Bir hafta sonra ....
Konak avlusu doluydu.
Taş zemin üstünde yarım ay şeklinde dizilmiş sandalyeler, ortada uzun bir masa…
Mardin’in ağır sıcağına rağmen havada soğuk bir gerilim vardı.
Aşiret reisleri birer birer gelmişti.
Kimi tespih çeviriyor, kimi sessizce etrafı süzüyordu.
Konuşmalar kısık, bakışlar dikkatliydi.
Çakır Selmanoğlu avlunun başında ayakta duruyordu.
Üzerinde koyu renk gömlek, kolları sıvalı.
Ne bağırıyordu ne de acele ediyordu.
Ama herkesin gözü ondaydı.
Azat biraz gerisinde duruyor, sessizce ortamı kolluyordu.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Çakır başını kaldırdı.
Sesi yüksek değildi.
Ama netti.
— Beyler, dedi.
— Lafı dolandırmayacağım.
Avluda çıt çıkmadı.
— Bu topraklarda ne yapılıyorsa…
— Benim adımın geçtiği yerde yapılır.
Bir aşiret reisi hafifçe öksürdü, diğeri başını salladı.
Çakır devam etti:
— Elektronik olur.
— Mal olur.
— Silah olur.
Kısa bir duraksama yaptı.
Bakışlarını tek tek yüzlerde gezdirdi.
— Ama uyuşturucu…
— Yok.
Sesinde zerre esneklik yoktu.
— Ne benim sevkiyatımda…
— Ne benim adımın geçtiği bir yerde.
Avluda bir uğultu dolaştı.
Bazıları başını eğdi, bazıları tespihini hızlandırdı.
Hadi, biraz kenarda duruyordu.
Kolları göğsünde bağlı, yüzünde sahte bir sakinlik.
Çakır’ın bakışı ona da değdi ama durmadı.
— Bu iş yüzünden adımızı kirleten olursa…
— Benimle karşı karşıya gelir.
Bir adım attı öne.
— Kim olursa olsun.
Sessizlik daha da ağırlaştı.
O anda Hadi öne doğru eğildi, söz aldı.
Sesi kontrollüydü, yüzünde diplomatik bir gülümseme vardı.
— Çakır Ağa, dedi.
— Bizim tarafta olmaz öyle şeyler.
Başını salladı, onaylar gibi.
— Uyuşturucu işi bize ters.
— Aile adımıza yakışmaz.
Çakır Hadi’ye baktı.
Uzun uzun.
Ne kızgın…
Ne de yumuşak.
Sadece ölçer gibiydi.
— Güzel, dedi kısa bir şekilde.
— O zaman sorun yok.
Ama o “sorun yok”un içinde bir uyarı vardı.
Herkes hissetti.
Bir başka reisi söze girdi:
— Çakır doğru söylüyor.
— Bu işin sonu hayır değil.
Baş sallamalar arttı.
Söz birliği görüntüsü oluştu.
Ama Hadi’nin içi kaynıyordu.
Çakır toplantıyı bitirir gibi elini hafifçe kaldırdı.
— Son kez söylüyorum, dedi.
— Bu bir rica değil.
Avludan çıkarken herkes rahatlamış gibi görünüyordu ama
kimse gerçekten rahat değildi.
Hadi yürürken dişlerini sıktı.
Yüzü donuktu.
İçinden geçen cümle ise bambaşkaydı:
“Uyarıyorsun ama kime, Çakır?”
“Bu masada herkes temiz değil.”
Çakır ise avluda kaldı.
Azat yanına yaklaştı, kısık sesle konuştu:
— Abi… herkes kafa salladı ama…
Çakır gözünü Hadi’nin arkasından ayırmadan cevap verdi:
— Kafa sallamak kolay, Azat.
— Asıl mesele… kimin sallamadığı.
Ve o anda,
oyunun daha yeni başladığı belliydi.Azat onaylar gibi baktı .
Toplantı bitmiş, aşiret reisleri tek tek avludan ayrılmıştı.
Hadi bir köşede kaldı.
Kollarını göğsünde bağladı ama içi içini yiyordu.
Dışarıdan sakin görünüyordu.
Ama aklında tek bir isim dönüp duruyordu: Çakır Selmanoğlu.
Küfrü bastı adam.
— Amına koyduğum puştu… dedi dişlerinin arasından.
— Haline bak… küçük dağları o yaratmış sanki.
Bir ileri bir geri yürüdü.
— Ulan… ulan… ulan… diye mırıldanırken yumruğunu sıktı.
Mahir dikkatle baktı ona.
— Sakin ol lan, dedi alçak sesle.
— Adam sana baktı. Bence bir şeyler seziyor. Dikkatli ol.
Hadi bir anda döndü.
Bakışı sertti, sesi daha da sert.
— Dikkatini sikerim onun da, senin de!
— Ben Hadi’yim lan. Ne istersem yaparım.Diyip lüks jeepine bindiler iki adam .
Tam o anda…
Konak kapısı açıldı.
Sevda dışarı çıktı.
Siyah film kaplı arabanın içindeydiler Hadi’yle Mahir.
Hadi’nin bakışları bir anda değişti.
Sinir yerini başka bir şeye bıraktı.
Dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
— Bak hele… dedi alçak bir sesle.
— Yeryüzüne inmiş melek gibi.
Gözlerini kızdan ayırmadı.
— Kanatları eksik ama… diye devam etti.
— Ben ona kol da olurum, kanat da.
Mahir rahatsız oldu.
— Hadi… dedi temkinli.
— O kız… Çakır’ın kız kardeşi.Ulan ne adamsın kız mı kalmadı.
Hadi güldü.
Ama bu gülüşte zerre masumiyet yoktu.
— Daha güzel, dedi.
— Yasak olan her şey daha tatlıdır.
Sevda arabaya binmek üzereyken bir an durdu.
Etrafına baktı.
Sanki biri onu izliyormuş gibi…
Hadi refleksle koltuğa biraz daha gömüldü.
Ama gözleri hâlâ üstündeydi.
— Kaç bakayım, dedi kendi kendine.
— Nereye kadar kaçacaksın?
Sevda araba hareket edince gözden kayboldu.
Hadi’nin yüzü yeniden karardı.
Az önceki gülümseme silindi.
— Duydun mu lan, dedi Mahir’e dönerek.
— Bu iş böyle kalmayacak.
Mahir sessiz kaldı.
İçinden geçen tek şey şuydu:
Bu adam sevdaya değil… felakete aşık.
Hadi sigarasını yaktı.
Dumanı yavaşça dışarı üfledi.
— Çakır Selmanoğlu… dedi fısıltıyla.
— Sen farkında değilsin ama…
— Ben çoktan oyuna girdim.
Avlunun üstüne sessizlik çökerken,
bir yerde bir aşk masumca nefes alıyordu,
başka bir yerde ise bir saplantı büyüyordu.
Ve bu ikisi…
çok yakında çarpışacaktı.Sevda amcasına geçecekti . Şoför konağa doğru sürdü . Nihat ise konağın salonunda sabırsızlıkla bekliyordu. Ayaklarını sallıyor, sürekli kapıya bakıyordu. Annesi, Rojda’yı yanına çağırmış, sofrayı hazırlıyordu.
— Oğlum, dedi annesi hafifçe kaşlarını kaldırarak, yengen ve Sevda gelecek de, ne konakta kaldın öyle? Haydi git işine!
Nihat gözlerini kocaman açtı, hafifçe şaşkın:
— Anne, dedi, önemli değil…hem görseydim bir yengemi falan. Rojda kahkaha attı eğildi abisine
— Onun işi burda anacığım, dedi. Nihat sinirle döndü baktı görürsün sen der gibi kafa salladı. Rojda kıkırdadı yine .Anası baktı adama doğru
— Böreği gördün değil ? diye sordu.
Rojda kahkahasını bastı, hafifçe omuz silkti:
— Görürsün sen şimdi , Nihat abi diyerek gülümsedi.
— Ana ne böreği, o Sssseeevvv derken Nihat koştu
ağzını kapattı kızın " beş binlik verecem sus " diyerek kızı susturdu. Sevda… Annesiyle birlikte gelmişti. Kalbi bir anda hızlandı.
Nihat’ın annesi kapıya koştu, yüzünde hafif bir tebessüm:
— Hoş geldiniz, dedi. Gelin içeri, buyurun.Oy eltim, hoşgeldiniz . Sevda kızım hoşgeldiniz.
Sevda nazikçe gülümsedi:
—Hoşbulduk yenge , diyerek öptü elini kadının . Nihat göz kırptı kıza gizliden . Sevda yanakları al al utandı kızardı . Sevda'nın anneside öptü kadını
—Hoşbulduk eltim, anam bu ne sıcak veyyyy . diyerek yelleme yaptı kendine .Rojda ve Nihat'ı öptü kadın .
Sevda ve annesi salona geçti. Küçük sohbet başladı; hava hafif, tatlı bir gerginlik ve samimiyet vardı. Nihat ara ara göz ucuyla Sevda’ya bakıyor, kalbinde sessiz bir heyecanla gülümsüyordu.Bir saate yakın oturdular sohbet ve muhabbet ettiler sonra ,
Nihat kendini toparladı ve ayağa kalktı:
— Ben biraz işimle ilgileneyim, dedi. Ama göz ucuyla Sevda’ya bakmayı ihmal etmedi.
Sevda hafifçe başını salladı, içten bir gülümseme yayıldı yüzüne. Nihat odadan çıktı, işine koşarken kalbinde tatlı bir heyecan, bir yandan da onun yanında olma isteği vardı.