Geceydi. Çakır Selmanoğlu’nun geceleri artık hep aynıydı. Sessiz. Kirli. Uykusuz. Masasının üstünde haritalar vardı. Dağ yolları, uçurum çizgileri, dere yatakları. Kırmızı kalemle işaretlenmiş noktalar. Tek tek. Azat kapının önünde bekliyordu. İçeri girmiyordu artık. Çakır çağırmadıkça kimse girmiyordu. Çakır sandalyesinde öne eğilmişti. Dirsekleri dizlerinde. Sigara yanıyordu ama içmiyordu bile. — “Yok…” dedi kendi kendine. Sesi boğuktu. — “Yok lan.” Masaya yumruğunu indirdi. Haritalar titredi. — “Ölseydi çıkardı.” Ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Geceyi seyretti. Dağlar karanlıktı. Ama o karanlığı ezbere biliyordu. — “Uçurumdan düşen ceset kaybolmaz,” dedi. — “Kemik kalır, iz kalır, bir şey kalır.Amına koyayım ” Derin bir nefes aldı. Dişlerini sıktı. — “Kaç a

