Hadi’nin annesi mutfakta tek başına oturuyordu. Eli çay bardağında ama içmiyordu. Gözleri boşluğa dalmıştı. Telefon titredi. Ekrana baktı. Oğlum. Bir an nefesi kesildi. Parmakları titredi. Açtı. — “Oğlum…?” dedi fısıltıyla. — “Neredesin sen?” Karşıdan gelen ses kısıktı. Ama tanıdı. O sesi anne olan herkes tanırdı. — “Ağlama,” dedi Hadi. — “Vaktim yok.” Kadının gözleri doldu. — “Kaçmışsın…” — “Allah’ım sen koru—” — “Ana,” diye kesti sözünü Hadi. — “Dinle.” Sesi sertti. Kararlıydı. — “Bana para lazım.” — “Bir de silah.” Kadın dondu kaldı. — “Oğlum ne diyorsun sen?!” — “Yapma, yalvarırım—” — “ANA!” diye fısıldadı ama sesi bıçak gibiydi. — “Bu son şansım.” Kadın yutkundu. — “Evde ne varsa bozdur.” — “Altınlar.” — “Ve sandığın altındaki tabanca.” Kadının eli ma

