Okulun bahçesi öğle güneşiyle hafif ısınmış, taş yolların arasında öğrenciler gülüşüp koşuşturuyordu. Asu, sırt çantasını omzuna nazikçe takarken, Fırat’ın yanına doğru yürüdü. Fırat, elinde kahvesiyle ona bakıyor, gözlerinde hafif bir gülümseme vardı.
— Günaydın Asu, dedi Fırat, kahvesini alıp dudaklarının kenarına götürerek.
— Günaydın Fırat, dedi Asu, hafifçe gülümseyerek. Bugün hava çok güzel, değil mi?
Fırat omuz silkti, gözlerini kısıp şakacı bir bakış attı:
— Güzel mi? Asu yok be güzel olan sensin gülüşün , bakışın , sen yanımda olduğun sürece her hava güzel. Ama dikkat et, kimse o gülüşü görmesin, yoksa görenleri deşerim diye hafifçe dalga geçti.
Asu hafifçe dudak büktü, gözlerinde kıkırdama belirdi:
— Ne kadar da şakacısın Fırat, dedi. Aman dikkat edelim Fırat bey bugün biraz deşici .
Fırat kahkaha attı, parmağını Asu’ya doğru uzattı, hafifçe dokundu:
—
İkisi de kısa bir sessizlikle birbirine bakakaldı. Sonra Asu hafifçe başını eğdi:
— Bazen senin şakaların çok beklenmedik oluyor Fırat, dedi. Ama… gülümsemem engellenemiyor.
— İşte bunu duymak için buradayım, dedi Fırat, gözlerinde hafif bir parıltı. Ama bak, seni güldürebiliyorsam… günüm tamam demektir.
O sırada Suzan ve Zeynep yanlarından geçti, hafifçe tebessümle bakarak fısıldaştılar:
— Asu, ne aşk be kızım sizinki de dedi Suzan.
— Büyük aşk be Suzan dedi Asu hafifçe utanarak ama sessiz bir şekilde.
Fırat parmağını saçlarını karıştırarak Asu’ya bakmaya devam etti:
— Asu'yu tekrarlar gibi " Büyük aşk " dedi . Asu'da duydu bunu ve
Asu hafifçe gözlerini kısmadan baktı, dudaklarının kenarında küçük bir tebessüm belirdi
taş duvarlara yumuşak bir melodi gibi yayıldı.
Okul çıkışı Mardin’in sıcak ama hafif rüzgârlı akşamüstü… Asu, çantasını omzuna takmış, adımlarını sakin ama hızlı atıyordu. Konağın taşlı avlusuna girer girmez Hadi ve yanında Mahir’i gördü.
Mahir, Asu’yu görünce hafifçe doğrulandı, saçını düzeltti, ceketiyle oynadı. Gözleri kısa bir an parladı ama Hadi bunu fark etmedi; o, aklını tamamen işine, sevkiyata vermişti.
Asu, nazik bir şekilde selam verdi:
— Merhaba abi , Merhaba Mahir abi , dedi ve hızlıca odasına yöneldi.Hadi sertçe başı ile selam verdi kıza geç odana der gibi kafa salladı , gözlerini Asu’dan ayırmadan ama aklı başka yerde:
— Aklın nerde amına koyayım, burda bir şey anlatıyorum lan puşt! Milyonlarım gitti lan! diye bağırdı Mahir’e.
Mahir derin bir nefes aldı, hafif geri çekildi ve sakin ama net bir tonla cevap verdi:
— Koçum, sakin ol… halledecem lan . Önce şu polis işi , sonra sevkiyat şu an durumu ters lan , dedi.
Hadi, hâlâ sinirli ve kendinden emin bir şekilde Mahir’e bakarken:
— Siktir et polisi bir bok yiyemezler , her şey gitti lan ama , bu iş böyle gitmez amına koyayım diye devam etti.Hadi, hâlâ öfkeli, Mahir ise sakin ve akıllıca hareket ederek adamın öfkesini kontrol altında tutuyordu. Asu’nun adımları yukarıdan geliyordu; sessizliği ve kibar tavrı, Hadi’nin aklını bile karıştırmadan Mahir’in dikkatini çekti.
— " Yine ne güzel, ne sade" diye geçirdi içinden. Hadi, içindeki öfkeyi bastırmaya çalışıyor, ama bir yandan da aklında sadece kaybolan milyonlar ve patlamamış sevkiyat vardı. Mahir, Hadi’yi sakinleştirmenin yollarını arıyor, bir yandan da Asu’nun odasına girdiği anı zihninde tutuyordu; çünkü Mahir için bu küçük an bile değerliydi.
Hadi gece gündüz demeden içen bir adamdı. Ve yine , elinde yarısına kadar dolu bir kadeh…
Ama içmiyordu.
Gözleri bir noktaya kilitliydi.
Dün gece…
O an…
Siren sesi kulağında çınladı.
Koştuğu sokak…
Arkasından bağıran sesler…
Bir ara nefesi kesilecek sandı.
Bir adım daha geç kalsa…
Elini saçlarına geçirdi, sertçe çekti.
Parmakları titredi.
