yine kurulmuştu. Asu yavaşça kalktı, kapıyı araladı. Avlunun ortasında Hadi, bardağı elinde sallıyor, adamlarına bir şeyler anlatıyordu. Gözleri kızarmıştı. Yüzünde tanıdık bir ifade vardı: tehlike. — Bu dünyada bazı kızlar var, dedi Hadi. — Onlar ne istediklerini bilmezler. Ama ben bilirim. Adamlar güldü. Asu’nun içi ürperdi. İçinden bir ses, “Bize bakıyor,” dedi. O an Hadi başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Hadi sırıttı. — Ne o lan? Gece gezmesi mi? diye seslendi. Asu irkildi. — Su içecektim abi, dedi kısık bir sesle. — Hah! dedi Hadi. — Bak bak, konuşmayı da öğrenmiş. Adamlar yine güldü. Asu’nun yanakları yandı ama bir şey demedi. Başını eğip geri döndü odasına. Kapıyı kapattığında elleri titriyordu. Yatağa oturdu. Bu sefer ağladı. Sessizce, içine içine. Çünkü yüksek sesle ağlamak bile yasaktı bu evde. Aynı saatlerde, başka bir evde Sevda gülüyordu. Nihat’ın attığı mesajlara bakıyor, kalbi hızla atıyordu. Henüz bilmiyordu… Aşk bazen en güzel hâlindeyken göze batardı. Ve bazı adamlar, güzel olan her şeyi kırmak isterdi.Sabah, konakta erken oldu. Asu’nun uykusu zaten ağır değildi. Gözlerini açtığında, pencereden süzülen solgun gün ışığı odanın duvarlarına vuruyordu. Bir an, gece yaşananları hatırladı. Hadi’nin sesi… o bakışı… İçi sıkıldı ama üstüne gitmedi. Bugün okul vardı. Bugün kaçış vardı. Sessizce hazırlandı. Saçlarını aceleyle topladı, aynaya bile doğru düzgün bakmadı. Merdivenlerden inerken avluda kimse yoktu. İyi, dedi içinden. Bugün kavga yok. Okul yolu her zamankinden kısa geldi. Çünkü aklında tek bir şey vardı: Fırat.Asu arka bahçeye çıktığında Fırat çoktan dut ağacının altındaydı. Elinde dal koparmış gibi bir şey vardı, görünce hemen sakladı. — Ne saklıyorsun? diye sordu Asu şüpheyle. Fırat masum masum baktı. — Hiç… suç aleti. Seni görünce kalbim hızlandı ya, onu gizliyorum. Asu kahkahayı patlattı. — Allah’ım sen çok saçmasın ya! — Ama bak güldün, dedi Fırat gururla. — Demek ki işe yarıyor. Asu başını salladı. — Böyle konuşma, biri duyar şimdi. Fırat etrafına bakındı, sonra fısıldar gibi konuştu: — Merak etme, bu bahçede sadece biz varız… bir de bu ağaç. — Ama ağaca güvenmiyorum ben, her şeyi görmüş gibi duruyor. Asu yine güldü. — Sen var ya… ciddi ciddi insanın içini rahatlatıyorsun. Fırat omuz silkti. — Ne yapayım, süper gücüm bu. — Korkmuş kızları güldürmek. Asu bir an sustu. Sonra yumuşak bir sesle: — Dün biraz kötüydüm, dedi. — Ama şimdi iyiyim. Fırat hemen atladı: — Tabii iyisin. Çünkü karşında ben varım. — Doktorum ben, uzmanlık alanım: Asu’nun morali. — Yürü git, dedi Asu ama gözleri gülüyordu. Fırat bir adım yaklaştı. — Bak ciddi söylüyorum, dedi. — Canın ne zaman sıkılırsa haber ver. — Gelirim… gerekirse saçma bir şaka yaparım. Asu başını kaldırdı. — Ya biri görürse? Fırat sırıttı. — O zaman da deriz ki ders çalışıyoruz. — Sen çalışıyorsun, ben seni izliyorum. Asu gülmekten kendini tutamadı. — Sen var ya… başıma bela olacaksın. Fırat göz kırptı. — Olurum. — Ama tatlı bir bela. Zil çaldığında ikisi de irkildi. Asu gitmeden önce durdu. — Kimseye söylemiyoruz, tamam mı? Fırat elini kalbine götürdü. — Söz. — Zaten bu aşk biraz gizli, biraz komik… — Tam bize göre. Asu arkasını dönerken hâlâ gülümsüyordu. Ve ilk defa uzun zamandır, içi gerçekten hafifti. Zil çaldığında sınıfa birlikte girmediler. Asu önden geçti, Fırat biraz geriden. Gizli anlaşmaları vardı; okulda fazla yan yana görünmeyeceklerdi. Asu sıraya oturur oturmaz sınıfın havası değişti zaten. Tatlıydı kız. Güzel