Asu ayakta duramadı. Perdenin önünde dizleri çözüldü. Hiç fark etmeden yere oturdu. Sonra da sırtını kanepeye yasladı. Bir süre öylece kaldı. Gözleri boşluğa bakıyordu. Göğsünün içinde bir şey kabardı. Bastırdı. Yutkundu. Ama olmadı. Dudağı titredi. Sonra çenesi. Ve ilk damla yanağından süzüldü. Asu elini ağzına götürdü. Ses çıkarmamak için. Ama boğazındaki düğüm büyüdü. — “Baba…” dedi fısıltıyla. Sesi tanımadığı kadar kırılmıştı. Babası geldi aklına. Sabahları erkenden kalkışı. Sessizce çay koyuşu. Ona bakarken hiçbir şey söylemeden her şeyi anlatan o gözleri. — “Kızım,” deyişi geldi kulağına. — “Ben buradayım babacım .” Asu başını dizlerine gömdü. — “Çok özledim…” dedi. — “Çok…” Omuzları sarsılmaya başladı. Sessiz ağlayamıyordu artık. Sonra Fırat girdi aray