— Kim uğraşıyor lan benimle… ben Hadi ! lan Hadi kim beni atacak o cezaevine ! diye mırıldandı.
— Kim cesaret ediyor amına koyayım?
Kadehi masaya vurdu, cam ince bir ses çıkardı.
Dişlerini sıktı.
— Ama bir elime geçirirsem…
— Dalağını deşeceğim yemin ederim. Mahir'de kafa salladı sağa sola sıkıntı ile.
— Lan sakin ol, amına koyayım bir dur dedi.
— Tamam…belli işler bunlar zaten , biz bu işin içindeyiz . İlk baskın yememiz mi siktigimin işinde .
— Bunlar normal.
Hadi başını kaldırmadan güldü.
Ama bu gülüşte zerre eğlence yoktu.
Mahir biraz yaklaştı, sesi düştü.
— Ama bak sana bir şey diyeyim mi…
— Biri seninle…
— Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.
Bu söz Hadi’ye tokat gibi çarptı.
Başını kaldırdı.
Gözleri karardı.
Bir an sustu.
Sonra kadehi aldı.
Tek nefeste kafaya dikti.
Boğazından yanarak indi içki.
Kadehi sertçe masaya bıraktı.
— Görecez bakalım… dedi, sesi kısık ama tehdit dolu.
— Kim fare…
— Kim kedi.
Mahir susuyordu artık.
Çünkü Hadi’nin o bakışı…
Bir karar verdiğini gösteriyordu.
Ve bu kez…
Birileri gerçekten yanacaktı.
Çakır Selmanoğlu konağının geniş, gölge düşüren odasında oturuyordu.
Koyu renk gömleği düğmeli, kolları hafifçe kıvrılmış, gözleri eski harita gibi dikkatle tarıyor her detayı.
Azat yanındaydı, kahvesini yudumluyor, bakışlarıyla Çakır’ın her tepkisini okuyordu.
— Abi, dedi Azat, merak ediyorum. Hadi’nin son hamlelerini sen de duydun mu? Dün geceki sevkiyat meselesi…
— Heh…bende dedim Azat ne zaman dedikodu edecek amına koyayım diyip sırıttı sonrada ciddileşti . Çakır, kaşlarını çatarak. Duymadım mı? Tabii ki duydum. Ama merak etme, her şeyi kontrol altına aldım.Rahat ol lan , ama Hadi’nin kafasında ne var bilmiyor.
Azat şaşkın baktı:
— Yani…sen mi lan ! ulan ne adamsın Çakır Selmanoğlu ! Hadi hâlâ ortalıkta deliriyor ama sen…burda rahat rahat.
— Ben… dedi Çakır, dudak kenarında sert bir tebessüm. Ben hep bir adım öndeyim ! .
— Abi sen cidden… dedi Azat, gülerek. İnsan işin bu kadar farkında değilsin bak ateşle oynama .
Çakır sertçe başını salladı:
— Ben Ateş'in taa kendisiyim … sadece planımı bozmak isteyen varsa burnundan fitil fitil gelecek, Benim şehrimde kimseyi zehirleyemez o yarrak ağızlı , işte o kadar.
Azat hafifçe kahkaha attı:
— Abi senin planların hep deli gibi. Ama Hadi mi? O da korkmaz be…
Çakır, Azat’a doğru hafifçe eğildi, sesi düşük ama tehditkâr:
— Hadi? Ah, Hadi… Adam daha ne olduğunu anlamadı. Sevkiyatı patladı , polis baskını yedi milyonları gitti oturup ağlasın anasının dizinde . Benden haberi yok zaten .
Azat gözlerini açtı:
— Yani Hadi’nin hiç haberi olmayacak, ya biri derse ?
— Yok, dedi Çakır.
— Ben şaşkınım vallah Çakır . İnşallah dediğin gibi olur her şey .
— Olur olur , aslanım olur .
Azat gülümsedi, sonra sertleşen Çakır’ın bakışlarıyla kendini topladı.
— Peki abi… o zaman… dedi Azat. Her şey yolunda demek.
— Her şey yolunda… ama dikkat et Azat. Kimseyi küçümseme, Hadi’yi hiç ama hiç küçümseme. O deli… ama ben kurnazım.
Çakır kalktı, cam kenarına doğru yürüdü.
— Hadi kendi kendine savaş açtı, dedi.
— Ben sadece onu izliyorum. Doğru zaman doğru mekan , ve doğru plan....
— Ve kimse farkında değil…
— Kimse…
Azat başını salladı, yanında durdu.
— Abi senin gibi bir adam varken… Hadi’nin burnundan fitil fitil geldiği günler uzak değil demek.
Çakır sert bir kahkaha attı.
— Uzak mı? Uzak değil… Ama doğru zaman geldiğinde… herkes kendi yerini bilecek.
Gözleri yine camdan çarşının kalabalığına kaydı.
Orada, farkında olmadan, Hadi kendi planlarıyla oynamaya devam ediyordu.
Ama Çakır… her adımını biliyor, sabırla bekliyordu.
Ve o an aklından tek bir cümle geçti:
— Bu oyun daha yeni başlıyor…