demeye bile gerek yoktu; gülünce yetiyordu. Arka sıralardan bir ses yükseldi: — Asu bugün de ışık saçıyorsun ha, gözümüz kamaştı valla! Başka biri atladı hemen: — Hocam bu kız yüzünden derse odaklanamıyoruz, bu da bir suçtur bence! Sınıf gülüşmelere boğuldu. Asu utangaç bir tebessümle başını eğdi. Yan sıradan Zeynep dirseğiyle dürttü onu. — Kız, yine sınıf senin fan kulübün olmuş. — Sus ya, dedi Asu kısık sesle. — Rezil etmeyin beni. — Ne rezili? dedi Zeynep. — Gayet tescilli sınıf güzeli durumu bu. Ön sırada oturan bir çocuk arkaya dönüp sırıttı: — Asu, teneffüste kantine geliyoruz, sen de gel. Moral olur bize. Asu cevap vermeden önce öğretmen sınıfa girdi. — Oturun bakalım, dedi sertçe. Ama fısıltılar kesilmedi. Fırat arka sıralarda sessizce izliyordu olan biteni. Kalemi elinde döndürüyordu ama deftere tek satır yazmıyordu. Çenesini sıkmıştı. Zeynep fark etti. Başını hafifçe çevirip fısıldadı: — Oo Fırat, sen niye gerildin böyle? Fırat dişlerinin arasından mırıldandı: — Çok konuşuyorlar. — Kıskandın mı yoksa? dedi Zeynep sırıtıp. Fırat gözlerini kaçırdı. — Saçmalama. Asu arkadan duydu bunu. Dönüp Fırat’a baktı. Küçük, masum bir gülümseme gönderdi ona. Sadece ikisinin bildiği bir gülümseme. Fırat’ın içi o an biraz yumuşadı. Ama yine de sinirliydi. Arkadaki çocuklardan biri tekrar atıldı: — Asu vallahi gülme, insanın kalbi kayıyor sonra! Fırat dayanamayıp mırıldandı: — Kaymasın, düşer sonra. Zeynep kahkahayı zor tuttu. — Sen fena tutulmuşsun, haberin olsun. Ders devam ederken Asu defterine eğildi. Ama yüzünde hâlâ küçük bir tebessüm vardı. Biliyordu… O tebessümün asıl sahibi arka sıradaydı. Ve Fırat, bütün sınıfın içinde, en çok o gülüşe sahip çıkmak isteyen tek kişiydi.Zil çalar çalmaz Asu yerinden fırladı. Zeynep’le göz göze geldiler, ikisi de aynı anda gülümsedi. — Gel, dedi Zeynep. — Arka bahçeye çıkalım. Koridorda yürürken Asu çantasını sıkı sıkı tutuyordu. Heyecanı adımlarına vurmuştu. Bahçenin kenarındaki banklara oturdular. Hava serindi ama güneş yüzünü gösteriyordu. Zeynep Asu’ya döndü, kaşlarını kaldırdı. — Hadi bakalım. Anlat. — O bakışlar, o gülüş… Boşuna değil bunlar. Asu önce sustu. Sonra derin bir nefes aldı. — Ben… dedi kısık sesle. — Birine aşığım Zeynep. Zeynep’in gözleri parladı. — Tahmin ettim zaten! Kim? Söyle hadi! Asu utangaçça güldü. — Fırat. Zeynep bir an durdu, sonra elini dizine vurdu. — Ciddi misin? — Lan çok yakışıyorsunuz siz! Asu’nun yanakları kızardı. — Kimse bilmiyor ama. — Abim duysa… var ya… Zeynep başını salladı. — Anladım. Gizli aşk ha. — Hem de nasıl, dedi Asu. — Okulda yan yana bile duramıyoruz. — Ama bakınca anlıyorum ben… O bana bakıyor ya… sanki dünya susuyor. Zeynep sırıttı. — Ay kız, aşık olmuşsun sen bildiğin. Asu dizlerini karnına çekti. — Çok iyi biri Zeynep. — Esprili, güldürüyor beni. — Yanındayken korkmuyorum. Zeynep’in yüzü bir an ciddileşti. — Ama abin… Asu’nun bakışları düştü. — Vermez. — Biliyorum. — Fırat ağa oğlu değil, güçlü değil. — Abimin dünyasında bu bir hiç. Zeynep Asu’nun elini tuttu. — Ama sen mutlusun. Asu başını salladı. — İlk defa. Bir grup erkek bahçeden geçerken laf attı: — Asu, gülme öyle, kalp bırakmadın ortada! Zeynep hemen döndü. — Yürü lan! Sizin teneffüsünüz bitti! Asu güldü. — Sen iyi ki varsın. Zeynep göz kırptı. — Sen de iyi ki aşıksın. Uzakta Fırat onları izliyordu. Asu’nun güldüğünü görünce o da gülümsedi. Ama içinden geçen tek bir cümle vardı: “Bu kızı kimseye bırakmam... "
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD