Hadi bir süre koltukta öylece kaldı. Göğsü kalkıp iniyordu. Başının içi uğulduyordu. Sonra bir anda yerinden fırladı. — Lan! Ses konağın duvarlarında yankılandı. Kapıya doğru sendeleyerek yürüdü. Omzu kapıya çarptı, dişlerini sıktı ama durmadı. Avluya çıkan kapıyı açtığında yüzüne soğuk gece çarptı. Avlu… Normalde iki nöbetçi olurdu. Biri kapıda. Biri ceviz ağacının altında. Şimdi… Sessizlik. — Ulan! diye bağırdı. — Nerdesiniz lan! Bir adım attı. Ayağı bir şeye takıldı. Eğildi. Kapıdaki adam… Yüzüstü yatıyordu. Boynunda ince, kanlı bir çizgi. Gözleri açık kalmıştı. Hadi’nin nefesi kesildi. — Hay… ananı… Geri geri yürüdü. Avlunun öbür ucuna baktı. Ceviz ağacının altında ikinci adam. O da yerdeydi. Bu sefer sırtüstü. Göğsü kan içindeydi. Gömleği koyu koyu ıslanmıştı.

